Bizans Sanatları Müzesi Kurulabilir mi?
İstanbul’da, tarihi yarımada olarak tanımlanan Eminönü, Sultanahmet ve çevresi tarih boyunca çeşitli kültürlerin bir araya geldiği önemli bir yerleşim alanıdır. Her ne kadar bazıları metro projesini dört yıl geciktirdi diye şikayet etseler de Marmaray kazıları yörenin İ.Ö 8.000 yıllarından da aşkın bir geçmişi olduğunu ortaya koymuştur. Bu kazılar İstanbul tarihi kadar arkeoloji yönünden de son derece önemli bir araştırma olmuştur. Arkeoloji ve tarih başlı başına bir bilimdir ama anlayana!...
Tarihi yarımada içerisinde Prehistorik dönemlerde başlayan ilk yerleşimlerden günümüze kadar uzanan uzun bir zaman süreci içerisinde Roma, Doğu Roma (Bizans) ve Osmanlı kültürleri birbirini izlemiş, onlara ait çoğu eserler günümüze kadar ulaşmıştır. O dönemlere tarihlenen çeşitli buluntular da arkeolojik kazılar sonucunda günümüze ulaşmıştır.
Ancak bunların ne kadarını tanıyor ve tanıtabiliyoruz? Başka bir görüşle onlardan bir şeyler anlayabiliyoruz?
Yeri gelmişken ütopik düşünelim; Türkiye’ye gelecek turist gruplarının programlarını yapan yabancı acentelere, sizleri tarihi yarımada dışında kalan yerlere götüreceğiz denilse, ziyaretçi sayısının büyük ölçüde azalacağı da açık değil mi?
İstanbul’da Osmanlı eserleri dışında önceki dönemlere ait arkeoloji ve sanat tarihi yönünden son derece önemli eserler var. Onların tanıtımını çok daha fazla yaparak, Osmanlı öncesi kültürlerle yüzleşmek bu şehre yapılacak en büyük hizmet olacaktır. Bilimsel düşünecek olursak;İstanbul’un geçmiş kültürüne, turizmine çok daha fazla katkıda bulunabilecek çareler neden aranmıyor?
Bilimsellik dışında çılgın projelerle(!), yeni yapılanmalarla, şehrin sınırlarını zorlamalarla yalnızca rant elde edilir, tarihi kültür, doğa, flora ve bize kalan miras yok olur gider… Gün gelir, bunları yapanlar bilgisizlikle, tarihi bilmemekle suçlanır… Dünyanın sayılı şehirlerinden İstanbul, özelliğini yitirmesi kadar beton bloklarla dolan kişiliksiz bir yerleşim alanı olur…
Sultanahmet’te bir Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) Müzesi kurulması, Hipodromun o dönemi yansıtacak biçimde yeniden şekillendirilmesi, dünya çapında arkeoloji, sanat tarihi ve her şeyden önce kültürel yönden büyük bir olay olacağı da açıktır. Ayasofya’nın yanı sıra Hipodromdaki dikilitaşlar, Filoksenus (Binbirdirek) ve Basilika (Yerebatan) gibi kapalı Bizans sarnıçları, Büyük Saray Mozaik Müzesini tamamlayan Bizans Sanatları Müzesi kurulması dünya çapında bir olay olur. Müzelerimizde bununla ilgili zengin malzemeler bulunmaktadır. İstanbul Arkeoloji Müzelerindeki Bizans eserleri, Ayasofya Müzesindeki zengin ikona koleksiyonları başta olmak üzere Hıristiyan litürjik eserler, kitabeler, mimari parçalar, lahitler böyle bir müzede teşhir edilebilir. Böyle olunca da İstanbul turizmi daha bir canlılık kazanır, getirisi götürüsünden çok daha fazla olur…
Aslında, Sultanahmet’te böyle bir müzenin kurulmasına da, yer aranmasına da gerek yok. Yeri hazırdır; günümüzde yalnızca konserlerde yararlanılan, onun dışında ziyarete kapalı olan Hagia Eireni (Aya İrini)…
Topkapı Sarayı dış avlusunda, Sur-ı Sultani içerisinde bulunan Hagia Eireni, Ayasofya’dan sonra günümüze kadar gelebiln şehrin en eski ikinci büyük anıtıdır. Büyük olasılıkla bu yapı I.Constantinus (324–337) tarafından, aynı yerdeki Roma mabetlerinin kalıntılarından yararlanılarak IV. Yüzyılın başında yapılmış, İmparator I.Iustinianus (527–565) tarafından 532’de yenilenmiştir. Kilise ana mekânının önünde geniş bir atriumu bulunmaktadır. Burada ilk defa Fethi Ahmet Paşa tarafından 1726’da Mecma-ı Esliha-ı Atika ve Mecma-ı Asar-ı Atika isimleriyle Müze-i Hümayun kurulmuş, ardından 1983 yılında Kültür Bakanlığınca “Anadolu Medeniyetleri Sergisi” açılmıştı. Anadolu Medeniyetleri Sergisi, dünyada kültürel yönden büyük yankı uyandırmıştı. Günümüzde konserler dışında yararlanılamayan Aya Eireni’de pekâlâ Bizans Müzesi kurulur, kilisenin ana mekânında ise yine konserler yapılabilir.
