Can Dündar Yargıda!..

 

Son günlerde eften püften diziler dışında en çok sözü edilen belgesellerden birisi de Can Dündar’ın Atatürk’ün yaşamından kesitler verdiği  “Mustafa”  olmuştu. Can Dündar, bu filminde Büyük Atatürk’ün askeri, siyasi ve insani yönlerini kendince anlatmaya çalışmış, bazı durumlarda gerçeklerin dışına çıkarak kendi görüşlerini ortaya atmıştı. Bu nedenle de epey tenkide uğramıştı. Daha önce benzeri yapımlarında büyük beğeni toplayan Dündar’ın bu çalışması başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Oysa çekimlere başladığı duyulduğunda, merakla beklenmiş, ancak dağ doğura doğura fare doğurmuştu…

 

Filmin gösterime girmesinin hemen ardından Türkiye, Mustafa’yı tartıştı.

 

Mustafa filminin finaline doğru Atatürk’ü tanıtmaya çalışırken,  geçen yüzyılın dâhisi olan bu büyük adamı, mutsuz, kaprisli bir kişi olarak tanıtma yanılgısına düşmüştü. Bunlar kendi görüşleri miydi, yoksa sponsorların isteği miydi, yoksa baskı altında mı yapmıştı? Bilemeyiz…

 

Ortada bir gerçek vardır; Atatürk ölüme yaklaştığı anlarda bile memleketi için çalışmıştır. Nitekim bu büyük dâhinin son Adana gezisi bunun en açık örneğidir. Ayrıca o günlerde tartışmalı Hatay’ı topraklarımıza katmış, II. Dünya Savaşı’nın başlamasının an meselesi olduğu günlerde bile Türkiye Cumhuriyeti’nin onurunu korumuş, İtalyanların taleplerini reddetmişti. İzmir’de düzenlenen ve büyük önemi olan İktisat Kongresinde Türkiye’nin ekonomisindeki ileri adımları atmış, yeni ufuklar çizmişti…

 

Özel yaşamında ve çevresindekilerle ilişkilerinde, belgeselde gösterildiği gibi hiçbir zaman mutsuz değildi; yalnız bir adam ise hiç değildi. Latife Hanım ile olan mutsuz evliliği üzerinde çok durulmuştur. Ancak herkes aynanın karşısına geçip kendini sorgulasın; kaçımızın evliliği dört dörtlüktür? Atatürk de, bu yönde şanssızdı ve mutsuz bir evlilik yapmıştı. Çoğu erkeğin başına gelen örneklerden birisidir. Atatürk gibi büyük adama eş olabilmek de kolay değildir. Bu da madalyonun bir diğer yanıdır.

 

Atatürk gibi yüce bir insanı belgesel sınırları içerisinde tanıtabilmek veya anlatabilmek kolay değildir. Nitekim Can Dündar da bu büyük yükü kaldıramamıştır. Atatürk’ün son günlerini dramatik bir hale sokmak, çevresinde kimse kalmadı demek de gerçek dışıdır. Ölümünden sonra tüm Türkiye ağlamış ve o üzüntü yıllar yılı sürüp gitmiştir. Günümüzde Atatürk’ün aranması ise hiç de boşuna değildir… Atatürk’ü milleti hiçbir zaman yalnız bırakmamıştır.

 

Can Dündar, filmi izleyenlerin aklını karıştırmak için elinden geleni yapmıştır. Atatürk düşmanlarının sık sık dillerine doladığı Çankaya’da içki sofrasını abartılarla gündeme taşımış, oradaki konuklarının gün geçtikçe azaldığını, İzmir suikastından sonra da yakın arkadaşlarından koptuğunu, yalnızlaştığını, Savanora yatında ve Dolmabahçe Sarayında dram yaşadığını iddia etmiştir. Kendince gerçek dışı düşüncelerini sıralamaktan çekinmemiştir… Aklınca Atatürk’ü güçsüz bir diktatör yerine koymak istemiş!..

 

Acaba Atatürk’ü ve dönemini, o günlerin siyasi yaşamını ne kadar araştırmış? Bence ya araştırmamış, ya da olayları ters yüz etmiş veya bundan çıkar sağlamıştır.

