Emre Yasin Hoş Atina'dan bildiriyor…
İstanbul'da başıma gelmeyen kalmadığı için kaçtığım Atina'dan yazıyorum.
Benim durumum ülkemizden siyasi düşünceleri ya da kişisel tercihleri yüzünden kaçmış, ya da sürülmüş insanlar kadar vahim olmasa da Türkiye'den kaçış bazen kaçınılmaz...
Bazen öyle olaylar yaşıyoruz ki, “Lanet olsun yaşadıklarıma” deyip, canımızdan çok sevdiğimiz bu güzelim topraklardan uzaklaşmayı tercih ediyoruz. İşte ben, benim ülkemin yarattığı, ülkemin insanlarının yarattığı böyle bir gencim.
Batıya özeniyoruz diye dışlanan gençlik, batıyı takip ediyoruz diye hayıflanan biz...
Şimdi Avrupa’nın batısında ve benim ülkemde yaşadığım ikili diyaloglara bir örnek vermek istiyorum. Siz olsanız hangisini tercih ederdiniz?
Taksim meydanından 200 metre mesafede işten eve, evden işe gidip gelen birisi olarak 2 yıl boyunca yalnız yaşadım. Evimden vasıtaya giderken beni kimlik kontrolü için durduran önce kapkaççı olduğunu düşünüp korktuğum polisler;
Polis: Lan bak bakiyim buraya.
Emre: Pardon buyurun?
Polis: Kimlik göster.
Gerçekten kapkaççı olduklarını düşünüp korkan bir ifade ile…
Emre: Siz kimsiniz?
Polis: Lan soru sorma kimlik…
Emre: Ben lan değilim, madem kimlik kontrolü, kendinizi tanıtıp, beyefendi kimliğiniz demek zor mu?
Polis: Oğlum bak beni delirtme, kırarım ağzını burnunu senin…
Diğer polis: Bırak, boş ver oğlum; diye sakinleştirerek kimliğimi sorguluyor.
GBT cihazını görene kadar bıçaklanmaktan endişeleniyorum...
Gasp edileceğim korkusu içinde bekliyorum... Kaçsam o da kötü, vurabilirler. O zaman da haklılar. Halime bak kendi mahallemde! Sonra 1 ay boyunca sabah işe giderken, eve gelirken günde iki kez kimlik sordular ve ben, “Beni tanıyorsunuz, her gün neden soruyorsunuz” diyemedim. Çünkü cahilliğin neticesi belli olmaz.
Yaşadığım bir başka olay:
Amsterdam'dan Rotterdam'a giderken trende bir kontrolünde polis, “İyi akşamlar beyefendi, genel bir uygulama var ve bu hatta bir suçlu arıyoruz. Lütfen pasaportunuzu verir misiniz?” diye soruyor.
“İyi akşamlar buyurun” diyerek pasaportumu uzatıyorum. Polis, pasaport kontrolünden sonra, “Buyurun, iyi seyahatler” diyor…
Ben de teşekkür ederek seyahatimi sürdürüyorum.
Şimdi soruyorum, siz olsanız hangisini tercih ederdiniz? Vatandaşlığınıza, sıfatınıza, dininize, dilinize bakmadan davranan, bambaşka kültürlerde olduğumuz bu insanları mı? Yoksa aynı dinden, aynı dilden olduğumuz, fakat kendi komplekslerine düşüp rütbesini taşımayı çoğunluğu öğrenememiş, bu davranış biçimi içinde olan insanlarımı tercih ederdiniz?
Ta ki buralarda başıma kötü bir olay gelene kadar ki, yıllardır dünyanın birçok noktasına seyahat ediyorum böyle bir durumla dünyanın hiç bir yerinde karşılaşmadım.
Bu anlattığım sadece bir örnek. Ne yazık ki, bu tür olayları sık sık yaşıyoruz. Bu yüzden çok kavgacıyız, bu yüzden kıskancız, bu yüzden birbirimize tahammül edemiyoruz, bu yüzden çok dedikodu yapıyoruz, bu yüzden birlikte yaşayamıyoruz.
Emre Yasin HOŞ
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.