Bizde Erkek Dediğin!.. 

Bizim erkeklerin, özellikle evli olanlarının garip huyları vardır. Evlendiklerinden bir süre sonra ayıla bayıla birlikte olduklarıyla yetinmeyip gözlerini başka kadınlara çevirirler. Kendilerini ikaz edenlere de biz erkeğiz derler!... 

Küçük yaşlarda cinsel eğitimin verilmeyişi veya cinselliğin tabu ya da yasaklı oluşu mu, yoksa kendine güvensizlik mi bilinmez… Belki de bu davranışlar, küçük yaşlarda “göster amcana pipini” sözlerini duya duya mı, tıbbi bir operasyon olan sünnetten sonra “şimdi oğlum erkekliğe adım attı” sözünden mi kaynaklanır? Onu da pek kestiremiyorum… 

Bizim erkeklerin cinsel organlarıyla övünmeleri ve karşı cinsten üstün görmeleri psikolojik bir rahatsızlık mı?  Tarihimiz, türkülerimiz, şarkılarımız da bu tür erkeklik övgüleri ile dolu değil mi? Örneğin tarih derslerimizde Baltacı Mehmet Paşa’nın çadırına geldiği söylenen Rus Çariçesi Katharina’ya neler yapmış olabileceği ile övünmedik mi? Sonunda tarihi belgeler böyle bir olayın olmadığını, belgelere dayanarak kanıtlayınca sus pus olmadık mı?

Kuşkusuz, durup dururken bizim erkeklerimizle neden uğraşıyorsun, Haydar Dümen’in deyişiyle biz kılıcımızla(!) övünürüz sana da ne oluyor diyenleriniz çıkacaktır. Haklısınız da benim bu yazıyı yazmamın asıl nedeni magazin dışı ciddi sayılabilecek gazetelerde yer alan bir çapkınlık (!) haberidir.

Bir zamanların güzellik kraliçesi, televizyon kanallarının haber spikeri Defne Samyeli eşi ünlü mimarlardan Eren Talu ile boşanma aşamasına gelmiş… Yıllardır basının içerisinde olmama rağmen ikisini de hiç tanımadım. Defne Samyeli’yi televizyon ekranlarından, eşini de Galatasaray’ın Seyrantepe’de, birlikte çalıştığı şirketle beraber 75 milyon dolar harcamasına rağmen sarpa saran stat inşaatından biliyorum.

Basından öğrendiğim kadarıyla mimarın Beyoğlu’ndaki bardan genç bir kızla birlikte resimleri çekilmiş ve bunun üzerine eşi de iki çocuğunu yanına alarak 14 yıllık evliliğine noktayı koymak üzere evi terk etmiş…

Aslında üzülecek bir olay…

Bir yuvanın dağılmasına, evlilik müessesesinin yıkılmasına her zaman karşı olmuşumdur. Bu olay her ikisi de tanınmış kişiler olduğundan magazin basınında yer almış… Sırası gelmişken biraz da magazin basınına değinmek isterim. İstanbul başta olmak üzere tatil yörelerindeki magazin muhabirleri tanınmış bir kişiyi birisiyle yakalasam da haber yapsam diye dört dönerler… Bu işte öylesine ustalaşmışlardır ki, mutlak birini yakalarlar da… Bazen de aralarında aşk ilişkisi olmayan, yalnızca arkadaş olanları da topluma sevgililer, yeni aşklara yelken açmışlar diye duyururlar. Yalan yanlış bir haber uğruna bir evlilik veya beraberlik bozulacak mı, o kişinin siyasi veya ticari itibarı zedelenecek mi diye hiç düşünmezler… Oysa magazin muhabirlerini de her zaman suçlamak da doğru değildir. Bazı kadınlar, ünlü bir kişi ile ortalarda veya gizli kapaklı görünebilmek ve basında yer alabilmek için can atarlar… Bazıları da magazin basınına haber bile uçurur… O da olayın tirajı-komik yani…

Konumuzu dağıtmadan dönelim bizim kılıcıyla övünen erkeklerimize… Nedense evlerinde güzel, zarif ve kültürlü eşleri olduğu halde gözleri çoğunlukla dışarıda olur. Meşhur sözdür, “komşunun tavuğu komşuya kaz görünür” derler…

Zamparalığın başlangıcı  bence “göster oğul amcana pipini” demekle daha küçük yaşlarda başlamıştır… Amcasına gösteren sonraki yıllarda başkalarına göstermeye de merak sarar. Erkeklerimizin en büyük özelliklerinden birisi de erkek arkadaşlarına aşk öykülerini, gizli kaçamaklarını abartılı abartılı anlatmasıdır. Yaşadıklarını bire bin katarak anlatırlar, karşısındakinin ah ben yapamadım dercesine ağızlarının suyunun akmasını izlemekten zevk alırlar…

Düzeyli bir ailesi olmasına rağmen gözü dışarılarda olan bir arkadaşıma “neden böyle yapıyorsun” diye sorma gafletinde bulunmuştum. Aldığım yanıt oldukça ilginçti; “her gün kuru fasulye yenir mi”?

Bir başkasına da tatile “neden yalnız gidiyorsun” dediğimde verdiği yanıt daha ilginçti; “Silivri’ye giderken yanına yoğurt alır mısın”?

Bu tür zamparalık olaylarında kadınların hiç mi suçu yok diyenler olacaktır. Bizim evlilik müesseseleri bir süre sonra çatırdamaya başlar. Erkek ayılıp bayılarak evlendiği eşini her hangi bir eşya gibi görmeye başlar. İlgisi azalır, arada bir çiçek alıp gelmekten kaçınır, evlilik veya doğum günlerini unutur ve hepte işlerinin çokluğundan yakınır. Kadın ise eşinin karşısına eskiden olduğu gibi bakımlı, kendine itina göstererek çıkmaz. Kendisini çocuklarına, evine adar, o da işlerinin çokluğundan yakınır… Böyle olunca da bizim erkeklerin gözlerinin dışarıda olmaları da kaçınılmaz olur.

Kısacası bu kısır döngü sürüp gider… Akılsız erkek kolay yakalanır, olayı öğrenen eşi üzülür, bazen erkeğin elinin kiri yıkar geçer der… Çocuklar var, ekonomik özgürlüğüm yok diyerek çaresizliğine boyun eğer. Erkeklerin bilmediği tıbbi bir olayda erkeklerde aldatma, kadınlarda da analık genlerinin ağır basmasıdır.

Aldatılan kadınlar da aldatır mı derseniz; bal gibi aldatır, intikamını da alır.  Ondan da hoşlanan başka erkekler de vardır çevresinde…  Ancak kadınlar erkeklerden daha akıllı olmalı ki, işi kitabına uydurur, ortalarda salak salak dolaşmaz ve bu işi gizli kapaklı yapar…

Kadın olsun erkek olsun bu olaylar herkesin başına gelebilir, bana gelmez demeyin. Zamparalığın ana teması da akıl, bilim, beceridir… Siz siz olun kılıcı mılıcı boş verin…

erdemyucel20002@hotmail.com

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:52:26