 

Belgeselde günün geçer akçesi! Kürt sorununa ele almaktan kaçınmamış deniliyor. Oysa Türkiye’de Kürt sorunu yok, PKK ve onun yandaşlarının sorunu vardır. Atatürk’ün yazılmamak kaydıyla! Gazetecilere hangi livanın halkı Kürt ise onlar kendi kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir denilmiş… Ayrı bir sınır çizmeğe kalkışmanın doğru olmadığı iddia edilmiş… Dündar’a sormak lazım; bunların kaynağı nedir?

 

Bunların ardından, Dündar ölmeden heykellerini diktirdiği, manevi oğlu gerçek oğlu mu diye bir takım iddialarda bulunuyor. Bazılarına yaranmak için olmalı günde bir büyük rakı, üç paket sigara içtiğini de bir araya sıkıştırıyor. Oysa Atatürk’ün sofrasına 1925’den ölümüne kadar bakan İbrahim Erguvan bunun tam tersini söylüyor. ( Bkz; Hikmet Bil, Atatürk’ün Sofrası, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul 1999)   Doğal olarak da Dündar o kaynağı, bilerek veya bilmeyerek görmezden gelmiş!..

 

Yok olmuş bir devleti dirilten ve yepyeni bir cumhuriyeti ortaya koyan, çağdaş devrimleri, Atatürk’ün yaptıklarını bir kalemde silip belgeseli rakı muhabbetine indirgemesi, hem ayıp hem de akıllara acaba sorusunu beraberinde getiriyor.

 

Kısacası Atatürk adam gibi adamdı; lider gibi liderdi; devrimci gibi devrimciydi; komutan gibi komutandı…

 

Gerisi tek kelimeyle laf-u güzaftır.

 

Bilen de bilmeyen de, objektif olan da olmayan da bu belgeseli tartıştı. Demokrasiyi getirmediği diyenlere ise söyleyecek tek bir söz var; iki kez denedi ama tutmadı. 1920’lerde nüfusunun %10’u şehirlerde yaşayan, okuma yazma bilmeyenlerin oranının %90’ların üzerinde olduğu bir ülkede başka ne yapabilirdi?

 

Mustafa belgeselinin gerçekçi bir Atatürk belgeseli olmadığı açıktır; Atatürk, belgeselin birçok yerinde küçültülmek istenmiştir. Kendimce düşünmüştüm;  Türkiye’de Atatürk’e inanmış kişiler neden sessiz kaldı? Atatürk’ü Koruma Kanunu yürürlükte olmasına rağmen savcılar neden işlem yapmadılar diye…

 

Yürürlükte olan Atatürk’ü Koruma Kanunu varken… Bu kanun 31 Temmuz 1951’de Demokrat Parti tarafından çıkarılmıştır. Atatürk heykellerine karşı yapılan saldırılardan sonra yürürlüğe girmiştir. 5816 sayılı kanunun 5.maddesi “Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis ile cezalandırılır” demektedir. Bu kanunu çıkarmasından ötürü Adnan Menderes ve arkadaşları kutlanmalıdır.

 

Ne var ki, toplumumuzda duyarlı vatandaşlar da varmış; Demokratik Kitle Örgütleri Birliği Platformu Genel Başkanı Ali B.Şahbudak Ankara Savcılığına suç duyurusunda bulunmuş, ancak savcılık nedense suç unsuru bulamamış!.. Şahbudak’ın itirazı üzerine Sincan 2. Ağırceza Mahkemesi takipsizlik kararını kaldırmış ve Dündar’a yargı yolunu açmış. Mahkeme, “Bilirkişi raporunda Atatürk hakkında yanlış, aykırı yorum ve eksik anlatımlar olduğundan, Atatürk yanlış gösteriliyor denildiğinden dava açılması kararına varmış. Ankara Savcılığı ise bu kararın bozulması için Adalet Bakanlığından Yargıtay’a başvurulması isteniyor… Böylece Dündar’ın yargılanıp yargılanmayacağına Yargıtay karar verecek. Yargıtay mahkeme kararını yerinde bulursa, Bakanlıkta itiraz etmezse Dündar hakkında dava açılacakmış…

 

Bakalım, bekleyelim ve görelim…

 

erdemyucel2002@hotmail.com

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:48:59