Göbeğini Kaşıyan Adama  İmreniyorum!..

Bazı köşe yazarları vardır, bir yazarlar pir yazarlar. Hayatta olsunlar veya olmasınlar hep o yazıları ile anılırlar. Bunların başında da Bekir Coşkun, Rauf Tamer ve Aziz Nesin gelir… Daha niceleri vardı ama şimdilik aklıma bunlar geldi… Rauf Tamer’in yıllar öncesi Tercüman’da yazdığı “Cambaza Bak” yazısı o günden bu güne geçerliliğini korumuş, bizleri yanıltmak isteyen, dikkatleri başka yöne çekmek veya gündemi değiştirmek isteyenler hep cambaza bak demişlerdir. Ben de çoğu kez, yeri geldikçe “Cambaza Bak’ı” yazılarımda kullanmışımdır. Aziz Nesin’in yüzde altmışı akılsız insanlar deyişi de unutulmayanlar arasındadır. Hepsinden öte birçok insanı kızdırmasına rağmen Bekir Coşkun’un “Göbeğini kaşıyan adam” yazısı da toplumun bazı kesimlerine adeta ayna tutmuştur.

Bekir Coşkun’un o unutulmaz yazısındaki göbeğini kaşıyan adam, elinde bayrakla yürüyenlere kızar, haberleri sevmez, kitap gazete okumaz… Futbol takımı gibi tuttuğu siyasi partisinin liderine Müslüman adam, çalsın ama iş yapsın der. Seçim sandığı ortaya konulunca da bazı liderlerin çok sevdiği, işine yaradığı  göbeğini kaşıyan adam ortaya çıkar ve çoğu insan da onun dediğini yapar!...

Göbeğini kaşıyan adama ben çok kızardım ama ne yalan söyleyeyim şimdi ona imreniyorum. Günümüzdeki ortamı gördükten sonra kendi kendime düşünüyorum; ne işin var senin yazı yazıp insanları aydınlatmaya çalışmakla, neden gazete kitap okuyup boşuna zaman harcıyorum, televizyonu açıp bir gazetenin yazdığı gibi ağızlarına emzik verilmiş insanların tartışmalarını izlemekle ne diye zaman harcıyorum diyorum.

Çevreme bakıyorum, insanların gündemle ilgisiz olduklarını görünce karamsarlığa düşüyorum. En kritik günlerde bile haber programlarıyla ilgilenen pek az insan var. Haber saati yemek saatine denk geldiğinden çoğu insan memleketi değil yalnızca midesini düşünüyor… Kimse izlemesin diye olmalı ki,  ciddi açık oturumları, uzmanların televizyonlardaki güncel konularla ilgili görüşlerini dinleyen çok az… Çoğunluk ve özellikle hanımlar yemek yarışmasını,  evlenme programını,  yarışmacılara para kazandıran sözüm ona bilgi yarışmalarını, tekrar tekrar ekranlara taşınan dizilerle ilgileniyor. Hepsinde hemen aynı temalar işleniyor; yasak aşklar, gayrimeşru çocuklar, avantadan zenginleşenler...

Avantacılar, beleşçiler, yalan dolan yapanlar… AB’ye giriyoruz Avrupalı oluyoruz derken kuytu köşelere yazılmış burada işemek yasaktır levhaları… Kaldırımlara park eden araçlar, kırmızı ışıkta geçmeyi başarı sayanlar,  gece yarıları caddelerden teyplerini bağırta bağırta geçen baba parasına güvenen gençler… Bu arada okuldan çok cami inşaatlarına önem verilmesi, kuluçka makinesi gibi çocuk doğuran kadınlar…

Efendi babalarının, din tacirlerinin, şıhların, peşine takılmış onları ulema sananlar… Onların istediği partiye oy verenler…

Siyaset meydanlarında özgürlük, demokrasi deyip toprak ağalarının sözünden çıkamayan siyasetçiler…

