Aşk Üzerine

Tarih boyunca çeşitli toplumların düşünenleri, yazarları, çizerleri aşk üzerinde çok şey söylemişler, ancak görüş birliğine bir türlü varamamışlar, tanımlamayı da tam olarak yapamamışlardır. Gündelik yaşamımızda çok sık kullandığımız aşk sözcüğü ile ne denilmek istediğimizi kaçımız tam ve net biliyor? Kendi kendimizi sorgulamış olsak acaba nasıl bir itirafta bulunabiliriz?

Aşk denir?

Aşk sözcüğünün kökeninin Arapça Işk’tan türetildiğini ileri sürenler olmuştur. Belki de aşk bir kimseye veya bir şeye olan sevgi ile bağlılığın beslenmesine neden olan tutkudur. Bir bakıma da birisini sevmek veya ona tutulmak anlamında da kullanılmıştır. Bir şeyi elde etmek için vazgeçilmez olan tutkuya da bu yakıştırmanın yapıldığı görülmüştür.  Böyle bir tutkuya ulaşmak için uğrunda pek çok şeyin göze alındığı, fedakârlıkta bulunulduğu davranış da aşk olarak tanımlanmıştır. Birbirlerini seven kişilere âşıktaş, aralarında geçen ilişkiye de âşıktaşlık denilmiştir.

Aşk iki kişinin birbirini sevmesi ve cinsellik dışında da kullanılmıştır. Demokrasiye âşık,  mesleğine âşık, doğaya âşık gibi sözcükler cinselliğin tamamen dışında kullanılmış kavramlardır. Ayrıca mistik, tasavvufi düşüncede Tanrıya karşı duyulan aşkın da bu duygu içerisinde kendine özgün bir yeri vardır. Âşık sözcüğü çok eskiden beri kendilerini Tanrıya adamış, O’na aşk derecesinde bağlanmış tasavvuf şairleri içinde kullanılmıştır.

Aşk, iki ayrı cinsten kişinin birbirlerine karşı duyduğu ilgi, alaka veya sevgi olarak ta nitelenebilir… Belki de her iki cinsi daha da mutlu kılan aralarındaki romantik ilişkidir. Aşk ile bağlılığın güçlülük derecesine göre mutluluğun o denli büyük olduğu da söylenir.  Bazılarına göre baharın başlangıcıyla birlikte insanların içgüdüsel duygusunun ön plana çıkarak aşk cinselliğe yönelmektedir…

Batı ve dünya edebiyatının önde gelen eserlerinde, örneğin romanlarda, şiirlerde aşk ön plana çıkmıştır. Bu konuda yazılmış, klasikleşmiş yığınla eser vardır. Örneğin ünlü İngiliz yazar Shakespeare’nin Romeo ve Julieti bunların başında gelir. Türk Edebiyatı’nın önemli bir kolunu oluşturan Divan Şiirlerinde de aşkın başlı başına yeri olduğunu kolayca görürüz. Türk Edebiyatında XVI. Yüzyıldan bu yana saz şairlerinin oluşturduğu edebiyata da âşık veya halk edebiyatı denilmiştir.  Bu edebiyatın başında dizeleri ile Karacaoğlan, Âşık Ömer, Gevheri, Âşık Dertli, Erzurumlu Emrah, Âşık Çelebi,  Dadaloğlu,  Âşık Garip, Âşık Kerem, Âşık İhsani ve Âşık Veysel gibi ozanlar gelir… Tarih yazarları arasında Âşık Paşa, Âşık Paşazade, Âşık Çelebi gibi tarihi içerikli ünlü eserler verenlerde vardır.  Âşık Mehmet ise XVI. Yüzyılda yaşamış önemli bir coğrafya ve kozmografya âlimidir.

Birbirlerini görmeden, düşlerinde birbirlerine âşık olan iki gencin başlarından geçenlerin konu edinildiği “Âşık Garip Hikâyesi”, XVI. Yüzyılda yaşadığı sanılan Azerbaycanlı Kurbani’nin “Âşık Kurbani Hikâyesi”, Leyla Mecnun, Ferhat ile Şirin hikâyeleri de halk edebiyatının bu konuda ortaya koyduğu eserler arasındadır. Ayrıca Kappadokia bölgesinde, Niğde yakınında Aşıklıhöyük arkeolojik yerleşimi gösteren önemli bir kazı merkezidir.

Aşk, halk ozanlarının deyişlerinde de yer almıştır. Nitekim Köroğlu; “Âşıklar sazını eline alsa Güzeller perdesini yüzüne vursa” der…

Aşk sözcüğünün yanı sıra bir de âşık sözcüğü onu tamamlamıştır.

Ayrıca hafif meşrep veya kalender geçinen insanlara da halk arasında bu sözcük yakıştırılmıştır.

Aşk sözcüğü atasözlerimizde de geniş yer almıştır;

Âşık âlemi kör, dört yanını duvar sanır.

Aşığa Bağdat uzak değil.

Aşığa Bağdat sorulmaz.

Aşığın gözü kördür.

Mal mülk âşıklısı değilim.

Âşık mısın oğlum önüne bak diyenleri de bu toplumda görürüz…

Âşıklar ismi yakıştırılan saz şairlerini icra ettikleri musiki türüne de Âşık Musikisi ismi verilmiştir. Bu musikide âşıklar şiirleri bazı ezgi kalıpları içerisinde söyleyerek çalarlar. Melodi kalıpları uzun hava, kırık hava biçiminde veya birlikte de icra edilmiştir. Kısacası bu tür musikide hem söz hem de çalgılar birbirlerini tamamlamıştır.

Çoğumuzun iki kişi arasında ilişki, sevgi veya cinsellik olarak nitelediğimiz aşk ile aşkın kökeninin çok eskiye indiği, güzel sanatların çeşitli dallarının ana unsuru olduğu da böylece ortaya çıkmaktadır. Ancak nedense aşk denilince çoğu insanın aklına cinsellik gelmektedir. Aşkta cinselliğin olması doğaldır ama aşk bazılarının sandığı gibi bütünüyle de cinsel arzu değildir. Ne yazık ki, bu düşünce toplumun büyük kesiminde yaygındır.  Aşk denildiğinde ilk akla da yanlış bir tanımlama olarak cinsellik gelir. Edebiyatta ve basında çoğu kez işlenen aşk temasının bu yöne çekilmesinin de büyük payı olmuştur. Öncelikle çiftler arasındaki kısa süreli ilişkileri aşk olarak nitelemek de doğru değildir. Onlarda hâkim olan aşk değil, aşk olduğu sanılan cinselliktir.

Aşk dedik, cinsellik dedik. En iyisi bunu bir fıkra ile noktalayalım:

Fransız erkeğine “Kadının elini niye öpersin, bu aşk mı?” diye sormuşlar…

Fransız erkeği “Kadına saygı duyarım. Erkek ile bir bütünü tamamlar” diye yanıtlamış…

Bu kez Alman erkeğine aynı soruyu sormuşlar;

Alman erkeği “Kadın kutsaldır. Hayatın devamını sağlar, doğurur” demiş…

Bu kez Türk erkeğine yönelmişler;

Türk erkeği de bir yerden başlamak için kadının eli öpülür diye soruyu yanıtlamış!..

erdemyucel2002@hotmail.com

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:42:20