Kur'an bilgi kitabıdır
Toplumların, bireylerin zaman içinde kendini ifade etme biçimleri vardır. Bu dil, ya bilinçli ya da bilinçli oluşturulmaktan ziyade, cahilce oluşturulur.
Ancak, bilgili söylem her zaman dikkati çeker.
İşte bunlardan bir tanesi:
Farabi, İslam dünyasının en büyük âlimlerinden biri. Onun bize ulaşan bir sözü şöyle:
“İnsan ahlâkının temeli bilgidir. Çünkü akıl iyi ile kötüyü bilgi ile ayırır.”
Farabi, bu sözünde şunu demek istiyor: Bilgisiz kalmak, ya da başka bir deyişle cahil olmak, iyi veya kötü hangi konu olursa olsun, bir sorun karşısında çıkış yolu bulamamak demektir.
Siz şayet “iyiyi kötüyü” ayırt edecek bir bilgiye sahip değilseniz, akıl yalnız kalır. Hedefine varamaz. Dolayısıyla aklın yanı sıra bilgi sahibi olmak da gerekir.
Bu koşulları mistik boyutta ele alırsak, bilgisiz bir insanın, cahil olarak tanımlanabileceğine, bu hali ile de gerçeğe varabilecek bir kapasitesinin olmadığına, taklidi bir imanın varlığına işarettir.
Bilgisiz kalmak, aslında kötü bir insan olmak manasına gelmez, ancak bu durum, onun ‘cahil’ olarak anılmasını, bu damgayı yemesini de engellemez.
Buna işaretle Allah Rasulü (sav); “Cennetin çoğunluğunu bühl’ler teşkil edecektir” demektedir.
O halde gerçekleri, doğruları ve yanlışları saptayabilmek için bilgi şarttır.
Akla gelen soru şu: Bilgi sahibi olmak için ne yapmalı?
Gerek Kur’an gerekse hadislerde bahsedilen konuların bugünün biliminde mutlaka bir açıklamasının olduğu düşünülmeli, hatta keramet veya Nebi ve Rasullere mahsus olan “mucize” türü olayların dahi sonuçta, bilgi dâhilinde gerçekleştiği, bir anlamda “beyinsel işlevler” olduğu algılanmalı.
Varlığın bir bütün olduğu, Newton fiziğinin ardında aranmalı. Kuantum boyutunun, klasik fiziğin temel yapısını oluşturması bir yana, ondan ayrı olmadığı kabul edilmeli böylece İslâm’ın ön ana yasası olan “tevhid-hanif” inancı pekişmeli.
Ve bu ayrımın fark edilmesi sonucu, birimselliğin olmadığı aşaması, TEK lik yaşamı ile kabullenilmeli.
Dinin, Kur’an’ın da bize anlatmak istediği zaten budur.
Bu hususlara dikkat etmeyen, bilgiyi umursamayan, hor gören, kaba kuvvete başvurup dilediğini yaptırma yoluna giden bir toplum, sapkınlık içinde yaşamına devam eder ve asla başarılı olamaz.
Çünkü beklentileri farklıdır. Kaygıları da bu düzeyde gelişir.
Bilgiyi bir kenara bırakıp gururun peşinde koşarak misyon sahibi olmayı benimseyenler, takdir edersiniz ki saygı duyulacak bir durum yaratmaz. Onlar sadece klikleşirler.
Oysa bilgi, insanı her duruma motive eder. Bu niteliğin ne denli önemli ve gerekli olduğunu hatırlatır.
Bilgili bir insan, bilgisini satmayı bilir. Konuşmak için zorluk çekmez. Çoğu kez de karşı tarafı ikna etmeyi başarır.
Kültürlü bir insan, açık ve dürüst olmayı bir zorunluluk haline getirmiştir. Ne var ki kimileri kendilerini saklamaya özen gösterir.
Ne yaparsanız yapın onların ağzından bir tek kelâm çıkartamazsınız. Kargaşayı sevmeyen tiplerdir bunlar. Açığa çıkmamalarının nedeni, belki de bundandır.
Bazı insanlarda ‘tuhaf ve çekingen’ bir hal oluşuyor. Onlar kendilerini anlatmakta güçlük çekiyorlar. İşte bilgi, bu tür pasif durumların üstesinden geliyor ve adeta o kişiye farkında olmaksızın terapi yaparak güven sağlıyor.
İşin önemi de bu noktada çıkıyor. O çekingen, mahcup tavırlı kişinin yapabileceği en önemli şey artık bilgi dağarcığını güçlendirmek oluyor.
Tabi bu durum kısa vadede bir sonuç alınacağı anlamına gelmemeli. Bahsettiğim durum, Asosyal hayatı benimseyen kimselerde daha çok görülüyor.
Şurası muhakkak ki her aşamada bilgi-ilim boyutuna ihtiyaç vardır. Bir kimseyi ikna etme yolunda zorlanılırsa, onda bilginin varlığı tartışılır.
Hele mesele daha “ciddi gerekçelere dönüştüğünde”cahil insanı ikna etmek daha zor olur.
Kur’an’ın bilgi kitabı olması bu konuda bize en güzel örnektir diyerek yazımı noktalıyorum.
Ahmed Fevzi Yüksel
Yayın Tarihi: 2011-09-12 00:50:07