Davullar Zurnalar Çalıyor!.. Deprem mi Var?
İstanbul’un biraz da siyasi amaçlı yeni ilçelerinden Beylikdüzü, şehrin gürültüsünden, karmaşasından kaçanların toplandığı bir yerleşim yeridir. Emeklilerin ve nispeten şehirleşme bilincine varmış insanların çoğunlukta olduğu bir yer olduğu sanılıyordu. Sanırım burada da artık göçler nedeniyle köy kültürü yerleşmeye başlamış…
Bir pazar sabahı davul zurnalarla ayaklanan insanlar pencerelere, balkonlara koşuştular; ne var ne oluyoruz. diye birbirlerine soruyorlar!...
Karşımızdaki bahçe içerisindeki sitenin önünde duran kamyonetten inen bir davulcu ile zurnacı ver yansın ediyor, ortalığı ayağa kaldırıyor… Çevrelerinde de toplanmış insanlar gülerek, alkış tutarak onları şevke getiriyor.
Balkonlara pencerelere koşanlar ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar… Her kafadan bir ses çıkıyor… Olayın ne olduğunu kavrayanlar diğerlerini aydınlatıyor…
Bu gece deprem varmış!..
Düğün var düğün var!...
Bu gece damatla gelin birlikte olacaklarmış, onu ilan ediyorlar!…
Meğer karşımızdaki siteden gelin alınacakmış… Davulla zurna onun için çalıyormuş…
Davul erkekliği simgeliyormuş; güm güm de güm güm!..
Zurnanın tiz sesi gelinin sesini simgeliyormuş… Yapacak edecek diye…
Ne demiş eskilere göre gelin hem ağlarım hem giderim dermiş… Meğer zurnanın tiz sesi onun içten gelen biraz korkulu biraz da arzulu sesiymiş…
Düğünler insan yaşamının önemli olaylarından birisidir. Genellikle adettendir her aile çocuklarının mürüvvetini görmek ister… Son derece doğal, duygusal ve toplumsal…
Müslümanlarda sünnet olsun, evlilik olsun törenle kutlanan bir gelenektir. Dostların mutluluklara ortak edildiği bir törendir. Bunun için düğün aşıyla dost ağırlamak gibi sözlerimiz vardır. Düğün bizim oyna kızım denilir. Bunun içinde gelinin oynaması adettendir. Ancak bu oynama faslı evin içinde ve düğün salonlarında yapılır. Çağ değişti derken bakıyoruz, gelin davul zurnaların eşliğinde kendisini almaya gelen damadın arabasına binmeden sokaklarda oynuyor… Gelinin yakınları da aynı şekilde ona eşlik ediyor.
Davul ve zurna çalıyor… Onlar sokakta oynuyor!..
Belli ki bu işe çok hevesliler… Hızlarını alamamışlar… Veya hazırlık yapıyorlar…
Bu konuda bizim yaratıcılığımız neler neler ortaya koymuşlar…
Tıpkı davul zurnanın çıkardığı sesten esinlendiği gibi…
Düğün dernek hep bir örnek denir…
Ne hikmetse araya enişteyi bile sokmuşuz: “Düğün değil dernek değil eniştem beni niye öptü” bile demişiz… Bu konuda “Enişte niye hişt dedi” diye şarkılar, türküler bile düzmüşüz…
Ne hikmetse düğün pilavıyla dost ağırlamak diyerek birilerine göndermeler bile yapmışız…
Düğüne gider zurna beğenmez. Hamama gider kurna beğenmez gibisinden sözler bile ortaya atarak göndermelerin hızını daha da arttırmışız…
Düğüne aracılık edenlere, hizmet edenlere; düğününde kalburla su taşımak, mutluluğu paylaşmak gibisinden laflar üretmişiz… Ayrıca “düğün olur iki kişiye kaygısı düşer deli komşuya” diyenler kuşkusuz bir şeyleri ima etmişlerdir.
Benimle birlikte birçok kişinin aklının almadığı bir nokta da evliliğe atılan ilk adım iki kişinin yanı sıra iki ailenin de mutluluğunu gösterir. Ancak sabahın erken saatlerinden itibaren sokaklarda davul zurna çaldırmanın, klakson çalarak konvoylar halinde etrafı ayağa kaldırmanın, bazı bıçkınların deyişiyle bu gece deprem var dedirtmenin ne âlemi var?
İstanbul, her ne kadar iç göçler insanlarıyla köyleşmiş olsa bile sitelerde uyuyan bebekler, çocuklar, yaşlılar, hastalar var… Hele hele haftanın yorgunluğunu biraz uyuyarak gidermeye çalışanları ayaklandırmanın anlamı nedir?
O gece deprem! varsa bebeklerin, çocukların, yaşlıların ve haftanın yorgunluğunu çıkarmak için uyuyanların günahı nedir?
İşte, benim anlamadığım da budur!..
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.