23 Nisan 1920 Coşkusu Hala Sürüyor mu?
Büyük Atatürk’ün temellerini attığı, Cumhuriyetimizin ana noktasını oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşundan bu yana aradan 90 yıl geçmiş… O günleri yaşamadım ama yaşayanlardan dinleyip, Atatürk ve Cumhuriyetin kuruluşuyla ilgili çok kitap okuduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Beni basına iten ve destekleyen rahmetli dostum Cemal Kutay’dan da pek çok şey öğrenmiştim.
Cumhuriyetin kuruluşu ve TBMM’nin açılışı hiç de kolay olmamıştır. Bugün kolay gibi görünüyorsa da o büyük insanlar imkânsızlıklar içerisinde kim bilir ne zorluklar yaşamış, sıkıntılar çekmişlerdir. Kuru kuruya birkaç sözcük ile bunları geçiştirmek doğru değildir; gerçekte o günlerin ruhunu, özünü benimsemek gerekir…
Emperyalist güçlerin desteğinde, son padişah Vahdettin’in çaresizlik içerisinde sesini çıkaramadığı günlerde Anadolu’ya saldıran Yunanlılar ile savaş sürerken TBMM’nin açılması hiç de kolay bir iş değildir. Bunu olsa olsa yüzyılların dâhisi Mustafa Kemal yapabilirdi. Nitekim de öyle oldu…
22 Nisan 1920’de yapılan mebuslara (milletvekilleri) yapılan çağrı ile Hacı Bayram Camisinde kılınan Cuma namazından sonra meclise gelinmişti. Meclis merasimle açılmış, doksanın üzerindeki mebusa ilave olarak 125 devlet memuru, 53 asker, 53 aydın din adamı, halkan tüccarlar, çiftçiler ve hukukçulardan oluşan insanlarla çalışmalara başlanmıştı.
Meclis Başkanı Atatürk’ün teklifi üzerine bazı ana ilkeler kabul edilmiştir.
Mecliste beliren milli iradenin vatanın geleceğine doğrudan doğruya el koymasını kabul etmek ana ilkedir. TBMM’nin üzerinde başka bir güç yoktur.
TBMM yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır.
Hükümetin kurulması gereklidir. Meclisten seçilecek ve vekil (bakan) olarak görevlendirilecek bir kurul hükümet işlerine bakacaktır. Meclis Başkanı ise bu kurulun başkanıdır.
Geçici bir hükümet başkanı veya padişah vekili tayin edilmesi doğru değildir.
Meclisin açılışında konuşan Atatürk, “yayınladığım bir genelgeyle millete kesin söz verdim” derken Amasya Genelgesine atıfta bulunuyordu. Amasya genelgesinin son cümlesi ise aynen şöyleydi;
“Bu kutsal amaç uğrunda ulusumla birlikte sonuna kadar çalışacağıma da mukaddesatım adına söz veririm.”
Atatürk konuşmasının sonunda ise şunları söylemiştir;
“Davamızın yasalara uygunluğu ve bütün millet ve ulusların, insanlık hak ve hukukundan paylarını almış olduğu ve inandığımız yüreklerinin bizimle birlik ve bize yardımcı ve destek olduğuna güvenimiz tamdır.”
Günün zor koşulları altında Ankara’ya gelen mebuslar bir yandan cepheden gelecek haberlere bakıyor, diğer yandan da çalışmalarını sürdürüyordu. Polatlı yakınlarına kadar uzanan savaşın top sesleri meclisten duyuluyordu. Bazı milletvekilleri meclisi terk ederek rütbesiz asker olarak savaşa katılmışlardı. Ankara’da kalanlar okulların yatakhanelerinde yatıyor, kendi yemeklerini kendileri pişiriyorlardı. Karaoğlan’daki kahvehanelerde oturarak halkla kaynaşıyor, korumasız olarak onlarla dertleşiyor, konuşuyorlardı. Bunları en ince ayrıntısına kadar Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Cemal Kutay, Falih Rıfkı Atay, Halide Edip Adıvar, İsmail Hakkı Sevük gözlemleriyle anlatmışlardır. Nazım Hikmet de dizeleriyle o günleri destanlaştırmıştı.
Aradan yıllar geçti, o günlerin coşkusunun unutulup unutulmadığı tartışılır. Ancak karamsarlığa düşüldüğünde Büyük Atatürk’ün unutulmadığını binlerce insanın Anıt Kabir’e coşkuyla koşması göstermiyor mu?
O büyük insanın kurduğu meclisimize 90 yıl sonra baktığımızda biraz hayret biraz şaşkınlıkla olanları gördüğümüzde üzülmemek elden gelmiyor. Türkiye’nin başta gelen sorunlarına çözüm üretileceği, önerilere önem verileceği yerde günlerdir Anayasa taslağı ile uğraşılıyor.
Meclisimiz doğrusu iyi çalışıyor. Sabahlara kadar çalışılıyorlar!.. Ceylan derisi koltukların yarısı boş; dolu olanlar ise vekillerimiz gecenin ilerleyen saatlerinde uykusuzluktan kestiriyorlar… Kürsüde ise hatipler konuşuyor. Onları nasıl dinliyorlar ve Anayasa maddeleri gibi ciddi konuyu o uyku halleri içerisinde nasıl algılayıp oyluyorlar? Bilemiyoruz…
Televizyonda meclis kürsünde yapılan konuşmaları izliyorum; muhalefet milletvekilleri gerçekçi görüşler ortaya atıp bazı maddeleri haklı olarak eleştiriyorlar. Onların konuşmaları yalnızca meclis zabıtlarına geçiyor, iktidarın bakanları ve milletvekillerinin üzerinde nedense hiçbir etki yapmıyor... Veya liderleri tarafından seçilmiş olduklarından öyle görünmek zorunda olduklarını hissediyorlar…
Bazı milletvekilleri oturumu yöneteni tehdit etmeye bile kalkıyor… Bir diğeri Türkiye savaş halinde diye bağırıyor… Bir başkası ise yöneticilerin dış gezilerine değinerek, aldıkları harcırahların nasıl karşılandığını sorma cesaretini gösteriyor… Liderlerince seçilmiş milletvekilleri üzerine yürüyor, yumruklar konuşuyor… Soruyu soran neredeyse canını zor kurtarıyor…
Bizler de TBMM’nin kuruluşunun 90. yılında bu manzaralarla karşı karşıya kalıyoruz…
Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın yine de dünyada ilk olarak Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Milli Egemenlik Bayramınız kutlu olsun…
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.