Acaba Alnımızda Ne Yazıyor?

 

İnsanların çoğu tevekküle inanmışlardır. Başlarına iyi veya kötü bir şey geldiğinde boyunlarını bükerek; mecazi bir sözcük olan “alın yazısı” der ve işin içinden sıyrılır… Talih, kader ve mukadderat diyerek, alın yazısının üzerine pek gidilmez…

 

İnsanın kaderinin önceden belirlendiği ve alnına yazılı olduğu söylenir. Ama biz bu yazıyı alnımızda bir türlü göremeyiz. İnsan yazgısını davranışlarıyla kendisi yazarsa da nedense buna inanmaz, bir takım güçlere bel bağlar. Bazılarına göre alın yazısı burçlara bağlanır. Bazı insanlar da Tanrının her şeyi, herkesin başına gelecekleri ezelden bildiğine inanır…

 

Alın yazısı ile ilgili bir takım tanımlamalar günlük konuşmalarımıza da girmiştir. Öreğin; “Alın derisi değil davul derisi” deriz. Onun dışında “alın teri”, “alın teriyle kazanmak”, “alın teri dökmek”,” alnım açık”, “alnına kara sürmek”, “alnından öpmek”, “alnını karışlamak”, “alnının akıyla işin içinden çıkmak” gibi sözcükleri çoğumuz kullanırız.

 

Çoğu insan gibi ben de alnımda ne yazdığını merak edenlerdenim!..

 

Bir sabah televizyon kanallarından FOX TV’de Fatih Portakal’ı izlerken anladım ki, çoğu insan gibi benim alnımda da enayi (!) sözcüğü yazılıymış…

 

Neden diye sormadan hemen açıklayayım; bana gelen elektrik, su, telefon gibi faturaları ödeme tarihleri ile tutarına bakar ve öderim. Bu kez Fatih Portakal uyarınca öncelikle Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş Genel Müdürlüğü’nün faturasını inceledim. Gerçekten de ne olduğu anlaşılmayan K/K Bedeli diye bir bölüm var. Ben kendi hesabıma son faturaya göre 4.35 krş K/K Bedeli ödüyormuşum.

 

Meğer, “K/K Bedeli” kaçak elektrik kullanım bedeliymiş… Ben zamanında faturamı ödediğime, kaçak elektrikten yararlanmadığıma göre 4.35 krş da olsa bu bedeli neden ödeyeyim. Başkalarının kaçak kullandıklarının ceremesini namuslu vatandaşlar neden çeksin?

 

Alnımızda enayi yazıyor ya?

 

Enayiliklerimiz bununla da kalmıyor. Geçen yıl İstanbul dışında bir ilçede 20 gün kalacaktık. O günlerde televizyonlarda kampanya adı altında Türkcell WINN’ı ayda 39 TL olarak gündeme getirmişti. Türkcell bayine giderek bir aylık internete ihtiyacımız olduğunu, WINN almak isteğimizi söylediğimizde; bir aylık alırsak daha pahalıya geleceğini, üç aylık kampanyadan yararlanmamızın daha kârlı olacağını söyleyip, ayda 39 TL’ye 4 GB’lık internetten faydalanabileceğimizi belirttiler. Çaresiz üç aylık sözleşme imzalayarak WINN’ı aldık.

 

Gideceğimiz yere gittiğimizde, İç Anadolu’nun bir ilçesinde (Turkcell bayiinde internetten gideceğimiz yerin haritasına bakıp, nete bağlanabileceğimizi söyledikleri halde) zar zor bağlanabildik. Bağlanmanın ötesinde bir sayfa açmak 10 dakikadan fazla sürüyordu.

 

Neyse, İstanbul’a döndüğümüzde WINN ile işimiz kalmadığını bayie söylediğimizde üç ay sonunda başvurmamızı istediler. Üç ay boyunca gelen WINN faturalarını ödedik, telefonla üç ay sonunda iptalini istedik; şu gün arayın, bu gün arayın dediler. Uzun telefon konuşmalarımızdan sonra kapatma bedeli istediler… Sonunda, yanılmıyorsam 400 TL’yi aşan bir bedel ödeyerek WINN derdinden kurtulduk… Bu arada WINN’dan kurtulmak için yapılan telefon görüşme bedelleri de işin cabası…

 

Alnımızda enayi yazıyor ya!..

 

Çağı yakaladığımızın söylendiği, bugün yanılıp da PTT ile bir yere mektup, dergi v.s gönderecek olsanız yandınız gitti… Gönderdiğiniz şehir içinde de olsa bir ay içinde yerine ulaşır!.. Bankalardan gönderilen kredi kartı ekstralarının aman ha PTT’den gelmesini beklemeyin. Gecikmeden ötürü kartınızın kapanması işten bile değil… Bu kez alnımızda yazılı enayilikten sıyrıldık; bankalardan ekstraları mail veya mesajla göndermelerini istedik, göndereceğimiz mektup, evrak veya dergileri de kargo yoluyla çözümledik…

 

Yeri gelmişken sormak gerekir; sahi PTT ne işe yarar?

 

Ramazan günleri Bektaşi fıkrası olmadan da geçmek bilmiyor;  Meclisin birinde ulema geçinenler oturup dini konuları tartışıyorlar, Bektaşi babası da bir köşede onlar izliyormuş… Bektaşi babası;  

 

“Allahın kelamı cidden eşsizdir. Ama yazısı biraz karışıktır” diyecek olmuş…

 

Dinleyenlerden biri bu söze alınarak sormuş;

 

“Neden karışıkmış, bunu nerde çıkarıyorsun?”

 

Bektaşi babası gülmüş;

 

“Alnımın yazısından biliyorum…” 

 

Erdem Yücel

erdem@hport.com.tr

Yayın Tarihi: 2011-08-28 16:50:01