Ellerimiz olmasa!

 

Bazen görmek, duymak, koklamak yeterli olmuyor. Dışavurumda dokunma da gerekiyor. Dokunma olmayınca insan “kendinde bir eksikliğin”  oluştuğunu fark ediyor. El ile temasla bir bütünlük kazanıyor. 

Bu sebeple, bazen dokunmak, bazen de karşımızdakine sıkı sıkı sarılmak gereğini duyuyoruz.

Dış yaşantımız ile bağlantıyı, bir anlamda hayal ile gerçek arasındaki ayrımı belirleyen bir algı türüdür, dokunma ile temas!

Bu yakınlaşmada bedenin en hassas kısmı, dış dünyaya açılan kapı olarak nitelendirebileceğimiz azamız,  “El”dir.

Özellikle, parmak uçlarının iç yüzeylerinde bu hassasiyet, fazlaca kendini gösterir. Bu bölgelerin üstten tırnakla desteklenmesi, duyarlılığı daha da artırır. (Esasen, tırnaklar olmasa el, tutma işlemini yerine getiremezdi)

Kendine özgü sinir uçları bulunmayan ve sinirler vasıtasıyla tüm vücudu saran biyoelektriksel faaliyetlerin kesikliği nedeniyle meydana gelen kaşınma hissini gidermek için, özellikle parmak uçları kullanılır.

Hafif bir sürtünme işlemiyle o bölgedeki arıza giderilebilir ve biyoelektriğin sinirler üzerindeki akışkanlığı sağlanarak vücuda dağılması temin edilir.

Ellerin biçimi ve hareketi bizi tanımlar!

Örneğin el sıkışmak, dostça bir hareketin simgesi iken, elin tersi ile bir şeyi itmek, onu terslemek, reddetmek anlamına gelmektedir.

Bu hareketlerin hepsinin ayrı bir dili, ayrı bir anlamı vardır. Vücut dilinin en güzel yansıtıcısı olma özelliği nedeniyle de eller, çok önemli.

Mimikler gibi, ama daha da farklı. Şayet, “Üçüncü bir gözünüz olsaydı nereye konmasını isterdiniz? ” diye sorulduğunda  bir çocuk, “işaret parmağımın ucuna” diyerek en anlamlı cevabı vermiştir.
Çünkü el, vücutta -eklem çokluğuna bağlı- en oynak, ekseni etrafında dönebilen bir azadır.

Işığın olmadığı yerde, bir nesne, el yordamı ile kolaylıkla bulunabilirken, görme duyusundan yoksun olanlar, parmak uçlarıyla okuma yoluna gidebilmektedir.

Keza, sağır ve dilsizler de kendilerine özgü el işaretleri ile gayet güzel anlaşabilirler. El, bedenin simgesel olarak da en önemli yapı taşlarından biridir.

Biçimi ve görünüşü, bireyin  karakter analizinin yapılmasında ve  bazı psikolojik tanıların konmasında yardımcı olur.

Bazı araştırmacılara göre el, düşüncenin bir yansıması olarak kabul edilmektedir.

Paleolitik dönemlere ait mağara resimlerinde rastlanan değişik görüntülerdeki el siluetleri, çok eski devirlerden beri, insanoğlunun el konusunda ne kadar duyarlı olabildiğini açıkça ortaya koyuyor.

El, sadece günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası olmakla kalmamış, mistik inançların da mecazi ve teknik detayları arasına girmiştir.

Mısır hiyeroglifinde avuç içinde var olduğu kabul edilen göz, kehanette bulunmayı getirirken, Budizm’de, şefkat dolu bilgeliğin simgesi olmaktadır.

Mistik inançlara göre Mutlak Yaratıcının eli, ihsanda bulunarak, korumayı ve adaleti sağlamak, zorbalığa dur demek için kullarına uzanır. O el, bir gücün temsilcisidir.

Kur’an-ı Kerim’de, Allah: “Ey İblis! Benim iki elimle  (ilim-kudretimle) yarattığıma secde etmene ne engel oldu? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yüksek derecelerde bulunanlardan mı oldun?” ( SAD/ 75 ) diyerek bu noktaya atıfta bulunuyor.

Diğer yandan, Allah Rasûlü Hz. Muhammed’in (s.a.v) dua ettiğinde, ellerini koltuk altları görününceye dek göğe kaldırdığı görülmüş.

Keza O, duanın bu şekilde yapılması üzerinde hassasiyetle duruyor.

Çok ilginçtir, Hz. Rasulûllah, bela okuduğunda ( yaşamı boyunca çok az bela okumuştur) kollarını avuç içlerini yere bakacak şekilde paralel olarak uzatır.

Gaye, topraktan negatif elektrik almak ve bu negatif elektriği sinir sistemi vasıtasıyla beyne ulaştırmaktır. Beyinde yoğunlaşan olumsuz enerji, yönlendirici dalgalar vasıtasıyla istenilen hedefe ulaşır.

Allah Rasûlü bir hadisinde, “sol elle yemek yiyenlerin elleri kırılsın” derken vücuda sol el ile yapılan girdinin mutlaka negatif olacağına işaret etmektedir.

Abdest,  suda bulunan elektriğin ozmos yoluyla (yani derideki hücrelerin suyla girdiği fiziki reaksiyon sonucu ) vücuda alınmasını sağlamaktadır.

Böylece, hem vücuttaki mevcut enerji artmakta, hem de hareketlenme meydana gelmektedir.

Bu artan ve hareketlenen enerji de beyin tarafından namaz esnasında okunan ayetlerin ışınsal yapımıza (ruhumuza) güçlü bir şekilde yüklenmesini sağlar.

Teyemmüm de aslında “vücuttaki biyoelektriğin düzenlenmesi” esasına bağlı olarak yapılır.

Nasıl ki elektronik aletlerde topraklama sistemi olmadığında, üzerinde biriktirdikleri statik elektrikten zaman içinde etkilenip, daha sonra büyük arızalara yol açıyorlarsa, insan bedeni üzerinde biriken statik elektriklenme de, uzun vadede beyinde parazitleşmelere neden olacaktır.

Dikkât edilirse bahsi geçen bu işlemlerde de ELLER hep en önemli araç olarak kullanılmaktadır.

Keza, Hıristiyan âleminin elçisi Hz. İsa’nın ölüyü dirilttiği anda bir kolunu göğe, diğerini yere paralel şekilde tutması tesadüfî hareketler olarak değerlendirilmemeli ve bir teknik izahının olabileceği akla getirilmelidir. 

Bu işlevde de, eller duada olduğu gibi bir anten vazifesini görmekte, böylece kendine güç kazandıran kozmik tesirlerin algılanmasında kolaylık sağlamaktadır.

Bu şekilde daha uyumlu ve güçlü bir şekilde hassasiyet kazanan beyin, yukarıda da belirttiğimiz gibi, arzulanan şeyi yapabilmektedir...

 

Ahmed Fevzi Yüksel

Yayın Tarihi: 2011-05-29 02:32:21