Başbakan Tatile Çıkınca!..
Temmuz ayı ile birlikte yağmurların ardından sıcaklar enikonu bastırdı. Okullar da tatil olunca herkes kendi bütçesine uygun tatil yapmaya başladı. Kimi Eğe ve Akdeniz kıyılarında bol yıldızlı otellerde tatilini yaparken kimileri de İstanbul’un deniz kıyılarında kendilerini serin sulara bırakıyorlar. Boğaziçi kıyılarında yalılardan arta kalan yerlerde, Büyükçekmece çevresinde deniz hasretini dindirmeye çalışıyorlar. Bu arada Emirgân-Bebek kıyı şeridinde iğne atsan yere düşmeyecek örneği çıplak erkekler hem denize giriyor, hem de kaldırımlarda sere serpe yatıyor, volta atıyor. Lüks cipler son model fiyakalı araçlar da trafiği durma noktasına getirmiş, ağır ağır yol almaya çalışıyor…
Kısacası herkes imkânları doğrultusunda tatil yapmaya çalışıyor…
Bu arada basına bomba gibi bir haber düşüyor; Başbakan, peşindeki basın ordusunu atlatıp tatile çıkmış…
Başbakan nerede tatilini yapıyor?
İnsan sormadan edemiyor; size ne Başbakan’ın tatilinden? O da insan, içeride dışarıda ne güç işlerle uğraşıyor. Elbette o da sırtındaki yükün ağırlığından yorulmuş birkaç gün tatil yapma hakkına sahip… Kolay mı her Allahın günü televizyon ekranlarına çıkmak, açılışlarda bulunmak, dünyanın önde gelen devlet adamlarıyla dünya lideri gibi konuşmak… Türkiye’nin önde gelen sorunlarını, komşularıyla ilişkilerinden doğan çatışmalarını onlara anlatabilmek…
Önce tatilin üç gün süreceği söylenmişti… Oysa bunca yükü çeken bir insan için az bile… Böylesine yoğun çalışmaya üç gün yetmez… Son alınan habere göre tatil birkaç gün daha uzatılmış… Başbakan dinlenmiş olarak görevinin başında…
Başbakan tatilde olunca Türkiye’de bir sessizlik olmuştu… Onunla birlikte başta basın olmak üzere pek çok kişi de tatile çıkmıştı… Alıştırmış bizleri; her Salı günü mecliste yapılan grup toplantılarında, açılışlarda veya ulusa seslenişlerde muhalefet parti liderlerini haşlamasını, bağırıp çağırmasını, İsrail yönetimini tehdit edercesine konuşmasını, PKK saldırılarına karşı yine de açılımdan söz etmesini…
Kısacası Türkiye’de sessizlik vardı… İzinde olduğu sürece vekilleri, yardımcılarında da tık yok… Boşuna dememişler Erdoğan’sız bu hükümet ile parti yürümez diye… Ben de anladım ki, Başbakan olmayınca her şey biraz tatsız… Yeri öyle kolay kolay dolacağa da benzemiyor… Önümüzdeki seçimlerde ve referandumda oy atacakların kulağına bu sözlerim küpe olsun!...
İşin en kötüsü de basındakilerin yazacak konu bulma sıkıntısı… İzne çıkmadan önce öylemiydi ya!.. Hangi olayı yorumlayalım diye kafa patlatır dururduk, yazacak öyle çok şey vardı ki; şimdi de ne yazacağız, ortada yazacak konu yok diye şeyini yemiş ispinoz kuşu gibi düşünmüştük…
Bereket Kılıçdaroğlu CHP’nin yönetimini ele aldı ve Genelkurmay Başkanı ile Güneydoğu’daki askerlerimizin siperlerini inceleyip onlara moral verdi de bizlere de haber, yazılacak yorum çıktı…
Yazın bu sıcak günlerinde siperde ayakta durma ve çömelme kavgası yapıldı… Ne garip ki, Türkiye sınırları içerisindeki askeri bir yerde ayakta durdun durmadın kavgası sahnelendi… Bu polemiğe diğer bakanlar da katıldılar, kendilerince liderlerinden yana sözler söylediler!.. Aksini söyleyebilmek zaten tabiata aykırıydı!..
Bilindiği gibi Başbakan tatile çıkmadan önce hain PKK saldırısında on bir şehit verdiğimiz Gediktepe siperlerine Genelkurmay Başkanıyla birlikte gitmiş ve orada herhangi kir kör atışa uğramamak için çömelmişti. Başbakan ve Genelkurmay Başkanı önlem olarak çömelmiş resimleri basına servis edilmişti. Bu kez Kemal Kılıçdaroğlu yine Genelkurmay Başkanıyla başka bir sınır karakolunda görüntülenmişti. Polemiğin çıkış nedeni de Başbakan’ın gittiği siperdeki kum torbalarının yüksekliğinin az, Kılıçdaroğlu’nun gittiği yerdeki kum torbalarının yüksekliği ise insan boyundaymış… Bu bakımdan çömelmek zorunda kalmamış!..
Her iki liderin fotoğrafları günlerdir yan yana basında yer alıyor; biri ayakta diğeri çömelmiş!..
Türkiye’nin önde gelen sorununa bak; O çömelmiş, bu çömelmemiş…
Siyasilerimizin polemik konusu yaptığı bu olayda siyasetçilerin unuttuğu bir nokta var. O siperlerde bekleyen, hain PKK saldırılarına karşı nöbet tutan askerlerimiz ve yürekleri her an ağızlarında olan asker yakınları…
Siyasilerimizin canları can da, askerlerimizin canları patlıcan mı?
Acaba siyasilerimiz her şeyden önce oradaki askerlerimize biraz ayıp etmiş olmuyorlar mı? Onlar o siperlerde birkaç saat değil, gece gündüz bekliyorlar… Hem de canları pahasına…
“Ayıp denen bir şey var” sözünü, siyaset mi unutturdu acaba?
erdemyucel2002@hotmail.com
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.