Aşk-ı Memnu’dan Yola Çıktık!...
Toplumun büyük kesiminin televizyon dizilerine, laf olsun torba dolsun örneği programlara bağımlı olduklarını söylemeye gerek yok sanırım. Bu dizilerin çoğu havadan sudan aşk hikâyeleri ile vurdulu kırdılı olanlarının büyük reytingler aldığı söyleniyor. Bu reytinglerin neye göre hesaplandıkları da ayrı bir konudur. Bir zamanlar liselerde okuduğumuz çok bilinmeyenli denklemler gibi…
Televizyon dizilerinden en çok tutulardan birisi de Halit Ziya Uşaklığıl’in Aşk-ı Memnu isimli edebiyatımızın kilometre taşlarından birisi… Ne var ki, rahmetli yazarımız eserinin çağa uydurulmak, reyting toplamak için ters yüz edildiğini görseydi acaba ne yapardı?
Günlerdir Aşk-ı Memnu ile yatıp kalkıyoruz; hele Bihter ile Behlül’ün bir sevişme sahnesi vardı ki, milleti ayağa kaldırdı. Ardından çeşitli polemikler yapıldı; onlar sevişirken aralarında yastık var mıydı yok muydu diye… Kimi vardı dedi kimi de yoktu dedi!.. Ardından RTÜK bastırmış olacak ki, ondan sonraki sevişme sahneleri es geçildi. Bu sahneler sansürsüz olsun ancak şifrelensin diyenler bile var. Aileden sorumlu Devlet Bakanı “Türk toplumuna zarar veren diziler için şifre uygulaması başlatacağız” sözleri yapımcıların tepkisini çekti. Bana sorarsanız sevişme insanın doğasında olan bir duygudur, utanılacak yanı da yok. Sansür uygulanırsa bu kez çapkınca merakları kamçılar. Bu bakımdan şifrelensin de isteyen istediği gibi diziyi seyretsin derim. Karşı olanlara da romanını okumakla yetinsinler, seyretmesinler diyeceğim ama Halit Ziya’nın bu ünlü eseri pornografik değil ki… Onu diziye uyarlayanlar öyle yaptılar… Yasaklama halkı daha çok tahrik eder, meraklandırır, şifreyi alır ve izler. Türk aile yapısı diyenlere de bir çift sözüm olacak acaba hangi aile yapısını temel olarak alacaksınız? Dizilerde sevişme, öpüşme olmayacak, içki, sigara içilmeyecek, ama dumanı tütecek… Bu komik uygulamayı yabancı dizilere uyguluyorlar, adamın sigarası bantlanıyor, üzerinden dumanı tütüyor… Adamın elinde içki bardağı… Üzerinde dumanlanma olunca herhalde onu kola veya gazoz içiyor diye düşünüyorsunuz?
Böylesine acayip komiklikler uygar ülkelerin hangisinde var diye zaman zaman düşünmüşümdür.
Aşk-ı Memnu’da benim asıl üzerinde durmak istediğim eğitimimizin ne kadar zavallı duruma düşürülmüş olmasıdır. Kitapçı vitrinlerine bakan iki kız öğrencinin kendi aralarındaki konuşmalarına birisi kulak misafiri olmuş ve basına yansıtmış… Kızlar “Vay be, Aşk-ı Memnu’nun kitabı çıkmış ne de çabuk yazmışlar” diye konuşmuşlar.
Vitrin önünde konuşan kızları Halit Ziya Uşaklığil’ı tanımıyor diye suçlamayalım. Televizyon ekranlarındaki sunucuların, spikerlerin ne gaflar yaptıklarını hep birlikte görüyoruz. Siz hiç öğrencilerin kendi aralarındaki konuşmalarına kulak misafiri oldunuz mu? Bunlar hangi dilde konuşuyor diye şaşar kalırsınız.
Bugünün gençliğin, Halit Ziya Uşaklığil, Reşat Nuri Güntekin, Orhan Kemal ve Saik Faik’i bilmemeleri son derece doğal. Onları bilmeyenler Balzak, Shakespare başta olmak üzere batı edebiyatını da tanımazlar. Suç çocuklarda değil yanlış olan eğitim sistemimizdedir. İlkokuldan itibaren yarış atı gibi para basan, birilerinin çıkarına hizmet eden dershanelerde test usulü soru cevap çözen çocuklardan ne beklenir ki… Günümüzde Milli Eğitim Bakanlığı okulları ikinci planda, öncelik dershanelerde… Sınav sistemleri Milli Eğitim Bakanlığına göre değil de dershanelere göre uyarlanmış… Bu bakımdan bugününün gençliğinden edebiyat, tarih, coğrafya ve kompozisyon gibi genel kültür içeren bilgiler beklemeyin….
Eskiden bizim zamanımızda şöyleydi böyleydi diyenlere kızardım. Meğer ne kadar haklılarmış… Lise yıllarımı anımsıyorum da kütük gibi Türk edebiyatı, bir o kalınlıkta batı edebiyatını bize okuturlardı. Onunla da yetinilmez Türk ve batı edebiyatının klasiklerini okur özetlerini çıkarırdık. O yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı bütün klasikleri uzmanlarına tercüme ettirmiş ve ucuz fiyatlarla da satışa çıkarmıştı… Atatürk’ten sonra İsmet İnönü, Hasan Ali Yücel ve Tonguç ne büyük adamlarmış… Şimdi bu yaşta onları çok daha takdir ediyorum.
Aşk-ı Memnu’nun kitabını amma da çabuk yazmışlar diyen kızlarımızı suçlamayalım, asıl suçlular gençliği, çıkar uğruna böylesine cahil bırakanlardır. En güzel yaşlarında stat, okul, televizyon ve magazin arasında sıkışmış bir gençlikten daha ne beklenir ki... Kendileri ciddi kitap okumaktan aciz olanların topluma bir şey veremedikleri de açık seçik ortada…
Büyük Atatürk ileriyi görerek ne kadar güzel söylemiş; “ Eğitim işlerinde ne olursa olsun başarı kazanılmalıdır. Bir ulusun gerçek kurtuluşu ancak bu yolla olur.”
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.