İlklerin Yaşandığı, Buruk 30 Ağustos!..
Türklerin emperyalist güçlere karşı başarısının simgesi olan 30 Ağustos Zafer Bayramında, bu yıl öncekilerden farklı olarak bazı ilkler yaşandı. 30 Ağustos 2011; Şeker Bayramı ile Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasında büyük payı olan büyük zaferin 89. yılı kutlanması aynı güne denk düştü.
Bu iki bayramın birlikte kutlandığı günde ilk kez bayrak asmayı unutmuşum… Türk ulusunun makûs talihini yendiği Zafer Bayramı benim için biraz buruk mu geçti, yoksa işlerim çok fazla yoğun muydu? Şimdi onu tam kestiremiyorum… Oysa küçük yaşlardan beri Cumhuriyet ve Zafer Bayramlarında, sabahın erken saatlerinde evimizin pencerelerinden, balkonlarından bayrak asmayı adet edinmiş bir ailede yetişmiştim. Bu geleneği ailemden ayrıldıktan sonra hep sürdürmüştüm. Ne gariptir ki; bu yıl biraz önce değindiğim gibi bayrak asmayı unutmuşum!.. Yaşamım boyunca ilk kez 30 Ağustos’ta pencerem bayraksız kaldı. Sanırım bunun da nedeni ilk kez dini ve zafer bayramının aynı güne denk gelmesi, ziyaretçiler, telefonlar ve PC’nin başından ayrılamayışım beni böyle bir yanılgıya düşürmüş olmalıydı.
Böylece bir ilki de ben yaşamış oldum!..
Türkün tarihi geçmişine baktığımızda; Ağustos ayının zaferler ayı olduğunu görür ve bundan gurur duyarız. Türk tarihinde hayati önem taşıyan sekiz büyük zafer bu ay içerisinde kazanılmıştır; 26 Ağustos 1071’de Malazgirt, 27 Ağustos 1389’da Kosova, 11 Ağustos 1473’de Otlukbeli, 23 Ağustos 1514’de Çaldıran, 24 Ağustos 1516’da Merc-i Dâbık, 29 Ağustos 1526’da Mohaç, 4 Ağustos 1578’de Vâdi’s-seyl, 30 Ağustos 1922’de Başkumandanlık savaşları kazanılmıştı… Onların yanı sıra 16 Ağustos 1064’de Kars fethedilmiş, Çanakkale Savaşlarının bir kısmı yine bu ay içerisinde olmuştur. Osmanlı askeri 11 Ağustos’ta İtalya kıyılarına çıkarak Otranto’yu ele geçirmiştir. Sakarya Savaşı da 23 Ağustos’ta başlamıştır.
Atatürk, katıldığı her savaştan, cehalet dışında galip çıkan bir komutan olmasına rağmen savaşı sevmeyen bir liderdi. Nitekim yeni Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun ardından Balkan Paktı, Sadabat Paktını kurarak komşularıyla dost geçinmeyi düşünmüş, tarihi belgelerden öğrendiğimize göre de savaşta yendiği Venizelos ile yıllarca mektuplaşmış, Türk-Yunan dostluğunun temellerini atmaya çalışmıştır. Ayrıca kara bulutların dünyayı sardığı, II: Dünya Savaşı öncesinde Türkiye’nin savaşa katılmaması için elinden gelen diplomatik ve askeri hazırlıklar yapmış, 57 yaşında aramızdan ayrılışından sonra da İsmet İnönü Onun yolundan yürümüştür.
Merak ediyorum; genç nesil 30 Ağustos Zafer Bayramının ne anlama geldiğini, bunun bir bağımsızlık savaşı olduğundan haberdar mı? Türkiye üzerindeki emperyalist devletlerin planlarının bozulmasından sonra amaçlarına ulaşmak için sonraki yıllarda neler tezgâhladıklarını acaba algılayabiliyorlar mı?
Nazım Hikmet, Kuvayı Milliye destanından o günleri dizeleri şöyle anlatmıştı;
“Birdenbire beş adam sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
“O, saati sordu.
Paşalar üç dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar.
Eğildi, durdu.
Bıraksalar
İnce, uzun bacakları üstünden yaylanarak
Ve karalıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.”
Eski görevimden ötürü birkaç kez 30 Ağustos resepsiyonlarına davet edilme onuruna erişmiştim. Fenerbahçe Orduevinde, havuz başındaki alanda birbirinden şık merasim üniformaları içerisinde her rütbeden subay ile birlikte olmak bugün dahi gözlerimden silinmeyen anılarımın arasındır… Bu yıl şehitlerden ötürü 30 Ağustos resepsiyonları iptal edildi.
Yaşanan bir ilk!..
Günümüzde sınır komşularımız ve Arap ülkeleri arasında birkaç yıl öncesinde düşünülemeyecek olaylar yaşanıyor. Diktatör oldukları ileri sürülen liderler peş peşe devriliyor. Müslümanlar Ortadoğu’da Kuzey Afrika’da, Afganistan’da birbirlerini boğazlıyor… Etnik, mezhep ve ırk adına ahkâm kesen yazarlar silah tüccarlarının, petrol şirketlerinin ekmeğine bilerek veya bilmeyerek yağ sürüyor…
Demokrasi adına halkı ayaklandıranların amaçlarının, o ülkelerdeki petrol veya toprak altı zenginliklerin olduğunu kimsenin bilmediğini mi sanıyorlar?
Yakılıp yıkılan ülkelerin yeniden yapılanması, silah satışları ve ekonomik kazançlardan acaba kimler pay sahibi olacak?
