Devlet Tiyatroları Gündemde!..
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın seçim öncesi söyledikleri yine gündeme oturdu!.. Başbakanın, Kars’taki İnsanlık Anıtına talihsiz şekilde “Ucube Anıt” demesi epey tartışılmıştı. O zaman Kültür ve Turizm Bakanı hiç gereksiz ortaya atılmış, öyle demedi, böyle demek istedi diyerek Başbakanını savunmaya kalkmıştı. Ardından Başbakan, sözünün arkasında durmuş, evet ucube dedim diyerek, Bakanını yalanlamıştı. Başka bir ülkede olsa böyle bir durumda bakan istifa ederdi. Oysa bizler onlardan çok farklı bir kafa yapısına (!) sahip olduğumuzdan, bazı şeyleri sineye çeker ve yerimizde kalırız. Koltuğumuz her şeyin önünde gelir!.. Bugün bu anıtın sökülmesi için ihale yapılmış ve sökülüyor… Kültür varlıklarını korumak ve geliştirmekle yükümlü bakanın yine sesi çıkmıyor. Ne de olsa, bunlar bizim için olağan haller!..
Bakanın ne yıkılmakta olan İnsanlık Anıtını ve ne de müzelerimizin hali pür melalini düşünecek vakti ve zamanı yok. İzmir’de AKP listesinin başında olmanın mutluluğunu yaşıyor… Bakalım Gâvur İzmir(!) seçmeni ne diyecek?
Devlet Tiyatrosu’nun “Genç Osman” oyununda yaşanan, sakız çiğnenmesine, sahnedeki oyuncudan gelen tepki ve çıkan krizin ardından Devlet Tiyatrolarının özel tiyatrolara devri gibi acayip sözler gündeme getirildi…
Kültürel konulardaki bu olumsuzluklar bana Sunay Akın’ın bir sözünü anımsattı;
“Bilim ve sanat bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar.
Uçamayanlar ise tavuk olur.
Tavuk toplum önüne atılan bir avuç yemi gagalarken arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz.”
Değerli meslektaşım ve bir zamanlar öğrencim olmasından ötürü onur duyduğum Arkeolog Gökhan İgdır’da sitesinde “Devlet Tiyatrolarının kapatılabileceğini söyleyen bir Kültür Bakanının olması utanç verici” diye yazmış…
Doğru söze ne denir; yerden göğe kadar haklı…
Balçiçek Pamir’in, Habertürk’te sunduğu “Söz Sende” programına katılan Bakan, “Genç Osman” oyununda çıkan, ceviz kabuğunu doldurmayacak krizden etkilenmiş olacak ki, Devlet Tiyatrolarının mali yükünden yakınmıştı.
Devletin hala bu kurumları taşıması gerekir mi, devletin kadrolu özel sanatçısı olur mu?
Bütün bunları özel kurumlara ya da topluma terk etsek!..
Devlet Tiyatrolarının yılda yüz milyon lira cari masrafı var. Biz bakanlık olarak Devlet Tiyatrolarına yılda üç milyon lira veriyoruz. Oysa bunun elli milyonunu özel tiyatrolara dağıtsak ne olur?
Kısacası, Devlet Tiyatrolarını kapatıp ona ayrılan parayı da özel tiyatrolara verelim, bütün Türkiye tiyatro sahnesi olur gibisinden konuşmuş!... Oysa Türkiye her yönüyle tiyatro sahnesi gibi; Devlet Tiyatrolarını, özel tiyatrolara devretmeye hiç gerek yok…
Bir zamanlar Maarif Nazırı Emrullah Efendi “Şu mektepleri kapatsak Maarif ne güzel idare edilirdi” diye kinayeli bir söz söylememiş miydi?
Aynen Osmanlı Nazırının söylediği gibi Devlet Tiyatrolarını, Opera Baleyi, Müzeleri özel sektöre versek Bakanlık nasıl da rahatlar? Gelsin turizm, gitsin turizm; onu da hakkıyla yapabilirsen!..
Belki de topluma kültürel yönden değil de parasal yönden bakarsan başka bir söz beklemek biraz acayip olur. Kaldı ki, Kültür ve Turizm Bakanlığı genel bütçeden en az ödenek alan bakanlıklardın birisidir. Hiçbir bakanın da bunu arttıramaması kültüre verilen önemin göstergesidir.
Ola ki, Devlet Tiyatroları kapatıldı, bu kültürel bir cinayet olur… Özel tiyatroların hiç birisi devlet tiyatrosunda oynanan eserleri sergileyemez. Shakespare, Çehov, Molier gibi klasik eserleri oynamak istemezler. Özel tiyatrolar televizyon yüzünden zar zor geçimlerini sağlıyor, bir de üstüne üstlük klasiklerini oynarlarsa seyirci sayılarının düşmesi, daha da çok zarara uğramaları kaçınılmaz olur.
