İsmet Paşa’ya Saldırmanın Hafifliği!..
Meşhur sözdür; Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü!... Gerçekten ortada fol yok yumurta yok; İsmet Paşa neden gündeme taşındı?
Buna bir türlü anlam veremiyorum. Sizler ne düşünürsünüz bilemem…
Acaba toplumun nabzı mı araştırılıyor? İsmet Paşa ile başlayalım ses çıkmazsa, sonra da Atamızı gündeme taşımak bazılarının akıllarından mı geçiyor?
Bilinmez…
İsmet Paşa ile Hitler karşılaştırması yapıldı… Birbirine benzemez iki lider… Biri diktatör diğeri Türkiye’ye demokrasiyi getiren, yaşatmaya çalışanların başında gelen devlet adamı… Bununla beraber ortak yönleri yok mu? Var da ondan nedense söz edilmiyor.
I.Dünya Savaşı ardından ekonomik sıkıntıya sokulmuş, ordusu dağıtılmış, işsizliğin büyük boyutlara ulaştığı, topraklarının bir bölümü elinden alınmış Almanya…
Balkan ve I.Dünya Savaşı sonrası aynı duruma düşürülmüş, büyük toprak kayıplarına uğramış Osmanlı İmparatorluğu…
Her iki devleti yıkmak isteyen ve ortak rolü oynayan emperyalist güçler…
Almanya’da Hitler, Türkiye’de Atatürk ortaya çıkıyor… Her iki lider de emperyalistlere karşı devletlerinin hakkını korumaya kalkıyor…
Hitler başarısız oluyor; çünkü nerede duracağını bilmiyor… Buna karşı yüzyılların dâhisi büyük asker olduğu kadar büyük bir devlet adamı ve lider olan Atatürk başarılı oluyor…
Büyük Atatürk’ün yanında İsmet Paşa, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay gibi ünlü komutanlar var…
Atatürk’ten sonra ikinci adam konumundaki, ikinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü’ye saldırmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyoruz.
Nedenini anlayabilmek mümkün değil…
Okuyup yazmanın yetersiz olduğu ortamda, Türkiye’ye demokrasiyi getiren devlet adamı İsmet İnönü’dür.
İsmet Paşa’nın ömrü Atatürk gibi savaş alanlarında geçmiştir. Çoğu insan gibi ticaretten siyasete atılmamıştır. Atatürk de demokrasiyi Türkiye’ye getirmek istemiş, muhalefet partisi kurulmuşsa da, irticanın hortlatılmak istendiği, toplumun henüz demokrasiye yatkın olmadığı görülmüş... Cumhuriyetin ilk yıllarında okuryazar düzeyi hemen hemen yok denilecek kadar azdı. Bunun için de Atatürk “asıl savaşımız yeni başlıyor, o da cehalete savaştır” demiş ve devrimlerin yanı sıra eğitim seferberliğini başlatmıştır.
Bugün İsmet İnönü’yü eleştirmeye kalkanların büyük çoğunluğu o yılları yaşamamış, o dönemlerini yansıtan yerli ve yabancı kitapları, anıları okumamış olmalılar ki gerçek devlet adamını bilgisizce eleştiriyorlar…
Bilmemek, anlamamak ve düşünmemek ne kadar acı…
II. Dünya Savaşı dünyanın altını üstüne getirmiş, kan gölüne dönüştürmüş bir dönemdir. Savaşın ne olduğunu, içerisinde yaşamış olduğundan çok iyi bilen İsmet Paşa mihver ve müttefik devletlerin bütün baskılarına rağmen ülkesinin o badireyi atlatmasını sağlamıştır. Her türlü duruma karşı ordusunu beslemiş, güçlendirmiş ve olası bir savaşa karşı da bazı temel gıda maddelerini karneye bağlamıştır. Böyle yapmakta yerden göğe kadar haklıydı… Bu yönden O’nu tenkit edenlerin bilgisizliğine acımak lazım…
Savaşın bitiminde ise Rusya Türkiye’den Kars, Erzurum ve Ardahan’dan toprak talebinde bulunmuş ve Boğazlardan üs istemiştir. İsmet Paşa bütün gücüyle bu isteklere de karşı koymuştur. Dünyada diktatörler sultasının yıkılması üzerine Türkiye’yi demokrasiye yöneltmeye çalışmıştır. Bugün pek çok aydın demokrasinin Türkiye’ye erken getirildiğinden haklı veya haksız şikâyet etmektedir.
