Fıkra Anlatmak da Bir Sanattır
Sanırım sizler de benim gibi günlük yaşamın sıkıntılarından ve daha doğrusu iç politikadaki bitip tükenmeyen, çoğu zaman da seviyesi düşük tartışmalardan sıkılmışsınızdır. Bu gibi durumlarda çoğu insanımız fıkraya sarılarak, bir an için de olsa sıkıntılarından, dertlerinden, sorunlarından uzaklaşmak isterler. Bugün ben de öyle yapacağım. Köşe yazmaya başladığım günlerde, kendilerinden ve sohbetlerinden yararlandığım eski köşe yazarları da haftanın tatil günlerinde fıkraya yer verilmesinin doğru olacağını öğütlerlerdi. Günümüzde ise bunu en iyi yapanlardan, daha doğrusu bu geleneği sürdürenlerin başında Hasan Pulur üstadımız ile Can Ataklı, Çetin Altan gelmektedir.
Güncelliğini koruyan, kıssadan hisse fıkraların o günlerde olduğu gibi bugün de yazıldığını görüyorum. Bunların başında Nasrettin Hoca, İncili Çavuş, Bektaşi, Bekri Mustafa, Marko Paşa ve Karadeniz fıkraları gelmektedir. Osmanlı döneminde fıkralar “Latife Mecmuası”, Letaifname” ve “Fıkraat” isimleri altında toplanmıştı.
Fıkra ilginç ve hoş bir olayı kısa ve özlü şekilde anlatan bir bakıma nüktelerdir. Basında belirli sütun ve başlıklar altında güncel konuları ele alarak yazarın kişisel görüşlerini ortaya koyan yazılara da aynı isim verilir.
Fıkra anlatmak başlı başına bir sanattır. Fıkra ile karşınızdakine söyleyemediğinizi söyler, yazılarınızda da kıssadan hisse göndermeler yapabilirsiniz. Ola ki yazdıklarınızdan ötürü yargıcın veya savcının karşısına çıkarsanız ben yalnızca fıkra anlattım kimseye dokundurmak diye bir düşüncem de yoktur der, büyük olasılıkla da işin içinden sıyrılabilirsiniz.
Toplumumuzda az da olsa rastlanılan, çok sayıda fıkra bilen ve bunları güzelce anlatan kişiler vardır. Onlara fıkracı ismi bile yakıştırılmıştır. Ancak bu işi yüzüne gözüne bulaştıranları da yine aramızda görürüz. Bazıları aman ne tuhaf, aman ne güzel diyerek, daha anlatmadan gülmeye başlar, kendisini dinleyenler de acaba ne diyecek diye ona bakarlar. Sonunda fıkrayı anlatmasına anlatır da onun gülmesinden kimsede gülecek hal kalmaz!..
Fıkra anlatmanın da bazı kuralları vardır. Herkes olur olmaz fıkra anlatma kabiliyetine sahip değildir.
Anlatmaya başlamadan önce fıkranın nüktesine, sözün nereye gideceğine öncelikle karar verilmelidir. Fıkra elden geldiğince uzatılmadan birkaç cümle içerisinde özetlenmelidir. Gereksiz ayrıntılara girilmemelidir. İkide bir gülüp, dinleyenlere anladın mı diye anlamsız sorular yöneltilmemelidir. Fıkrayı anlatmadan önce yer ve zaman iyi seçilmelidir. Bu arada biri fıkra anlatırken konuya maydanoz olup ondan daha iyi biliyormuş gibi davranışlarda bulunmak ise görgüsüzlüktür. Anlatan kişi sözünü bitirdikten hemen sonra, bak ben de anlatayım diye başka bir fıkra konuya girilmemelidir.
İyi fıkra anlatanın fıkra dağarcığı zengin olmalıdır. Aklında çok fıkra tutabilmelidir. Bir veya iki fıkra bilenler böyle bir işe kesinlikle soyunmamalıdır. Birbiri ardına fıkraları sıraladığında dinleyenlerin sıkıldığı da unutulmamalıdır. En önemli nokta da taklit yapmayı beceremiyorsanız taklide yönelinmemelidir. Bu arada fıkralarda geçen şiveler iyi bilinmiyorsa ona da hiç yanaşılmamalıdır. Tiyatrocuların sahneye çıkmadan önce prova yaptıkları bilinmektedir. Bu bakımdan fıkraya başlamadan önce hafızada fıkranın bir provası yapılmalıdır. Anlatılan fıkra izleyenlerde etki yapmamışsa anlatanın başarısız olunduğu kabul edilmeli ve bununla ilgili ayrıntıya girmekten kaçınılmalıdır. Aynı fıkralar aynı kişilere başka mekânlarda yeniden anlatılmamalıdır. Bu arada aynı fıkrayı anlatan kişinin sözü kesilmemeli, ilk kez duyuyormuş gibi davranılmalıdır. Fıkra anlatılırken üzerinde özenle durulacak husus karşınızdaki kişiyi kırmamak ve onu rencide etmekten kaçınmaktır.
Sağ olsunlar; okuyucularım yazdıkları yorumlara zaman zaman güzel fıkralar eklerler… Ben de fırsat buldukça ve yazdığım konuya uygun düşüyorsa onlara sütunumda yer vermeye çalışırım. Konumuz fıkra olduğundan, okuyucularımdan Sema Gözcü’nün e-mail ile göndermiş olduğu bir fıkraya yer vermek istiyorum.
Japon' un biri, Rize'de bir kahveye girmiş ve herkese kafa tutmuş:
-Var mı? Aranızda delikanlı? Varsa, Çıksın dışarı...
Orada bulunan Temel kapıya doğru yürümüş,
-Çıkıyorum ulan! Görelim bakalım erkekliğini…
Birkaç dakika sonra, Temel, ağzı-burnu dağılmış bir vaziyette, kahveye geri dönmüş... Peşinden de, Japon kasılarak içeri girmiş ve kahvedekilere Temel’i göstererek:
-Ona, 'Toyokumi” ustanın, 'Katakori' tekniğiyle vurdum.
Ertesi gün Japon yine gelmiş. Yine meydan okumuş… Yine Temel’den rest... Ve birkaç dakika sonra kapıda yine, ağzı-burnu dağılmış bir Temel… Ve peşinden kasılarak yaptığı oyunu açıklayan Japon…
-Ona, “Kuyotomi” ustanın, “Kihotomi” tekniğiyle vurdum.'
Ertesi gün yine aynı hikâye…
Dayak yemekten ayakta duramaz hale gelmiş Temel’e her gün değişik bir stil kullanan Japon…
-Ona, “Toyohama” ustanın, “Kimanto” tekniğiyle vurdum...
-Ona, “Tiyotoki” ustanın, “Kohimato” tekniğiyle vurdum derken bir hafta böyle geçmiş… Japon kahveye gelip, yine herkese kafa tutmuş... Japon’un restini gören yine Temel olmuş tabii ki… Birkaç dakika sonra, herkes yine suratı dağılmış bir Temel’i beklerken, Bu kez Japon, ağız-burun dağılmış, hoşaf!.. Kanlar içinde kapıda belirmiş… Temel de hemen arkasından girmiş içeriye, Japon’u göstererek:
-Ona, “Toyota’nın Krikosuyla vurdum” demiş.
Kıssadan hisse fıkralardan bir örnek…
erdemyucel2002@hotmail.com
Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:42:36
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.