Kağıttan Kaplan Tartışması!..
Türkiye gündemini bir anda sarsan, başka bir deyişle gündemi değiştirme makinesinin(!) ortaya koyduğu kâğıttan kaplan sözünü duyduğumda nedense aklıma Beyaz Kelebekler’in yıllar öncesi söylediği, Habababam Sınıfı’nda da öğrencileri uyandıran şarkının sözleri aklıma takıldı…
Ne alaka diyeceksiniz ama takıldı bir kere…
Neler oluyor hayatta
Bir de şu rüya gerçek olsa olsa…
Sabah olup uyanınca her şey yine aynı olsa olsa…
Gerçekten neler oluyor bu hayatta… Özellikle siyasi yaşamımızda…
Bir zamanlar beklenmedik bir olay karşısında şaşıranlar; bir yaşıma daha girdim derlerdi. Refik Halit Karay, “ Memleket Hikayeleri “ ismi altında topladığı öykülerinde bu sözü ekalliyetin ağzından söyletmişti!...
CHP’nin yeni politikacılarından Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr. Süheyl Batum’un Zonguldak, Atatürkçü Düşünce Derneği Şubesi’nde “ Koca askeri yıktılar. Meğer kâğıttan kaplanmışlar, biz onları asker zannettik. ABD içini oymuş. Ancak CHP’yi yıkamadılar…” sözü bir anda Türkiye gündeminin en tepesine oturuverdi…
Merak edip araştırdım; bu söz nereden çıktı diye… Süheyl Batum’un kendi buluşu mu yoksa bir yerden mi esinlendi diye…
Çin mitolojisinde ejderhanın başlıca düşmanı olan kaplana geniş yer verilmiştir. Kaplan dağların tanrısı olarak kabul edilmiştir. Kâğıttan kaplan sözünün ise Çin mitlerinden çıktığı söylenirse de Donald A.Mackenzie ‘nin “Çin ve Japon Mitolojisi” kitabında böyle bir açıklamaya rastlayamadım. Çin’de, kâğıttan kaplan sözüyle göründüğü kadar güçlü olmayanlar tanımlanıyormuş… Mitolojik olduğu ileri sürülen bu tanımlamayı Çin’in önde gelen liderlerinden Mao Zedung Sovyetler Birliği için kullanmış… O yıllarda Kızıl Çin ile Sovyetler Birliğinin (SSCB) arası bozulunca; Mao onları sosyal emperyalist olarak ilan etmiş… Mao’ya göre sosyalistlerin gerçek düşmanı ABD değil sosyal emperyalist Sovyetler Birliğiymiş!..
Mao da kâğıttan kaplan deyimini 1956’da bir Amerikalı gazeteciye verdiği demeçte ilk defa kullanmış; “ Amerikan Emperyalizmi çok güçlü görünüyor, ama gerçekte böyle değil. Siyasal olarak çok zayıf. Evet, görüntüde çok güçlü fakat korkulacak hiçbir yanı yok, kâğıttan bir kaplan… Ne rüzgâra ne de yağmura dayanıklı olmayan kâğıttan yapılmış bir kaplan…”
Süheyl Batum’un kâğıttan kaplan sözü de bir anda siyasetimizde fırtına yarattı. Bu sözü askere darbe çağrısı yönünde tahrik edici olarak yorumlayanlar oldu… Siyaset biraz da söz söyleme, yeri, zamanı geldiğinde taşı gediğine koyma sanatıdır. Ne yazık ki, siyasete yeni atılanların çoğu kantarın topuzunu bazen kaçırırlar.
Batum, söylediği bu söz ile AKP’lilerin adeta hedefi haline geldi. İzmir’de kameraların karşısına çıkarak “Pişman değilim, söylemek istediğim ortada. Kimse bana geri adım attıramaz” diyerek sözünün arkasında durdu, geri adım atmadı.
Son zamanlarda askere yersiz sözlerin söylenmesi, darbeye yönelik açılan davalar ve tutuklamaların Türkiye’de kaygı ile izlendiği de gerçektir. Kısa bir süre önce Bülent Arınç’ın “Allahtan iyi ki bu generallerle savaşa girmemişiz” sözü de siyasi çevrelerde yankılanmıştı. Bu kez Sözcü Gazetesi araştırmış, AKP milletvekili bir hanımın eşi olan ve Zaman Gazetesi yazarlarından Mümtaz Türköne’nin de Albay Dursun Çiçek ile ilgili bir yazısında “kâğıttan kaplan gibi yere serilmiş bir orduyla, bu kadar çaresiz ülke savunulamaz” diyerek bu tanımlamayı Süheyl Batum’dan önce yapmıştı.
Bu sözler söylendiğinde ve basında yer aldığında, o zaman neden kimse rahatsız olmamıştı da Batum, kâğıttan kaplan diyince neden kıyamet kopuyor?