Ayasofya’da görev yaptığım yıllarda böyle bir girişimde bulunmuş ve o zamanki Kültür Müsteşarımız Prof. Dr. Emre Kongar’dan yazılı onay bile almıştım. Ne varki, o günlerin siyasi ortamı böyle bir müzeye henüz hazır değildi ve uygulamayı kuvveden fiile çıkarmak mümkün olamamıştı. Bakanlık içerisinde pek çok kişi Emre Kongar gibi aydın görüşlü değildi…
Meşhur sözdür; un var, yağ var, şeker var, neden helva yapamıyoruz?
Sultanahmet’te kurulacak Bizans Müzesinin yanı sıra pekâlâ Rumelihisarı Müzesi de anıt müzelikten çıkarılarak İstanbul Fetih Müzesine dönüştürülebilir. O da başka bir konu…
Bunlar şimdiye kadar neden düşünülmedi, neden yapılmadı?
Sultanahmet’te şimdilerde yeni bir konunun tartışması yapılıyor. Yerebatan Sarnıcına zarar verdiği gerekçesiyle, haklı olarak İstanbul İl Genel Meclisi yıkıldı ve burası park olarak düzenlenecek. Her zaman olduğu gibi yine acayip fikirlerin ortaya atıldığı, basına yansıyan haberler arasında… Büyük bir skandal olarak yola çıkarılan Mavi Marmara gemisine yapılan İsrail baskını sonucunda ölenler için buraya bir anıt dikilmesi gündeme getirilmiş ve haklı olarak, başta Mimarlar Odası olmak üzere aydınların tepkisiyle karşılanmış… Tarihi yarımada arkeolojik bir sit alanıdır. Buraya onunla ilgisi olmayan anıtların dikilmesi, eskilerin deyişiyle abesle iştigaldir…
İstanbul’un tarihi geçmişini bilmeden, bilgisizlikten kaynaklanan isteklerde bulunulmamış mıydı? Örneğin, Yassıada’ya, şehre deniz yoluyla gelenlerin görmesi için, Amerika’daki Hürriyet Anıtı gibi Mevlana heykelinin dikilmesi bile en yetkili ağızlardan söylenmişti…
İstanbul ve Mevlana… Şimdi, ne alaka diyenlerimiz olacaktır.
İstanbul İl Genel Meclisinin yerine yapılacak yeşil alana mutlak bir heykel dikilecekse bölgeyi eserlerle süsleyen İmparator Iustinianis veya İmparatoriçe Theodora’nın heykelinin dikilmesi neden düşünülmez? Bizans kaynaklarından öğrendiğimize göre, Ayasofya’nın Marmara’ya bakan yönünde İmparator Constantinus’un at üzerinde görkemli bir heykeli vardı. Kuşkusuz, bu sözler bazılarını yerlerinden hoplatacaktır!... O da olmazsa İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in ve ondan yüzyıllar sonra şehri kurtaran Atatürk’ün heykeli neden olmasın?...
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethetmiş, Atatürk ise onu Osmanlının basiretsiz politikasıyla işgal edilen müttefik güçlerden geri almamış mıydı?
Ne garip ki, müttefik subayların karşısında ezilip büzülen son padişah Vahdettin’i savunan, Milli Mücadeleye yardım etti diyen şaşkınlar da bu ülkede çıkıyor, insanların akıllarını bulandırmaya çalışıyor…
Bazılarının heykel konusunda ne kadar bilgili olduklarını(!); Kars’taki Mehmet Aksoy’un “İnsanlık Anıtı”, tekirlerle sökülürken görmedik mi? Bu uğurda dünyaca ünlü ressamımız Bedri Baykam bıçaklanmadı mı?
Geçmişimizle, kültürümüzle biraz haşır neşir olalım ve İstanbul’da Bizans Sanatları Müzesini kuralım… Göreceksiniz böyle bir olayın gerçekleşmesi, hayali çılgın projelerden çok daha fazla ses getirir.
erdemyucel2002@hotmail.com
Yayın Tarihi: 2011-05-02 04:39:51