Bir ters, Bir düz
Şimdilerde pek revaçta değil ama bizim kuşaklar çok iyi hatırlar, ninelerimizin, teyzelerimizin, halalarımızın boş zamanlarında yaptığı bir iş vardı; büyük bir sabırla hırka, kaşkol ve kazak örerlerdi.
Bilenler bu işi bilemeyenlere şöyle tarif ederler, anlatırlardı…
“Bir ters, bir düz”
Buna göre bir sırayı “düz”, bir sıra ise onun “tersine” örülmek durumundaydı.
Meraklı gözlerle birkaç sıraya bakıp, “bundan bir şey olmaz!” derdiniz, ama o ters ve düz sıralar sonunda bedenimizi sarmalayacak bir kazak-yelek veya atkı oluşturuyordu.
Büyük değişimlerden geçen İslâmî anlayışı da ben, bu örgüye benzetiyorum.
Mistisizm, klâsik fizik ilekuantum fiziği arasında gidip geliyor ve yeni bir yapılanmayı meydana getirirken, pek farkına varamadığımız bir anlayışı-sistemi ortaya çıkartıyor.
Burada; klâsik fiziği ters, kuantum fiziğini düz örgü gibi kabullenelim.
Çünkü bir kere nerden bakarsanız bakın; Kuantum’un varlığından klâsik fizik meydana geliyor. Klâsik fizik sebep-sonuç ilişkisine dayanıyor. Bir anlamda aynı şartlar, aynı sebeplerin, aynı sonuçlarını doğuruyor.
Determinizm dedikleri şey de, bu işte.
Sebep-sonuç ilişkisi Kur’an’da,“Her insan, yaptıklarının neticesi ile karşı karşıya kalacaktır.” Düzeyi ile açıklanmış.
Bu hükmü değerlendirip, hakkını veren, uygulama yoluna girenler, -büyük bir olasılıkla- cennete ulaşıyor.
Ama söz konusu işlevler ne kadar pozitif olursa olsun, insanı gerçeğe getiremiyor.
Klâsik Fizik ve bu zihniyetin fundamentalist (köktenci) yaklaşımları, İslâm Dini’nin, batıdan gelen bilgi akışı ile daha iyi anlaşılmasına engel oluyor.
Aksine hareket edenlerin önü açılıyor ne ki olmadık hakaretleri işitiyor.
Bu düşünceye karşı tek tesellimiz, abuk-sabuk zihniyetin, her geçen süre içinde gerilemekte olduğudur.
Unutulmaması gereken bir şey var. O da şu;
Einstein’ın zihinlere demir atan “İzafiyet Kuramındaki” maddenin varlığının kabulünün, geçerliliğini yitirmesi.
Zira maddenin varlığı, onu algılayan gözlemci için –beş duyuya göre- geçerli bir varsayımdan, kabulden ibarettir.
Yani, enerji kitlesinin madde diye gözlemlenmesi, sadece bizlerin algılama biçiminden kaynaklanıyor ve anlaşılıyor ki gözlemlenen bir nesnenin, atom altı boyutta hiç bir izine rastlanmıyor.
Ayrıca Bohm’un, kuantum açıklamasında yeni boyut dediği ve “Kuantum Potansiyeli” diye adlandırdığı bu görüşe göre; Atom altı parçacıklarda sabit bir yer söz konusu olmadığından, uzayda her yer eşit.
Yani mutlak bir bütünlük var ortada.
Bu özelliğe mekânsızlık deniyor.
Ve çok enteresandır, bütün atom altı parçacıklar birbiri ile ilişkili ve iletişimli oluyor.
Holografik özelliğinden dolayı da “küçük bir parçanın tümdeki bilgiyi taşıması”, bilginin de mekân kavramı söz konusu olmaksızın, tümde “eşit olarak dağıldığını” gösteriyor.
Bu nedenle Evrende, canlı-cansız ayırımı yapmak imkânsızlaşıyor.
Hareketli ve hareketsiz maddeler, birbirinden ayrılamayacak kadar iç içedir ve yaşam evrenin bütünlüğü içinde sarmalanmıştır.
Mevcut bilgiler esasen; gerçek olanın Kuantum Boyutu olduğuna işaret ederken, beş duyu boyutu ile algılanan madde âleminin hayal-hologram hükmünde kalacağını gösteriyor.
Buna göre Evren için Holografik bir yapıdır diyebiliriz.
Kuantum boyutu bir yerde anti madde hükmündedir. Düz olan kısım işte burasıdır. Bu katman da insanın gerçek benliğini bulması ve bunun yanı sıra var gibi görünen şeylerin izafî-hayal olduğunu bilmesi kaçınılmazdır.
Ne ki hayat yine bir şekilde, “bir ters ve bir düz” olarak, varlık temellerini oluşturan İlâhî manaların kutsiyeti, bir büyük Üstadın deyişiyle Nokta’nın fırça darbeleri misali ehlince seyrediliyor.
Yayın Tarihi: 2011-07-25 00:50:32