Türkiye’deki 1946 seçimleri (bu seçimlerin şaibeli olduğu iddia edilmiştir) sonrası 1950’de iktidar, CHP’den ayrılan Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan gibi milletvekillerinin kurduğu, “Yeter söz milletindir” sloganıyla Demokrat Parti’ye iktidarı bırakmıştır. Seçimin hemen ardından bazı generaller İsmet Paşa’ya gelerek seçimi iptal ettireceklerini bildirmelerine de şiddetle karşı çıkmıştır.
II. Dünya Savaşı sıkıntılarının ardından gelişen olayları düşünmeyenlerin iktidara getirdiği Demokrat Parti bazı çevrelere hoş görünmek için ilk iş olarak ezanı Arapça okutmuş, radyo programlarındaki dini yayın yasağını kaldırmış, okullarda isteğe bağlı din dersleri koydurmuştur. Ardından da acemice davranarak NATO’ya girebilmek uğruna Kore Savaşına 1 Temmuz 1951 de meclis kararı almadan asker göndermiştir. Sonra ABD’nin Marshall yardımından faydalanarak dışa bağımlı ekonominin temellerini atmıştır.(!)
Demokrat Parti ikinci döneminde baskısını daha da arttırmış, CHP’yi desteklediği için Adıyaman ilçesi Malatya’dan çıkartılmış, Cumhuriyetçi Millet Partisine oy veren Kırşehir ilçe haline getirilmiş, 6–7 Eylül olaylarının meydana gelişinde de payı olmuştur. Demokrat Parti iktidarının son dönemlerinde de aydınlar, gazeteciler hapsedilmiştir. Demokrat Parti milletvekilleri Mazlum Kayalar ile Baha Akşit CHP’nin “Yıkıcı, gayrimeşru ve kanundışı” faaliyetlerinin meclis tarafından araştırılması istemiyle ünlü Tahkikat Komisyonu (!) kurulmuştur. Bütün bu olaylar sırasında İsmet İnönü birçok siyasinin kulağına küpe olması gereken tarihi sözlerini meclis kürsüsünde söylemiştir;
“Şartlar tamam olduğunda milletler için ihtilal meşru bir haktır; bu tedbire teşebbüs eden baskı tertipçileri zannediyorlar ki; Türk Milletinin Kore milleti kadar haysiyeti yoktur. Tarih kürsüsünden halinizi seyrediyorum suçluların telaşı içindesiniz. Sizi ben bile kurtaramam…”
Toplum üzerindeki baskılar artarken sonunda beklenen 27 Mayıs darbesi gerçekleşmiştir. Yakın tarihin en büyük mahkemesinde idam kararı çıkmasıyla İsmet İnönü Milli Birlik Komitesine ve Cemal Gürsel’e başvurarak infazların yapılmaması için uyarılarda bulunduysa da sözünü geçirememiştir.
İsmet Paşa 22 Şubat ve 21 Mayıs’taki Alb. Talat Aydemir’in demokrasi karşıtı davranışlarına da bir Başbakan olarak karşı durmasını bilmiştir.
İsmet Paşa savaşların içerisinden geçmiş, devletin en üstünde görev yapmış gerçek bir devlet adamıydı. Onu bütün dünya takdir etmiş, ancak içimizden bazıları bilgisizlikten bu büyük devlet adamını, demokrasiyi kuran insanı küçümsemeye çalışıyor…
Ne büyük gaflet…
erdemyucel2002@hotmail.com
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.