Açılım mı? Hengâme mi?

 

Aylardır toplumumuz açılımla yatıyor, açılımla kalkıyor. Bunu ortaya atanlardan başka hemen hiç kimse açılımda neyin kastedildiğini tam olarak bilemiyor. Herkes kendine göre, işin özüne inemeden yorumlar yapıyor. Merak edip belki bir şeyler öğrenirim diyerek, son çare sözlüklere başvurdum. Oradan öğrendim ki; açılım açılmak fiilinden türetilmiş bir sözcükmüş… Ancak anlamı biraz gizemliymiş, daha doğrusu nereye çekersen oraya giden acayip bir sözcük…

 

Astronomiden siyasete kadar uzanan bir sözcük…

 

Demokratik açılım, Kürt açılımı diye bir şeyler söylemek isteyenler kuşkusuz, açılımın bir yıldızla gök ekvatoru arasındaki uzaklığın tanımlandığını biliyorlardır. Bu anlamda kuzeye doğru olanı artı, güneye doğru olanı da eksi işaretiyle ölçülen açısal uzaklıkmış…

 

Bazılarına göre açmak fiili içindekine ulaşmak için bir şeyin örtüsünü kaldırmak veya kılıfını, tıkacını çıkarmak için kullanılıyormuş… Açılımı başta siyasiler olmak üzere, çoğu kişi çeşit çeşit kullanılıyor… Alevi açılımı, kara çarşaf açılımı, demokrasi açılımı, açılıp saçılmak ve sonunda açıl susam açıl…

 

 Bu konuda açılan solar, ağlayan güler gibi bir de atasözümüz varmış…

 

Açılım son günlerde bizim politikacılarımızın dillerinden düşürmediği, adeta moda olmuş bir sözcük… Önce Kürt açılımı, sonra bunu biraz yumuşatarak demokratik açılım dedik, ardından DTP bunu Kürtlere özgürlük sloganı ile ortaya çıkarak Apo posterleri ile art niyetli mitingler düzenlediler. Ülkenin bölünmez bütünlüğünü zedelemeye kalkıştılar. Hikâye hepinizin malumu, burada yinelemeye hiç gerek yok sanırım…

 

Neyin özgürlüğü isteniyor bir türlü anlayamıyorum. Kürt kökenli vatandaşlarımız etkin kimliklerinden ötürü okullara, üniversitelere, hastanelere mi alınmıyor? Devlet memuru mu olamıyor? TBMM’ ne mi giremiyor? İş yerleri mi açamıyor? Sahnelerde şarkı mı söyleyemiyor?

 

Hükümetin sözünü ettiği açılımın içeriğinin de ne olduğu pek değil hiç anlaşılamadı. Siyasi parti liderleri televizyon ekranlarında karşılıklı hakaretlere varan söz düellolarına giriştiler. Sonunda bir de yol haritası iddiası ortaya çıktı. Yol haritasını kim düzenledi?  ABD mi? AB mi? Apo mu? Yoksa hükümet mi o da belli değil…

 

Neyin ne olduğu anlaşılamadan Kandil’den sekiz, Mahmur kampından yirmi altı PKK’lı, tek tip PKK giysileri içerisinde Habur kapısından lüks ciplerle gelerek giriş yaptılar. Sınırda kurulan mahkemede sözüm ona yargılandılar; dört savcı ve hâkim tarafından sorgulandılar ve serbest kaldılar. Gelenler “Pişmanlık Yasasından yararlanmak istemiyoruz,  önderimiz Apo’nun direktifiyle, barış elçisi olarak geldik” demelerine rağmen, yine de o yasanın kapsamına alındılar!

 

Yasası olmayan bir af mı yapılmıştı? Yoksa bazılarına göre yargı erki zarar mı görmüştü? Yoksa sözün bittiği yer mi olmuştu? Pek anlaşılamadı.

 

Gelen PKK’lılar beraberlerinde Cumhurbaşkanına ve TBMM’ne sunulmak üzere  Kürtçe konuşma ve kimlik taleplerini içeren dokuz maddelik bir de pazarlık  mektup getirmişler!... DTP’nin organize ettiği ne şekilde toplandıkları bilinmeyen bazı kişilerce bayram havası içerisinde davullarla zurnalarla, zılgıtlarla, sözüm ona PKK bayraklarıyla karşılandılar. Ancak ortalarda bir tek ay yıldızlı bayrağı görmek olanaksızdı. Önlerine bir tek kırmızı halı serilmediği kaldı! Bu bayramın adı konmadı ama belki ileride dağdan dönüş bayramı diye bazıları tarafından  kutlanır!.. Otobüslerin üzerinde zafer kazanmış askerlerin görüntüleri ile zafer işaretleri yaparak, konvoy eşliğinde Diyarbakır’a ulaştılar. Orada da havai fişekler ve bazı insanlar tarafından bir kez daha karşılandılar… Bütün bu saçmalıklar Türkiye’nin büyük kesimini rahatsız etti; bölünmeye mi gidiyoruz sözleri kafaları karıştırdı. Kürtleri kazanalım derken Türkiye’nin büyük çoğunluğuna tedirginlik ve öfke hâkim oldu.  Özellikle şehit yakınları, gaziler yapılan gösteriler üzerine madalyalarını, beratlarını, bazı gaziler de protezlerini ortaya attılar…

 

DTP’ yönetiminden bazıları da tepkilerden rahatsız olarak, organizasyonun kontrollerinden çıktığı söylediler. Oysa onlar her zaman PKK’nın sözcülüğünü yapmaktan geri durmamışlardı. Ardından Başbakan, bazı AKP’liler ve Genelkurmay’da sesini yükselterek tepkisini göstermekte gecikmedi.

 

İşin vahametini görenler açılımı yavaş yavaş gündemden düşürmeye başladılar. Onun yerine yine Ergenekon Mahkemesi, Kur. Alb. Dursun Çiçek’in imzaladığı iddia edilen “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”  ve şahitler ortaya çıktı, Fenerbahçe-Galatasaray maçı ise hepsinin önüne geçti…

 

Toplumun nabzını yoklamadan atılan adımlar bazen bir partiye seçimi de kaybettirir. Rakiplerin eline böylesine koz verir, emir büyük yerden mi diye  kimse pek derinden  düşünmez!.. Kaldı ki, hiç kimsenin şehitlerimize ve gazilerimize saygısızlık etmeye de hakkı olmamalıdır. Onlara karşı duyduğumuz minnet duyguları da zedelenmemelidir.

 

Yazımıza açılım diye başlamıştık, gelişen olaylar açılımı gerginliğe dönüştürdüğü açıkça görüldü. Açılımdan yana olanlar gösteriler karşısında ne kadar yanlış hareket ettiklerini herhalde fark etmişlerdir. Teröristlerin bazı çevrelerce kahraman gibi karşılanmalarının ne büyük tahribata yol açacağını, açılımın hengâmeye dönüştürüldüğünü en azından anlamış olmalılardır.

 

 

erdemyucel2000@hotmail.com

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:51:31