İsviçre’de Minare Krizi!..

 

Türkiye’de dini istismar eden olaylara bizler alıştık ama benzeri Avrupa’da olunca nedense bazıları  fırtınalar  koparıyor!.. Avrupa’da Müslüman çoğunluğunun ağırlıklı olduğu yerlerde, onların dini gereksinimlerini karşılayacak camilerin yapıldığı bilinmektedir. Ancak bunların çoğu Türkiye’de yaklaşık 50–60 yıldır yapılanlarda olduğu gibi mimariden, estetikten ve sanatsal üsluptan uzak yapılardır. Yabancılar bu konularda bizim gibi hoşgörülü (!) değiller, olayı ticari yönden (!) de görmüyorlar.

 

Gündemi işgal eden minare krizini kısaca özetlersek;

 

İsviçre’de yeni yapılacak camilere minare eklenip eklenmeyeceği sorusu aylar öncesi Cenevre’de yapımına başlanan bir cami nedeniyle ortaya atılmış, aşırı sağcı ve aynı zamanda ülkenin en büyük partisi olan İsviçre Halk Partisi konuyu referanduma taşımıştı. Demokrasiyi en iyi uygulayan ülkelerden ve aynı zamanda da bilinçli bir halka sahip olan İsviçreliler minare yasağını onayladılar. Bunun ardından da İsviçre Cumhurbaşkanı, televizyonda halkına açıklamada bulundu;

 

“Minare inşası ülkemizdeki din özgürlüğünün simgesidir. Bu nedenle yasağa karşı çıkın. Size garanti veriyorum o minarelerden hiçbir zaman ezan sesi yükselmesine izin vermeyeceğiz.”

 

İsviçre’de referandum sonucundan sonra öğrenildi ki, sayısı yüzü bulan camilerin yalnızca dördünde minare bulunmuyormuş. Bundan böyle de yeni minarelerin yapımı olanaksızlaşmış… Fransa da ise 2.000 cami varmış ve bunlardan yalnızca 10’u minareliymiş…

 

Bunun ardından da başta bizim dinci basın olmak üzere bazı cemaatlerin tepkileri birbirini izlemeye, konuyu saptırmaya,  yapılanın İslam’a saldırı olduğu yaygarasını koparmaya başladılar. Bunda öylesine ileri gittiler ki, neredeyse daha önce bizim İtalyanlara yaptığımız ve fiyasko olarak sonuçlanana İsviçre mallarına boykot yapılacağını, İsviçre bankalarındaki paraların çekileceğini bile ileri sürdüler. Bereket aklıselim ön palana geçti… Oysa ortada İslam’a saldırı yoktu. Referandum Müslümanlara ve inançlarına da karşı değildi. Öyle olsaydı daha önceden camilerin yapımına izin verilmezdi. İsviçreliler memleketlerinin mimari siluetlerinin minarelerle bozulmasını istemiyorlardı.  Avrupa’nın her şehrinin silueti ile özleştiği de unutulmamalıdır.

 

İsviçre halkı %57,5 aleyhte oy vermesine rağmen sokaklara dökülüp minare yasağını protesto ettiler. Bu benim İsviçre’m değil, yasaklamaya karşıyız, danışan bir İsviçre istiyoruz, hepimiz Müslüman’ız  (Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra bizim hepimiz Ermeni’yiz diye sokaklara dökülmemiz gibi) diye sloganlar attılar. Bu arada İsviçre bankalarında Suudiler başta olmak üzere pek çok Müslüman ülkelerinin paraları olduğunun da İsviçreliler bilincindeydi, bu protestoların biraz da oradan mı kaynaklandığı tartışmaya açıktır.

 

Minare yasağı olayının siyasi boyutlara yönelmesi üzerine Türkiye’nin İsviçre Büyükelçisi Diyanet İşleri Başkanlığını ziyaret ederek, referandum sonuçlarından hükümetinin duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Öneriyi halk getirdi, ancak alınan kararın Müslüman inancına karşı olmadığını da belirtmiştir. Konunun uluslararası boyuta ulaşması üzerine de Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, İsviçrelilerin de Fransızlar gibi memleketlerinin doğallığının değişmesini istemediklerini söylemiştir. Ardından da Fransızlar ülkelerinde çarşaflı ve burkalı kadın görmek istemiyorlar ve bu bir İslam karşıtlığı değildir diyerek sözünü tamamlamıştır.

 

Camilerin ayrılmaz unsurlarından birisi olan minareye mimari yönden baktığımızda; minarenin kökeninin Orta Asya’ya kadar indiğini görürüz. Minarenin İran’da haberleşme, Suriye’de gözetleme ve çan kulelerine, Akdeniz ülkelerinde deniz fenerlerine, Hintlilerin zafer kulelerine benzediği konusunda farklı görüşler vardır.

