Kur’an’ı hazmıyla anlamak
ve idrak etmek -1-

Din ekseninde yaşayan toplumda mevcut olan bir konunun veya tartışmanın derinlerine inip sebep ve sonuçları üzerinde durmak, aralarındaki ilişkileri analiz etmek hiç de kolay bir iş olmasa gerek. Nedeni, araştırmaların bir ön yargıya dayanmasıdır.

Bu nedenle bir araştırma yapıldığında şu hususları tespit etmek mümkündür:

Kur’an, anlaşılması, saygı duyulması gereken, ölülere ait bir kitap değil, diriler kitabıdır. O’nun için “ölü hayatları diriltmeye gelmiştir” denir.

Şartlanmaların, değer yargılarının, insanı canından bezdiren duyguların varlığı –özellikle sahiplik duygusu- sürdükçe Kur’an’ı anlamak adeta imkânsızlaşır.

O’na inananlar, O’nunla amel edip hükümlerini uygulayanlar, hayatta iken az da olsa ufku açılmış, muttaki zümresine iltihak etmiş olanlardır.

Kur’an bir hikâye kitabı değil, sistemi anlatan, korunmayı temin eden ve içsel yolculuğa çıkış anahtarlarını Muhkem ve Müteşabihe dayanan ayetleriyle bizlere sunan hükümler bütünüdür.

İnsanlar arasında hükmetmek, onun hakkıdır. Bu hakkı, O’na kardeş olmayana vermek, yapılacak ihanetlerin belki de en büyüğü olacaktır!

Buradan çıkan sonuç şudur:

Sadece Kur’an, insana hükmedebilir; Kur’an’ı kullanarak bireysel hükmetme duygusu içinde olanlar hıyanet içinde oldukları gibi, bu kişilere yardımcı olanlar da, aynı şekilde Kur’an’a adeta zulum etmektedirler. Çünkü Allah’ın mülkünde Kur’an’la hükmetme hakkı Allah Rasulü dışında hiç kimseye verilmemiştir.

Kur’an Allah’ın kelâmıdır. Allah, Kur’an aracılığı ile bizlere hitap etmekte “anlatmakta/konuşmakta”dır. Allah, kelamını ortaya koyarak amacını ‘dilediğini yapma hükmünü’ gerçekleştirmiştir.

Bize düşen görev de bu hükümleri ve içeriğini ‘tanrıya dayandırmadan’ değerlendirmek, anladığımızı en alt düzeyden en üst katmana kadar yükseltip hayata geçirebilmektir.

Ancak bu algılamayı yaparken, öncelikle onun temel birtakım ilkeler içerdiğini, içeriğindeki çapraz konuları karıştırmamak gerektiğini göz önünde bulundurmak şarttır.

Özellikle, tasavvufun veya çağdaş bilimlerin getirisi olan bilgileri Kur’an’ la örtüştürememiş, soyunmaktan mahrum, vahdet yaşamı ile uzaktan yakından habersiz kişilerin, niyetleri ne olursa olsun onu “anlama”  durumundaki teşebbüsleri yanlış istikameti getirebilecektir.

Bu arada, akla şu soru gelmektedir: Söz konusu şartlar ortada olduğuna göre, Kur’an asla anlaşılmayacak mıdır?

Verilecek yanıt da şöyle olmalıdır: Birimsellik, beşeri duygular, şartlanmalar, değer yargıları ile velhasıl, vehmi benlik anlayışı ile boğuşurken, bu imkânsız gibi görünmektedir.

Bu durumda yapılacak yegâne şey; anlamaya çalışanlara yaklaşım yapmak olmalıdır.


Devam edecek

 

Ahmed Fevzi Yüksel

 

 

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:38:22