Fazıl Say’a neden kızıyorsunuz?
Klasik Batı Müziğinin dünya çapındaki ünlü piyanisti ve bestecisi Fazıl Say’ın, arabesk müzik hakkında yavşak polemiğini ortaya atması bazılarını fena halde kızdırmış olmalı ki, aleyhinde epeydir konuşuluyor. Kısacası müzikten anlayan da anlamayan da bir şeyler söylüyor, yazıp çiziyor!.. Facebook’taki sayfasına da onu moralman çökertecek yazılar ve tehditler geliyormuş!...
Anlayan anlamayan dedik; işin acı yönü de kültür bilincinden yoksun köşe yazarlarından bazılarının da bu karalama kampanyasının içerisinde olmaları… Kendilerince bir şeyler yazıp aynı çaptaki okuyucularına hoş görünüyorlar…
Türkiye’de dünya çapında pek az müzikolog, ressam, tıp doktoru ve bilimsel kişi yetişmiştir. Nedense onlardan bazılarının isimlerini bizim toplumumuzda kimileri bilmez, kazara duymuş olsa bile, sanatçı hakkında yeterince bilgileri yoktur.
Fazıl Say ne yapmış da bazılarını kızdırmış?
Adeta halk düşmanı ilan edilmiş, bir yığın aleyhte söz ve tehdit almayı neden hak etmiş?
Müziğimize bir virüs gibi musallat olan, toplumun bir kısmı tarafından benimsenen arabesk konusunda bazı gerçekleri söylemiş…
Arabesk yavşaklığı demiş… Ardından da yanılmıyorsam, arabesk müzik, arabesk yaşam tarzının betimlenmesidir. Aydınlığın çağdaşlığın ve öncülüğün, sanatçılığın sırtına külfettir. Duyarsızlıktır ve yaratamamaktır. Türk halkının arabeski dinlemesinden utanıyorum gibisinden bir şeyler söylemiş…
Ne var bu sözlerde? Demokrasilerde insanlar düşüncelerini diledikleri gibi söyleyemezler mi?
Öncelikle Fazıl Say’ın ismini bile duymamış, piyanosunu dinlememiş, Klasik Batı Müziğini “gıy gıy” diye tanımlayanlara biraz onu tanıtmak isterim. Bu arada belirtmek isterim, sanatçıyı tanımam, iki kelime konuşmuşluğum da yok… Ancak konserlerini izleme olanağı buldum; hepsi o kadar… Kendisi için zengin, CD’leri satmadığı için böyle yapıyor, arabeski aşağılıyor denilmiş… Garip ve biraz da cahilce bir suçlama...
Bence bilmeden, araştırmadan konuşmak akılsızlıktan da öte bir şey…
Fazıl Say, klasik batı müziği sanatçısı, piyanist ve aynı zamanda da besteci… Müzikolog Ahmet Sayan’ın oğlu; piyano eğitimine Ankara’da Mithat Fenmen ve Kamuran Gündemir’den daha dört yaşındayken başlamış. Sekiz yıllık bir eğitimden sonra solfej, teori ve bestecilik kendisine özendirilmiş… Ardından da Ankara Devlet Konservatuarından özel statü gereği hızlandırılmış eğitim almış... Konservatuarı bitirdikten sonra da Almanya’nın DAAD bursuyla Duesseldorf Müzik Yüksek Okulunda ABD’li dünyaca ünlü piyanist David Levine’den almış... Fazıl Say’ın çok sayıda CD’leri, piyano, gitar konçertoları bulunmaktadır. Ayrıca uluslararası düzeyde de önemli ödülleri var.
Türkiye’nin toplumsal sıkıntıları ile de ilgilenmiş ve bu konuda bazı sözler söylemiş ve birilerini kızdırmış… Yabancı bir gazeteye verdiği demeçte; AKP iktidarını eleştirmiş, cumhuriyetin temel ilkelerinin tehlikede olduğu konusunda kişisel eleştirilerde bulunmuş, konuyu müziğe getirerek Milli Eğitim Bakanlığı’nın müzik eğitimini üstlenmediğini haklı olarak belirtmiş... Katıldığı bir programda yine iktidarı eleştirmekten geri kalmamış;
“Başta laiklikle ilgili endişelerim var. Çağdaşlıkla ilgili endişeler… Referandumda evet çıkarsa yargıda tamamen iktidarın belirlediği insanlar olacak. O zaman birey olarak 13 Eylül’den sonra hiçbir savunmamız olmayacak…”
Gündemi karıştıran arabesk yavşaklığı sözüne gelince; Bu sözler bence; magazin basınını arkasına alarak, nota bilmeyen, sahnede bir iki kıvırtarak göbek atıp, adına sanatçı denilenlere karşı bir tepkidir.
Fazıl Say, eser üreten gerçek sanatçıların, yorumcuların, türkücülerin, şarkıcılarla aynı kefeye konulmasının sıkıntısını yaşıyor. Ayrıca toplumdaki yozlaşmanın üzüntüsünü ve sıkıntılarını da yaşıyor…
Klasik Türk ve Klasik Batı Müziğinin yanında arabeskin ne değeri olabilir?
Bir zamanlar minibüslerde yüksek volümle çalınarak yolcuları rahatsız eden, “minibüs müziği” denilen bu müzik türü, bazı şarkıcılarla sahnelere, ekranlara taşınmış ve topluma mal edilmek istenmiştir. Toplum bunu istiyor, seviyor diyerek adı sanatçıya çıkmışların müzik yönündeki cehaletini ortaya koymuştu. Arabesk çalarken göğsünü jiletle hacamat eden hasta ruhlu insanlar ortaya çıkarmıştı. Kırsal kesimden büyük şehirlere göç eden ve büyük şehir yaşantısına ayak uyduramayan, sonra oralardaki insanları hegemonyası altına alan topluluğun müziğinin de arabesk olması doğaldı.
Çevrenize bakın siyasetten, basına ve her şeyden önce toplum arabeskleşmiyor mu?
Fazıl Say’a olan tepkilerin en güzel yanıtını köşesinde Zülfü Livaneli vermiş;
“Fazıl halkı küçümsemiyor; kente göç sonucunda doğan çarpıklaşmayı, yozlaşmayı, kabalığı, yolsuzlukları, pislikleri içine sindiremiyor. Bunları ülkesine yakıştıramıyor. Bir sanatçıyı engizisyon mahkemelerinde yargılayanları ise hayretle seyrediyorum. Acaba bu lümpen hayranlığı nereye kadar gidecek?”
Fazıl Say’a kızanlar öncelikle aynaya bakıp bizim eksikliğimiz nedir diye düşünmeliler. Nota bilmeden sahnelerde, ekranlarda paraya para demiyoruz ama neden bir nota bile öğrenemedik diye kendilerini sorgulamalılar…
Yeryüzünden gerçek sanatçı pek çok insan gelip geçmiş ve çoğu da çeşitli saldırılara uğramış ve acı çekmişlerdir…
Fransız şair ve devlet adamı Alphonse de Lamartine’nin ünlü sözü acaba yaşadığımız ortamla özdeşleşiyor mu? Önce onu bir düşünelim:
“Bir ülkenin gelişmesi sanatçılarıyla değil, belki de sanatçılarına verilen değer ve destekle ölçülür.”
erdemyucel2002@hotmail.com
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.