 

İslamiyet’in başlangıcında Mescid-i Nebevi’nin kıble yönünde bulunan bir sütuna Bilal-i Habeşi iple tırmanarak ilk ezanı okumuştur. Bunun dışında mescidin çevresindeki yüksek yerlerde de ezan okunmuştur. Camiye ilk minareyi Emevi halifesi I.Muaviye’nin ilk Mısır valisi olan Mesleme bin Muhalled yaptırmıştır. Mesleme, Mısır Fatihi Amr bin As’ın Fustat’ta yaptırmaya başladığı, ancak tamamlayamadığı Amr bin As Camisinin köşelerine birer minare koydurmuştur. Bundan sonra da farklı bölgelerde ve kültürlerde değişik üsluplarda minareler yapılmıştır. Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde de minareler camilerin en önemli elemanlarından biri olmuştur.

 

İsviçre’yi bir yana bırakarak kendi memleketimize dönelim ve yeni yapılanlarda camiler ile minarelerin nasıl yozlaştırıldığını bir düşünelim. Öncelikle havadan İstanbul’u gören bir Arap’ın sözünü de unutmayalım; sizde bizden de çok cami var!  Demişti…

 

Günümüzde cami yapımlarında mimariden, sanat tarihinden tamamen uzaklaşıldığı, anlamsız minareler yapıldığı da gözlerden uzak tutulmamalıdır. Minareler kubbelerin yüksekliği ile orantılı olmak zorundadır. Şerefe altından çizilecek bir hattın kubbe alemine ulaşması gerekmektedir. Oysa bizde yeni yapılan minarelerin çoğu anlamsız şekilde yükseltilir ve şerefeler anlamsızca çoğaltılır!  Birbirlerine yakın, hemen birbirlerini yanı başlarında yapılan camilerin çoğunun altında pasajlar, dükkânlar vardır. Büyük olasılıkla bunlarda dini inançtan çok ticari kaygılar ön plandadır. Nedense devlet bunlardan kimler nemalanır diye düşünüp araştırma yapmaz. Bunun yanı sıra ezan okunmak için yapılan minarelerin hiç birisinden müezzin ezan okumamaktadır. Bugün hoparlör ortaya çıkmış olduğundan minarenin de, şerefenin de işlevi kalmamış, yalnızca siluet olarak yapılmaktadır.

 

Osmanlı döneminde güzel seslilerin okuduğu ezanın başka bir güzelliği vardı. Saban Ezanı Sabâ, Dilkeş , Hâveran; Öğle Ezanı Sabâ, Hicaz; İkindi Ezanı Hicaz; Akşam ezanı Hicaz, Rast; Yatsı Ezanı Hicaz, Bayati, Nevâ ve Rast makamlarında okunurdu. Ayrıca Sabah ezanından yarım saat veya kırk beş dakika önce verilen salâ Dilkeş-Hâveran makamlarında olurdu. Saladan sonra dini bir kasidenin okunması da gelenekti. Ezanı okuyanın üslubu çok önemliydi, ezanın bazı kısımlarında keşide bazı kısımlarında da kesiklik vardır. Günümüzde ise hoparlörlerden okunan madeni sesli, insan sesinin üst perdesine çıkan ezanların, namaz zamanını bildirmesi dışında hiçbir mistik havası da kalmamıştır. Ezanı sonuna kadar açılmış televizyon seslerine benzetenler bile vardır. Büyük olasılıkla Avrupalılar şehirlerinin siluetlerinin bozulması kadar madeni seslerden de ürkmüş olacaklardır.

 

İbadetin bir gönül işi olduğu, insanları baskı altına almamak olduğu da düşünülmelidir.

 

Avrupa’da minare yapılmasına karşı çıkılmasına karşı çıkıyoruz da memleketimizde yeni kiliselerin neden yapılıp yapılmadığını düşünmüyoruz. Her ne kadar memleketimizde İstanbul dışında gayrimüslimler çok azalmışsa da yine de bu konuda başvuru olsa nasıl karşılanır? Yalnızca 1958 yılında Tophane-Karaköy yolu genişletilirken S.Lusavoriç kilisesi yıkılmış, arkasındaki alana Y.mimar Bedros Zobyan tarafından aynı üslupta yenisi yapılmıştır. Unutulmamalı ki, Van Gölündeki Akdamar kilisesi Kültür ve Turizm Bakanlığınca restore edildikten sonra kubbesine konulan orijinal haç polemik konusu olmuş ve haç yerinden indirilmiştir.

 


Not: Ben bu yazımı bazılarının söylediği gibi yarım saatte değil bazı kaynaklara bakarak tam dört saatte yazdım. Yazıyı bir gün dinlendirdikten sonra ertesi günü yayına vermeden bir kere daha gözden geçirdim. Köşe yazarlarını kolayca yazmakla suçlayanlara duyurulur.

 

 

erdemyucel2002@hotmail.com

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:49:23