“Yurtta sulh cihanda sulh” sözü ile Atatürk ne kadar ileri görüşlü olduğunu kanıtlamıyor mu?
Dünya Barış Günü olarak ilan edilen 1 Eylül’de bile süre gelen çatışmalar hiç de hoş görüntüler ortaya koymuyor. Türkiye’de teröre şehit vermediğimiz gün hemen hemen yok gibi. Bu bayramda da birçok ailenin evinden acılı sesler yükseliyor. Bayramın ilk günü şehitliklerde acılı ailelerin görüntüleri basında yer alıyor. Artık “vatan sağ olsun, kanları yerde kalmayacak” sözleri bile anlamını yitirmeye başladı… Gözleri yaşlı şehit anaları, babaları, eşleri ve çocukları başta olmak üzere sevenlerinin feryatlarına çare olamamanın acısı yüreğimizi yakıyor.
Asker elinden geleni yapıyor ama yıllardır kesin sonuç alınamıyor. Bunun nedenleri nedir?
Çeşitli ülkelerde çatışmalar, iç savaşlar yaşanırken Dünya Barış Günü gerçek mi, yoksa mizahi bir sözcük mü?
Bu yılın 30 Ağustos öncesi ve sonrasında bir takım ilklerin yaşandığından söz ediliyor. Turgut Özal’ın “bir koyalım üç alalım” düşüncesiyle ABD’nin yanında 1990’da Irak’a yapılacak kara harekâtına karşı koyan ve istifa eden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Torumtay, rastlantıya bakın ki, 30 Ağustos’ta fani dünyadan ayrıldı. Basınımıza bakıyorum kendisinden bazıları birkaç satırla söz etti bazıları adını bile anmadı!..
Bu yıl biraz buruk geçen zafer bayramında basından öğrendiğimiz kadarıyla 173’ü muvazzaf, 77’si emekli olmak üzere 250 general, amiral, subay ve astsubayın tutukluluğu devam ediyor. Onlarla ilgili olarak yargı kararları kesinleşmediğinden suçlu olup olmadıkları da kesinlik kazanmış değil… Mutlu bir bayram geçirememenin acısını yaşayan o insanlara üzülmemek elden gelmiyor.
Askerlerin tutuklu oluşu da Zafer Bayramında yaşanan ilklerden biri!..
Yeni Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Başkomutanın Cumhurbaşkanı olmasından ötürü kutlamaların Çankaya’da yapılmasını önermiş… Böyle olunca da Cumhurbaşkanımız, “Bu 30 Ağustos’ta Başkomutan olarak bütün kutlamaları ben kabul edeceğim” dedi ve öyle de oldu. Şimdiye kadar böyle bir uygulama olmamış, Genelkurmay Başkanı kutlamaları kendi karargâhında kabul etmişti. Cumhurbaşkanının karşısında Genelkurmay Başkanının askerlere özel topuk ve baş selamıyla Başkomutanı tebrik etmesinin resimleri basında yer aldı!...
Bu yılın Zafer Bayramındaki ilklerden biri…
Kurtuluş Savaşı sırasında, batılı emperyalistlerin arka çıktığı Yunan ordusu Ankara’ya yaklaştığında TBMM Atatürk’e 5 Ağustos 1921 tarihli kararı ile Başkomutanlık görevini vermiş, ardından 4 Şubat 1922 ve 8 Mayıs 1922’de de bu kararı yenilenmişti. O günden bu güne kadar bu konunun üzerinde durulmamış, Cumhurbaşkanı Başkumandan sıfatını taşımıştır.
Sözlükler bakın başkomutanı nasıl tanımlar; “Bir devletin, özellikle bütün silahlı kuvvetlerine komuta eden yüksek rütbeli komutan... Başkumandan… Türkiye Cumhuriyeti’nin Başkomutanı Cumhurbaşkanıdır. Savaş zamanında Genelkurmay Başkanı, Başkomutanlık görevini cumhurbaşkanı adına yürütür.”
Bu bayrama damgasını vuran bir başka olay da Eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’e ait olan yasadışı dinleme kayıtlarıydı. Kimin tarafından kayda alındığı bilinmeyen sözlerinin basında yer almasından sonra Em. Orgeneral sözlerimin ardındayım demişti. Paşanın basında yer alan konuşması birçok sorunu da beraberinde getiriyor…
Bu konuda başlatılan tartışma yine Zafer bayramının ilklerinden birisiydi…
30 Ağustos Zafer Bayram tüm yurtta törenlerle kutlanmasına rağmen ufak tefek de olsa yine bazı sorunlar yaşandı.
Diyarbakır’daki törenlere BDP’li Büyükşehir Belediye Başkanı ile ilçe belediye başkanları her yıl yaptıkları gibi katılmadılar. Böylece düşüncelerini bir kez daha yansıttılar!..
Mersin Şehitliğindeki törende dua eden İl Müftüsü Atatürk’ün adını anmayarak ne düzeyde olduğunu kanıtladı!..
Trabzon’da valilik önündeki resmigeçit törenine halkın katılımı çok azdı. Protokol üyeleri boş sokakları selamlamak zorunda kaldılar!..
Zonguldak’ta, Karaman’da yaşanan protokol krizinde AKP Milletvekilleri tören alanın terk etti…
30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle Ankara Atatürk Kültür Merkezi’ndeki törende Başbakan ile CHP Genel Başkanı 66 gün sonra ilk kez el sıkışıp yan yana oturmuşlar!..
Dini ve Zafer bayramının birlikte yaşandığı günlerde sevgi, hüzün, gözyaşı, acı, çıkar ilişkileri bir araya geldi…