BDP Ne Yapmak İstiyor?
12 Haziran’da yapılacak genel seçimlere çok az bir süre kaldı. Siyasi partiler adaylarını belirlerken, yine birbirlerine atıp tutuyorlar. Meydanlardaki karşılıklı suçlamalar, ipe sapa gelmez sözler birbirini izleyecek… Seçim barajını geçme olasılığı olmayanlar ise başka bir partinin şemsiyesi altına girmenin çarelerini arıyorlar. Bu durumda BDP’nin ne yapacağı merak konusu bile değil.
Geçen seçim uyguladıkları taktiği bu kez de yineleyecekler… Bağımsız adayları seçilecek olursa mecliste bir araya gelip BDP’ye girecekler. Kısacası danışıklı dövüş!... BDP yönetimi yüzde on barajından geçeceklerinden yine umutsuz olmalılar. Bakalım bu seçimde onlara destek verip grup kurmalarını sağlayan Ufuk Uras İstanbul’dan seçilecek mi?
BDP’nin adayları kimler olacak? Daha doğrusu buna kim karar verecek? İmralı mı? Kandil mi? Kesin olan bir şey var ki; adaylık kararlarını kendilerinin vermeleri yine imkânsız görünüyor. Alacakları emre (!) göre hareket edecekler…
Seçim propagandalarında yine aynı sözleri söyleyecekler.
Özerklik, Anadilde eğitim, Açılım!..
Açılım dedik de aklımıza geldi; sahi günlerce konuşulan, tartışılan açılım ne oldu?
Belki de yeni, yeni yol haritaları ortaya çıkacak!..
Aylardır ortada açılım sözleri dolaştı; hükümette daha hiç kimse açılımın ne olduğu anlayamadı… Kuşkusuz onlar da anlamamıştır…
Meydanlara indiklerinde otobüslerle getirdikleri insanlara yine atıp tutacaklar... Ezilmiş insan rolünü oynayacaklar… Apo’nun resimleri ortalarda dolaşacak, bölünmeye yönelik pankartlar çıkarılacak… Dünyadan habersiz kadınlar, çoluk-çocuk ön saflarda yer alacak… Onlara taşlar attırılacak… Başka bir deyişle devlete başkaldırmanın yeni yollarını arayacaklar... Son zamanlarda nedense sesi soluğu çıkmayan, meydanları arkadaşlarına bırakan Emine Ayna yine ortaya çıkarak etrafı karıştıracak… Güvenliği sağlamak için görevlerini yapan polis şefini tokatlamaya yenileri eklenir mi? Bilemeyiz….
Güvenlik güçleri ile çatışırken öldürülen PKK militanlarının cenazelerinde BDP milletvekilleri hep, hazır ve nazırlar… Taziye adı altında devlete karşı başkaldırmaya yönelik çalışmalar bakalım seçim sürecinde yine propagandaya dönüştürülecek mi?
BDP eş başkanı Demirtaş, hükümetin Güneydoğu’ya gönderdiği kadrolu imamların arkasında namaz kılmayın çağrısını yapmamış mıydı? Bununla da kalmayarak ilköğretime giden kızının “Türküm doğruyum, çalışkanım…” öğrenci andını okumaması için dilekçe verdiği basında yer alan haberler arasında… Türküm doğruyum çalışkanım demektenürküyor ama Türkiye Cumhuriyetinin verdiği milletvekili maaşını almaktan da kaçınmıyor… Garabet bu değil de nedir?
Kuşkusuz bu arada akıl almaz işler de yapılıyor. Meclisin son toplantısında Ufuk Uras kürsüde kravatını çıkarıp atıyor, mecliste kıyafet serbest olsun diyor. Etrafı karıştıracak ya… Mecliste kıyafet serbestîsi olursa ve yeniden seçilirse başına poşu mu takıp gelecek?
