TÜRKİYE  - AMERİKA

2009‘ un ilk günlerinde hurriyetport aracılığı ile herkese yeniden selamlar… Yoğun bir seyahat programı nedeni ile bir çok mesajı atladığımı düşünüyorum. Çok şey biriktirdiğime de inanıyorum sizlerle paylaşmak adına.

Hatta tonlar ağırlığındaki çelik bir gövdenin havada nasıl durduğunu anlayamadığım ve hep endişe ettiğim zamanlara yazmaya fırsat buluyorum.  Chicago’dan istanbul’a uzun bir uçuşta …

Newyork’ a indiğimde çok heyecanladım. Sarı taksilerin,  zaman meydanında ki trafik polislerinin, takmış takıştırmış zencilerin, sokaklarındaki büyük kanallardan duman çıkan koskaca  binların arasında yürüyen küçük insanların, kovboyların, starların ülkesindeydim artık ve hepsini teker teker görüp zaman zaman  hak vereceğim, zaman zaman kötü olarak eleştirceğim insanların arasındaydım artık.

Havalimanından arkadaşım ile aldığımız taksiciyi sigara içmek için ikna ettik ve trafiğe karıştık sigara içenler bunun ne demek olduğunu anlayacaktır, uzun bir uçuş ve sigara içilmeyen havalimanlarını hesaba katınca uzun bir süre oluyor sigara içemeden geçen zaman. Ama artık bu sigara içme yasağına bende son derece katılıyorum. Her ne kadar bazen çok acımasızca olsada, hani iyi havalandırması olan bir sigara odası çok mu zor olur neden yapmıyorlar diye düşünsemde,  sonradan aslında sadece kötü bir alışkanlık olduğunu ve uzun zaman sigara içmedikten sonra aslında kendimi ne kadar iyi hissettiğimi sabah güzel uyandığımı hissedince değişiyor bu fikrim ve evet sigara içme yasağına katılıyorum bir an önce Türkiye‘ de iyice yaygınlaşmasını istiyorum.

Manhattan’da daha önceden organize ettiğimiz bir daireye yerleştik uzun bir uçuştan sonra bir günü newyork’ta uyuyarak geçirdik ve sabah kalktığımda kendimi koşarak Time Square’a giderken buldum. Meydan insana dünyanın tam tepesinde ve merkezinde olduğunuzu hissettiriyor. Çok yüksek binalar, sarı taksiler, her yol ağzında duran sapkalı ve düdüklü traifik polisleri, her an yanınızdan geçebilecek bir Holywood starı, sağınızda solunuzda kahveleri ile koşturan insanlar, ve uzun siyah beyaz limuzinler ve en önemlisi birbirine hoş görülü sürekli güzel sözler söyleyen siyahlar, beyazlar ve kızıllar kısacası dil, din, ırk ayırmayan insanları görüyorum bu meydanda.

“En azından” diyorum çünkü heryerde olduğu gibi buradada bazı ayrımların yapıldığı ve şiddete kadar uzandığı yerler olduğunu insanlardan duyuyorum ve inanıyorum.  Ama yine de genel anlamda insanların arasında ki iletişim problemlerinin uzun yıllar önce çözülmüş olduğuna inanıyorum. İnsanlar birbirleri ile kardeşçe yaşıyorlar Amerika’da, doğusunda da batısın da… Yani bizim uzun yıllardır beceremediğimiz bir biçimde ve her zaman biz cana yakın, yardım sever, sıcak kanlı bir toplumuz kahrolsun Amerika dediğimiz halde.

Sonra aklıma şu geliyor; önce kendimize de bir bakalım biz tarihimizde kime ne yaptık. Sonra soruyorum Amerika dünyanın iyi polisi mi ? kötü polisi mi ? Ama polisi olduğu kesin.

Türk olmaktan gurur duyuyorum ve bunu her fırsatta her karşılaştığım insana dünyanın neresinde olursam olayım gururla ifade ediyorum.  Çünkü hayatım boyunca her dilden, her dinden, her ırktan insanla temasta bulundum ve bugüne kadar bu farklılıklardan dolayı hiç birisi ile herhangi bir sorun yaşamadım. İnsanlara sadece insan oldukları için ve Allah’tan geldiği için saygı duyulmasının bu dünyada neden bu kadar zor olduğunu anlamıyorum ama ben böyle yaşıyorum ve insanlara bunu tavsiye ediyorum.

Aslında yazımın içeriğinin biraz seyahat yazısı olarak başlatıp benimsemiştim. Fakat şu anda dünyanın içinde bulunduğu bana saçma gelen, malesef çağ dışı insanlık dışı uygulamalardan dolayı bu noktaya geldi. Açıkcası birazda Türkiye ve Amerika arasında bir kıyaslama yapmak istedim. Çünkü zaten ben seyahatlerimde daha önceden belirlenmiş yerler haricinde orda yaşayan insanların hayatı ve sistemi ile ilgilendiğim için bu daha doğru oldu.

 

Hiç bir din , dil , renk ayrımı olmadan tüm dünyada yaşayan insanlara; özel , mutlu ve sağlıklı bir günler diliyorum....

 

Emre Yasin Hoş / Hürriyetport









Yayın Tarihi: 2011-03-20 16:04:09