Zaafları ile yaşayan insanın Haleti ruhiyesi

 

Zayıflık, zaaflardan kaynaklanır. Bizler bazen herhangi bir konuda yeterince mücadele edemeyen kimseler için “zayıf” tabirini kullanabilirken, aslında bu yetersizliğin “zaaflarından kaynaklandığını” ima etmek durumunda kalırız.

Zaaf dediğimiz şeyin tarifini şöyle yapabilmek mümkün: Bu olgu, maddi ya da manevi zayıflıktan da öte, bir soruna veya tutkuya, ‘güçsüzlüğe, çaresizliğe boyun eğme’, teslim olma anlamına gelir.

Vaktiyle alabildiğine sorunsuz gibi gördüğümüz kişiler, bugün o kimliklerini gösteremiyorlarsa, bunun zaaflarından kaynaklandığını kabul etmelidirler.

Zaafların “insanı her an etkileyebileceğini gösteren birçok” örneği var.

Dıştan bakanlar, belki ufak tefek meselelerde insanların bu yanlarını görmeyebilirler. Ancak, “şiddet içeren bir durumda veya taraf olma hususunda ya da alınan güçlü bir astrolojik etkide bu zaaflar gün ışığına” çıkabilir. Özetlemek gerekirse varlık bilgisi elimizde, ama kullanma yetisi olmadıktan, istikamet belirlenmedikten sonra zaaflar netleşir, zihnî berraklık kaybolur ve tehlikeli bir hal alır. Anlamını kaybeden, bulanan bir zihin ise her şeyi cıvık cıvık eder bırakır. Bu olumsuz halleri görmemek için ya çok büyük bir veli’ ya da gerçekten tuhaf, sıradan biri olmak gerekir.

Bazen endişeler, vesveseler, felâketlere yol açan doğa olayları, örneğin deprem, sel baskınları, orman yangınları vs, zaaflardan birinin birden ön plâna çıkmasına, hatta bazen de psikolojik bir vakaya dönmesine yol açar. Tedavisinin uzmanları tarafından yapılması şarttır. Dengeli olan, aşırıya kaçmayan zaafların üstesinden gelmek isteyenlere, sıkı bir dost, ya da faydalı bir ilim yararlı olur.

Çok enteresandır kimi zaman insanın hizmetleri, kötü şöhreti (zaafları ile) at başı gider. Hizmetleri, düşkün olduğu şeyleri nötrize eder.

Zaafların en kötü tarafı, ne derece makul olursa olsun, kişinin sözlerini, felsefesini değersizleştirmesidir.

Kimileri hakkı olmadığı halde başkasının malını gasp eder şekilde davranır. Bu husus hiç de hoş karşılanmaz. Halkın içinde adeta mimlenmesine yol açar, adı menfaatçiye çıkar. Hem de hatırı sayılır bir zaaf olarak kabul görür. Mistik açıdan bu olgu; “Kul hakkı” şeklinde tarif edilir.

Bir diğerinde ise, insan olmanın verdiği onur ve erdemden nasibini alamamış bir kimsenin,  “hazımsızlığından ötürü” karşısındaki bireyin zaaflarından istifade etme arzusu vardır. Bu türlüsü, en acımasız ve tehlikeli olanıdır. Bunlar daha çok kendini başkalarından üstün gören, çıkar elde eden, sefil bir insan gözüyle bakan kimselerle ilintilidir. Bu duygular alay edebilme yetisine kadar uzanır.

Böyle bir zaaf belirtisi topluma hiç de iyi bir örnek teşkil etmemekte, beşeri düşüncelerle hayatını sürdüren kimseleri etkileyerek, onlara ayna olmakta ve uçuruma sürükleyebilmektedir.

Bir başka, ama en önemli zaaf sorunu ‘güven’ üzerinde yoğunlaşır. Takdir edersiniz ki bireyler, güven duymadıkları, itimat etmedikleri insanlara hiçbir şeyi “emanet” etmezler.

Unutulmamalı ki toplumsal yaşamda insanlar, bağlı oldukları değerlerle ölçülür. Bu değerlere sahip çıkma yanında, “kendini bulma aşamasında bu olumsuz duygularını terk edebilmek de” bir değerdir. Hatta en büyük değer budur. Bu tip eylemler, insan olmanın temel taşlarıdır.

Düşündürücü olan, bireyin ya da toplumun zaaflarının süratle giderilmesi hususudur. Zira olumsuz davranışlarla kazanılan biçimlenme, gerçekten dışarıdan çok sakil görünecektir.

Aşırı dereceye varan bu tür duygular “insanlara saygınlığını kaybettirmekle kalmayıp toplum dışına” dahi itebilir.

Dinde “tard edilmek” denen şey, bu hususlarla ilgilidir. Böyle bir harekete maruz kalanlar, bilirler ki bu konumlarda bulunmak, cennete gitmek için bir engeldir.

“Allah’tan geldik, Allah’a dönücüyüz” uyarısı ile yaşayanlar ise zaaflarını süratle giderirler.

Ve mahşer ortamı sonrası kurulacak çadırlarda, bu yönlerini binlerce yıl azap çekerek tamamlarlar. Bir anlamda, çıktıları törpülenir.

Unutulmaması gereken bir husus, cennete insanın değil, meleğin girmesidir. Meleklerin zaaflarının bulunabilmesi mistik kurallara aykırıdır.

Bildiğiniz gibi bu yapılar, zaafsız şekilde Allah’a kulluklarını ifa ederler.

Ahmed Fevzi Yüksel

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:46:30