Demokratik hakkımız diye devlete başkaldırmanın göstergesi olarak bir günlük sivil itaatsizlik eylemi yapmışlar, meydanlarda oturmuşlardı... Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir, polis panzerinin üzerine çıkıp etrafta toplananlara hava atmış, panzer hareket edince de düşmekten polisin yardımıyla kurtulmuştu. İyi ki düşmemiş; ya düşseydi, kasten düşürdüler diye yine feryat edeceklerdi. Nitekim bir süre önce Silopi’de izinsiz gösterileri destekleyen bir kadın milletvekilinin tazyikli sudan etkilenip düşerek kalça kemiğini kırması bile beklenmedik bir propaganda vesilesi olmuştu…
Güneydoğu halkının büyük bir kısmı huzur içerisinde seçime gitmek istiyor. Baydemir’in tarafların silah bırakma önerisi, karışıklık çıkarmak isteyenlerin hoşuna gitmemiş ve bir süre önce yanına bir eş başkan gönderilmişti. Belki de İmralı mahkûmu tarafından kulağı böyle çekilmişti…
Güneydoğu’da BDP’nin en büyük rakibi AKP’dir. AKP, Kürt kökenli vatandaşlarımızın bulunduğu yerlerde çok dikkatli davranarak, halkın sevgisini kazanmış adayları çıkarmak zorundadır. Kürt kökenli Alevi vatandaşların CHP’ye oy vermeyeceğini kim garanti edebilir? Kendilerine bu kadar güveniyorlarsa neden parti olarak seçime girmiyorlar diye soranlar haksız mı?
Bu seçimde hükümetin yapacağı en önemli iş, PKK’nın Kürt kökenli vatandaşlarımızı korkutarak sandığı gitmelerinin engellenmesini önlemek, özgürce oylarını kullanmaları sağlamaktır… Bölge esnafını korkutarak zorla kepenk kapattıran gücü önleyemeyen hükümet, seçim sırasında çok daha dikkatli davranmak zorundadır.
Son günlerde Başbakan, Başkanlık Sistemi’nden söz ediyor. Seçimden sonra, meclis aritmetiğine göre bunu ortaya atacağı söyleniyor. Başkanlık Sistemi’nin Türkiye’de uygulanması bizi federatif sisteme götürür ki, bu da bir bakıma bölünme demektir. Acaba bazılarına, bu yönde taviz verileceği ima mı edildi? Ada’da bir eli yağda bir eli balda olana İmralı mahkûmu ile bazılarının görüştüğü zımnen de olsa ortaya çıktı… Ne görüşüldü, bazı tavizler verildi mi? Onu da tam bilemiyoruz…
Mecliste ettikleri yemine sadık kalmayan, kahramanlık edasıyla Kürtçe konuşmayı marifet sanan milletvekillerinden birinin kürsüde yaptığı tecavüzkâr konuşma unutulmamalıdır:”Bu ülkede savaş var. Savaşı destekleyen bir parlamentoda konuşmaktan utanç duyuyorum.”
Mecliste bulunmaktan utanç duyuyor ama utanç duyduğu yerden de istifa etmeyi düşünmüyor…
Bölücülere kim taviz verdi? Asıl sorun da burada ortaya çıkıyor… Habur’a seyyar mahkeme gönderilmesinin sakıncaları meclis kürsüsüne kadar yansımıştı.
Dileriz BDP’ye gönül ermiş olanlar; bu kez meclise aklıselim sahibi, gerilim yaratıp tırmandırmayacak milletvekillerini gönderirler… En azından PKK terör örgütüdür, bizim onlarla bağlantımız yok diyebilecek cesareti olanları… Kendilerinden öncekilerde böyle bir cesaret yoktu, olmaması da doğaldır. Onları oraya kimler gönderdi? Yoksa bazıları boşuna mı konuşuyor?
erdemyucel2002@hotmail.com
Yayın Tarihi: 2011-04-12 21:14:47