Bu duruma Müjdat Gezen haklı olarak, “sanatın içine tüküreyim, ucubeyi yıkın gibi bir zihniyetin sanata bakışının fotoğrafıdır” diyor.
Sanata siyasi müdahalede bulunulur mu?
Demokratik ülkelerde bulunulmaz. Örneğin Amerikan filmlerinde devletin siyasi, askeri ve güvenlik birimleri acımasızca tenkit edilmiyor mu? Demokrasiyi içine sindirmiş o ülkede kimsenin sesi çıkmıyor.
Ertuğrul Günay, katıldığı bir başka televizyon programında “Devlet Tiyatrosu tuluat tiyatrosu değildir” gibisinden aşağılayıcı bir söz sarf etmiş!.. Bakanın bu sözünün rasgele söylenmiş, talihsizlik olduğuna inanmak isterim… Bu söz beni epey düşündürdü; acaba Bakan tuluatın ne olduğunu bilmiyor mu diye… Oysa Kültür ve Turizm Bakanlığının internet sitesinde tuluat en doğru biçimde anlatılmış…
Bakan tuluatı aşağılama amacıyla kullanmış ise gerçekten çok yazık… Böyle ise ilk tuluat sanatçısı Asım Baba’ya, Kavuklu Hamdi’ye, Abdi’ye, Kel Hasan’a, Naşid’e ve İsmail Dümbüllü’ye hakaret edilmiş sayılmaz mı?
Devlet Tiyatrosu tuluat tiyatrosu değildir sözündeki bir başka yanlışlık, interaktif tiyatronun ne olduğunu bilmediğinden kaynaklamış olabilir. İnteraktif tiyatroda oyuncu ile seyirci vücut diliyle, jestlerle, mimiklerle bütünleşerek birlikte oynarlar. Nitekim ayyuka çıkarılan “Genç Osman” oyununda böyle bir sahne vardır. Oyunun curcuna denilen bölümünde, Tolga Tuncer, önündeki hanım sakız çiğneyerek oyunu izlerken, o da sakız çiğneme taklidi yapınca kızılca kıyamet kopmuş, salonu terk edenler olmuştu!.. Öğrendiğime göre bu olaydan sonra curcuna sahnesi Genç Osman’dan kaldırılmış!..
Türk Tiyatrosunun epey uzun bir geçmişi vardır. Bunun içerisinde meddah vardır, orta oyunu vardır, tuluat vardır… Geleneklere bağlı ortaoyunun sergilendiği tuluatta oyuncular yazılı metne sıkıca bağlı kalmayarak doğaçlama, oyunun akışına göre oynarlar, ortama uyacak sözler söylerler… Sırası geldiğinde çarpıcı sözleri bulmak oyunun esasını oluşturur. Sanatkârın zekâsı, anlayışı, inceliği, nükte yeteneği ön planda gelir. Avrupa’da da tuluatın benzerleri vardır.
Türk Kültürünün en önemli kurumlarından olan Devlet Tiyatroları “Devlet Tiyatro ve Operası” ismiyle 1949 yılında kurulmuş, yönetimi de Muhsin Ertuğrul’a bırakılmıştı. İlk oyunları da Küçük Tiyatro’da oynana Cevat Fehmi Başkut’un “Küçük Şehir” ile Büyük Tiyatro’da oynanan Goethe’nin “Faust” isimli oyunuydu. Sonraki yılarda Devlet Tiyatrosundan, Devlet Opera ve Balesi ayrılmıştır. 2010 yılı Kültür başkenti olan İstanbul’un Devlet Opera, Bale ve Tiyatrosundan mahrum oluşu sanatseverlere büyük üzüntü vermektedir. Bakan böylesine yersiz polemiklere gireceğine ne olduğu belli olmayan, rant uğruna mı kenara itildiği söylenen Atatürk Kültür Merkezini (AKM) yeniden görsel sanatlara, konserlere açabilmiş olsaydı büyük bir işi başarmış olacaktı…
Kısacası Devlet Tiyatroları kimsenin babasının malı değil, milletin, kültürlü, aydın insanların malıdır. Devlet Tiyatrolarını kapatmayı düşünmek haksızlık değil aynı zamanda kültürümüze yapılacak en büyük ihanettir.
Atatürk, “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” derken acaba bugünleri düşünmüş müydü?
Alphonse Lamartine’nin “Bir ülkenin gelişmesi sanatçılarıyla değil, belki de sanatçılarına verilen değer ve destekle ölçülür” sözünü acaba, kültür adamıyım diyen kaç kişi ve siyasiler biliyor?
erdemyucel2002@hotmail.com
Yayın Tarihi: 2011-04-25 12:27:18