Son günlerde Türkiye’de gelişen olaylara, gündeme bakıyorum ve gelecek için endişe duyuyorum. Ekonomik sıkıntılar, geçim zorlukları, emeklilere reva görülen zamlar (!) bir yana siyaset arenasında herkes başka telden çalıp söylüyor… Bizi yönetenlerin bitip tükenmeyen aile boyu yurt dışı gezileri, onlardan arta kalan zamanlarda meydanlarda anayasaya evet verin, hayır da hayır vardır hayır denilen mitingleri, liderlerin birbirleriyle kayıkçı kavgaları…

Başbakan’ın Aydın’daki “biz bu yola beyaz gömlekle, kefenle çıktık” sözleri… Adnan Menderes dönemine atıfta bulunarak topluma duygu sömürüsü yapıyor. Bu arada merhum Menderes’in evli kadınlarla olan ilişkileri nedense meydanlarda es geçiliyor… Oysa köprülerin altından çok sular geçti, artık genç kuşaklar Menderes ile ilgilenmiyor… Belki de ismini duymuşlar ama Demokrat Parti dönemiyle bilgi dağarcıkları çok zavallı… Başbakan Yardımcısının “biz şapkayı alıp gidenlerden değiliz” diye birilerine gönderme yapıp cesaret taslamaları!...

Diyarbakır Büyükşehir Belediye başkanının bölücülük propagandaları; Türk Bayrağı yanında Kürt bayrağı konulması, yerel parlamento ile ilgili istekler…  İzmir’de konuşan bir milletvekili “Kürtlerin canı ve malı tehlikedeyse,  Başbakanın da, Genelkurmay Başkanının da tehlikededir” diyebilecek cesareti bulan tehditleri, Amerika’ya sığınmış,  kerameti kendinden menkul hoca efendi bile oralardan sesleniyor;  “İmkân olsa mezardakiler bile kalkıp evet oyu kullanmalıdır” gibi safsatalar…

Son yıllarda şehit veren kaç ailenin evine ateş düştü? Yaşayan bilen biliyor… Ay yıldızlı bayrağa sarılı tabutların önünde saf tutanlar… Akan kanları yerde kalmayacak sloganları, PKK saldırılarından hemen sonra söylenen klişeleşmiş sözler; gecenin karanlığında kaçan teröristlerin bulunduğu alanlarda geniş çapta operasyonlar başlatıldı vb… Kaçanların bazılarının o bölgelerde yaşayan gündüz külahlı gece silahlı insanlar olduklarını bilen biliyor da sonuç ne?

Yoğunlaşan PKK saldırıları… Şehit haberlerinin olmadığı gün hemen hemen yok gibi…

Bütün bunlar olup biterken bir anda patlayan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) krizi… YAŞ toplantısından saatler önce 28 general, 102 yüksek rütbeli askerin ifadeye çağırılması… İfade vermeye çağırılan askerler terfi eder mi etmez mi tartışmaları… Bir türlü atanamayan Genelkurmay Başkanı ile Kara Kuvvetleri Komutanı… Başbakan’ın istemediği generallerden birinin Genelkurmay Başkanı, diğerinin de Kara Kuvvetleri Komutanı olmalarının önünün kesilmesi… Orgeneral Atilla Işık’ın onurlu davranışla emekliliğini istemesi… Eskişehir mitinginden dönen Başbakan ile görev süresi 30 Ağustos’ta dolacak Genelkurmay Başkanı ile gece yarısı görüşmesi…

Yeni Genelkurmay Başkanı ile Kara Kuvvetleri Komutanının kim olacağının belirsizliği…

Bu ortamda İsrail ile zıtlaşmalar, İran’a yakınlaşmalar…

Televizyonlarda her telden çalan konuşmacılar… Askerlikten nasibini alamamış hukukçuların “asker başarısız” diye, iskembe-i kübradan attıkları sözler…

Çelişkiler say say bitip tükenmiyor… Sessizlik, pısırıklık ve ilkesizlik…

Sözün kısası; bütün bunları izlerken göbeğini mi yoksa başka bir yerini mi kaşıyan adama imreniyorum…

Keşke onun gibi olabilsem…

Orhan Veli Kanık’ın “Cımbızlı Şiiri” günümüze nasıl da cuk oturuyor;

“Ne atom bombası / Ne Londra konferansı; / Bir elinde ayna; / Bir elinde cımbız; / Umurunda mı dünya!...”

erdemyucel2002@hotmail.com

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:39:08