Ekmek Aslanın Ağzında imiş!..

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 24. dönemi sancılı bir şekilde başladı. Tutuklu milletvekillerinin gölgesinde TBMM açıldı, siyasi tarihimizde ilk kez sekiz milletvekili hüküm giymeden, yalnızca tutuklu olmalarından ötürü açılışa katılıp yemin edemediler. Günlerdir bunun tartışması yapılıyor, Diyarbakır’dan bağımsız olarak seçilen Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesi tartışılıyordu. Hatip Dicle’nin durumu diğerlerinden farkıydı; Yükse Seçim Kurulu hüküm giymiş olmasına rağmen, haberimiz yok (!)  diyerek önce adaylığını sonra da mazbatasını iptal etmişti. Pek az kişinin üzerinde durduğu bir nokta da ortadaki yalan beyandı!.. Adaylık başvurusunu yaparken hüküm giydiğini gizlemişti. Kısacası yalan beyanda bulunmuştu, yasalarımıza göre bu da ayrı bir suçtu…

 

Böylesine bir karmaşa içerisinde, çiçeği burnunda İstanbul milletvekilimiz eski futbolcu, spor yorumcusu Hakan Şükür’e gazeteciler, Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesi, BDP destekli bağımsız milletvekillerinin Meclis’e gitmeme kararıyla ilgili soruları yöneltmişler…

 

TBMM’ne ilk kez giren milletvekilimiz “Gündemi takip edemedim, bu yargının ve Yüksek Seçim Kurulunun aldığı bir karar. Bunun değerlendirilmesini bizim tecrübeli büyüklerimiz, bakanlarımız yapıyordur. Ben bu konuda erken olduğum için bir şey söylemek istemiyorum” diyerek işin içinden sıyrılmış.

 

Futbol tabiriyle dakka bir gol bir!..

 

Hakan Şükür yine, diğer yeni milletvekillerinden önce demecini patlatmış…

 

Kısacası; “ben bilmem, büyüklerim bilir” demiş…

 

Dünya siyaset tarihine geçecek, altın harflerle yazılacak (!) bir söz…

 

Hakan Şükür’ü ayıplamamak lazım, sanki birileri ona “bizim milletvekilimiz ol, bizim doğrultumuzda parmak kaldırır veya kaldırmazsın” demek istemiş olmalı…

 

Milletvekilliği de kıyak iş; istikbal garanti… Neden teklife hayır desin ki?

 

Hakan Şükür, futbolumuzun ender yetiştirdiği bir golcü… 2002 dünya Kupası’nda Güney Kore’ye maçın 10,8 saniyesinde attığı gol ile Dünya Kupalarında en erken gol atan futbolcu olarak tarihe geçmiş… Bu kez de en erken, ancak biraz garip beyanatıyla da siyasi tarihimize ismini yazdırmış…

 

Hakan Şükür’ün futboluna diyecek sözümüz yok… Futbola sekiz yaşında Sakarya’nın alt yapısında başlamış, sonra A takımına yükselmiş, ardından Bursa ve Galatasaray’da yıldız olmuş, Milli Takımda 112 defa oynamış ve 51 gol atmış… Pek çok futbolcumuzun hayali olan İtalya’da Torino, İnter, Milan ve Parma’da, İngiltere’nin Blackburn Rovers takımlarına transfer olmuşsa da oralarda başarısız kalmış, forma giyme şansını pek bulamamış…

 

Hakan Şükür’e kızmamak lazım; siyaset kültürü ile yetişmemiş, yüksek tahsil görmemiş bir futbolcu… Birileri ona altın tepsi içerisinde milletvekilliği sunmuş, o da ben bu işten anlamam diyememiş…

 

Her zaman olduğu gibi büyüklerim bende iyi bilir diye düşünmüş olmalı… Ne olursa olsun Meclis’te gol atacağı kalelerin olmadığını en azından biliyor olmalıydı… Her zaman iyi, uslu çocuk olmanın, belki de biat kültürünün bazı yerlerde yeri olmadığını zamanla öğrenecektir… İnşallah önümüzdeki günlerde Meclis kürsüsünde Türkiye’nin gündeminde yer alan önemli konularda görüşlerini bildirirken de göreceğiz… Böyle olunca da kendisini hafife alanlar yazdıklarından utanıp sıkılacaklardır…

 

Bu olay beni, belki de yeri değil ama, Ahmet Rasim’in anılarına götürdü…

 

1927 yılında… Bir gün, Ankara’da İsmail Müştak, Ahmet Rasim’e rastlamış:

 

—Aman efendim… Siz buradasınız da, bize niçin haber vermiyorsunuz? Nasılsınız, bir emriniz mi var Ankara’da?

 

Ahmet Cevdet, Sabah’cı Mihran ve diğerleri gibi Ahmet Rasim’i bu yaşa kadar hiç muhtaç bırakmayan gazete patronlarının piyasadan çekilmesi ve kendisinin de ihtiyarlayıp çalışamaz hale gelmesi üzerine, geride kalan kısa ömründe Ankara’ya nafaka aramaya gelen üstad acı acı gülmüş:

 

—Fırıncılarda ekmeklerin dört köşe değil, yuvarlak yapılması yüzünden bura kadar geldim işte…

 

İsmail Müştak, bu sözlerden bir mâna çıkaramayınca, Ahmet Rasim ilâve etmiş:

 

—Bir okka ekmek alayım dedim… Elimden düşüp yuvarlanmaya başladı. Bu tekerleğin peşinden Ankara’ya kadar koştum… Şaşkın şaşkın onu arıyordum şimdi…

 

İsmail Müştak o akşam Çankaya’da Atatürk’e bu konuşmayı nakledince, insan kıymeti bilen Büyük Adam, Müştak Bey’e kızmış:

 

—Yarım yüzyıl Türk irfanına hizmet etmiş yoksul bir zat sana Ankara’da ekmek, geçim aradığını söylediği halde, sen hangi otelde kaldığını sormadın, yardım etmeye de davranmadın değil mi?

 

O akşam bütün oteller aranıp Çankaya’dan gönderilen otomobille köşke davet edilen Ahmet Rasim’i Atatürk ayakta karşılayıp yanına oturtarak ikramlara boğmuş.

 

Atatürk bir aralık Ahmet Rasim’e nazikâne şu teklifte bulunmuş:

 

—Açık bulunan İstanbul milletvekilliğini lütfen kabul eder misiniz?

 

Üstad ayağa kalkmış, Ata’nın ellerini öptükten sonra şu nükte ile cevap vermiş:

 

—Ekmek, hakikaten Aslan’ın ağzında imiş…

 

Kıssadan hisse…

 

Şimdi düşünüyorum da; acaba ilim irfan sahibi, kıt kanaat geçinmeye çalışan emekli kaç bürokratımız, gerçek sanatçımız, yazarımız ne yapıyorlar diye…

 

erdem@hport.com.tr

Yayın Tarihi: 2011-07-04 00:05:20