Kur’an’ı hazmıyla anlamak ve idrak etmek -2-

 

Asıl dramatik olan, bu gibi hususlar göz önünde bulundurulmadan, tavsiye edilenlerin dışında yapılan çevirilere sarılmaktır.

        

Elimizde bu temel ilkeler bulunmazsa, Kur’anmetninin bize söylemek istediğini farklı ve özellikle yanlış anlamış oluruz ki; bu oldukça vahim sonuçlara yol açar.

 

Kur’an’a iman etmeyen, O’nun hükümleri ile amel etmeyen de Kur’an’dan bir şey anlamaz. Kur’an, temelde muttaki olanlara hidayet rehberliği yapar.

 

Fakat… Heyhat!...

 

Bütün bu denilenleri yapanlar dahi veliler sınıfında”yer bulamaz. Demek ki kast edilen manada bir algılama söz konusu değildir.

 

Takvada, şeytan ve şeytanî güçlerin telkinlerinden, Allah’a sığınma söz konusudur. Pek tabiî olan bu işlev dahi onu anlamaya yeterli olamamaktadır.

 

Klâsik İslâm’agönül verenlerin sıkça ortaya attıkları bir söz var:Kur’an’ın hizmetinde bulunmak.Bu tabir oldukça gariptir.Kim kime hizmet ediyor? Ayrıca hizmet eden, hizmet ettiği boyutu acaba tanıyarak mı bunu yapıyor? İşte bu hususlar tartışılır. Ancak böyle yanlı yaklaşımlar, insanları Kur’an’dan mahrum etmek anlamına gelmemeli, aksine teşvik edici bir fikir şeklinde kabul edilmelidir.

 

 Elbette ki Kur’an anlaşılmakiçin okunur. Zira Allahu Teâlâ’nın Hz.Rasulullah (s.a.v)’aKur’an’ı indirmesinin amacı, O’nu insanlara iletmesi ve duyurmasıdır.

 

Ancak, bütününü anlamak kaydıyla...

 

 İnsanlar da kendilerine duyurulan ve iletilen bu mesajı anlamak ve uygulamakla yükümlüdür. Zira basit düzeyde de olsa hayatlarını sistemin istediği istikamette düzenlemekle sorumlu tutulan insanlar,bunu ancak kendilerinden isteneni anladıkları zaman yerine getirebilirler.

        

Fakat eğitimli olduğu kadar cahil, bilgisi olduğu kadar egolu, çabası olduğu kadar hedefsiz ve derin analizlerden yoksun olmamak kaydıyla…

 

Kur’an-ı Kerim’ekarşı keyfîlik olmaz. Keyfi yorumlar yapılamaz. Kur’ana ilk etapta beşeri manada iman etmek şarttır. Kur’ana iman etmiş olanların en azından O’nu anlatılan şekilde, anlama ve istenilenleri uygulama mesuliyetleri, mükellefiyetlerivardır.

 

Ancak bir gerçek vardır ki; birimsellikten soyunmayana, -egosundaki bencil hırs devam ettiği sürece- Kur’ankendisini açmaz.

 

Kur’an’da basit manada hayat ve saadeti bulanlar, Kur’an’ın evrimleşecek önerilerini algılayamazlar. O’nu anlamak için insanın yöntem değiştirmesini öngörebiliriz.  

 

Şunu iyi bilelim ki hayatın ustası olanlar, belki Kur’an’ın hizmetkârı olabilir. Mümin kişinin Kur’an’dan anladığı, kabiliyeti ve istidadı miktarıncadır. Bunları kabullenmeye yanaşmayan kişi; Kur’an’ı okusa, tefsirini yapsa da, ön yargılarının, ‘Benliğinin’tutsağı olmaktan kendini kurtaramaz.

 

Kur’an, Tevhid-i kıble edinenlerin, vahdeti yaşayanların işidir. Bu yönlü olmayan yaklaşımlar dışta, işin ecrinde ve azabındakalmaya mecburdur. Ve Kur’anmerkezli bir hayata sahip değildir. Bunlar hak ile batılı birbirine karıştıranlardır. Dolayısıyla Kur’an’dan nasibiolamazlar.

 

Bunun için diyoruz ki;şahsî kanaatlerini, ön yargılarını bir kenara bırakıp arınmış halde, beş duyunun ötesinde Kur’an’a yaklaşanlara sırlar açılır. Başka şekilde, ehlinin sıfat tecellisiolarak bildiği Kur’an’dan istifade etmesi söz konusu değildir. Kur’an, kendisine bu şekilde yaklaşım yapmayanlara, bencilce dünyaya sarılanlara kapalıdır.

 

Ahmed F. Yüksel

Yayın Tarihi: 2011-08-16 01:39:25