Anlayabilmiş değilim...
Süheyl Batum’un sözlerine kızan, söylediğini eleştiren Başbakan, partisinin grup toplantısında savcıları göreve davet etmişti. Zonguldak Başsavcılığı da Türk askerini kâğıttan kaplana benzeten CHP Genel Başkan Yardımcısı Süheyl Batum hakkında soruşturma açmak için Adalet Bakanlığından izin istemiş… Bunun için dayanılan madde de, Türk Ceza kanununun “Türklüğü, cumhuriyeti, devletin kurum ve organlarını aşağılama’yı içeren 301. madde…
Türk Ceza Kanunun 301. maddesi altı aydan üç yıla kadar hapis cezası öngörüyor. Ancak maddenin 4. paragrafında ise “Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” deniliyor. Bakalım olay yargıya taşınırsa nasıl sonuç alınacak!...
Batum’un sözleri Başbakanı çok kızdırmış olacak ki, grup toplantısında Batum’u aşağılayıcı sözler söylemekten kaçınmamış: “Senin her yerin Anayasa hukukçusu olsa ne yazar. Bu tür kişiler akademisyen ve hukukçu olamaz. Bu tür kişiler olsa olsa elindeki Anayasa kitapçığını ezberlemiş kişi olarak meydanlarda dolaşır. Siyasete girdiği anda, işte kral çıplak, meydana çıkıyor…”
Devlet Bahçeli de Başbakan’dan aşağı kalmayarak “Bu sözler talihsiz olduğu kadar, şuurunu kaybeden bir siyasetçinin hezeyanlarından başka bir anlama gelmemektedir.” Diye esip gürlemiş…
Prof.Dr. Süheyl Batum’u birkaç kez televizyonlardaki açık oturumlarda izlemiş ve söylediklerinden etkilenmiştim. Kralın çıplaklığı (!) ve şuursuzluğu (!) ortaya atılan bu yeni siyasetçiyi merak ettim, biyografisini araştırım ve bakın neler öğrendim;
Süheyl Batum öğrenimini Galatasaray lisesinde yaptıktan sonra Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirmiş… Kısacası yabancı dil bilen, Sorbonne’de eğitim almış…Yurda dönüşünde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Anayasa Hukuku asistanlığı yapmış (1980).. İstanbul Üniversitesinde “Siyasal Katılma Aracı Olarak Referandum” konulu tezi ile doktorasını vermiş... Ardından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Anayasal Sistemine Etkileri” isimli teziyle doçent unvanını aldıktan sonra 1996 yılında profesör olmuştur. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanlığı (1997–2000), Bahçesaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı (2000-2003), Bahçesaray Üniversitesi Rektörlüğü (2003-2007) yapmıştır. Z_Çok sayıda bilimsel yayınları da vardır. Bunlardan bazıları, “ Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri, Düşünce Özgürlüğü”, “2820 sayılı siyasi Partiler Kanununa İlişkin Değişiklik Önerileri Paketi”, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Anayasal Sistemine Etkileri”, “Yasama Dokunulmazlığı Zırhının Yeni Boyutları”, “Anayasa Hukukunun Temel Metinleri”, “Haklarımız”… Üniversitelerdeki derslerinin yanı sıra Cumhuriyet ve Vatan gazetelerinde de köşe yazarlığı yapmıştır. CHP’de Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığa seçilmesiyle partiye katılmış ve Genel Başkan Yardımcılığına getirilmiştir.
Süheyl Batum sandıktan çıkmadı ama bilimin içerisinden çıktı… Sanırım böylelerine önümüzdeki günlerde çok ihtiyacımız olacak…
Siyasetimizin ihtiyacı olan bilimsel yönü ağırlıklı, iyi yetişmiş bir kişi; şimdi harcanmak isteniyor… Belki de CHP’de Onu istemeyenler vardır… Siyasette acemi denilmesine ise hiç katılmıyorum. Babası Demokrat Parti’nin, Menderese Hükümetinin bakanlarından… Kısacası siyasetin içerisinde büyümüş…
Siyasi parti liderlerinin yaptığı suçlamalara karşılık televizyonda benim bavulum dolu ya sizinkiler nasıl diye sorması da boşuna değil… Merak ediyorum kendisinin Anayasa bilgisini sorgulayanlar bilimsel kariyerini biliyorlar mı?
Hocamızla hiç karşılaşmadım, ancak kendisini televizyonlardaki konuşmalarından tanıdım. Yeri gelmişken, Mustafa Mutlu’nun, Batum ile ilgili ilginç sözlerini sütunuma alıyorum;
“Süheyl Hoca’yı yıllardır yakından tanırım. Bu ülkede darbe yapmadığı için askeri beceriksizlikle suçlayacak en son kişidir!.. Hayatını çok sesliliğe, demokrasiye, hukuka ve yargı bağımsızlığına adamış bir kişidir! Sözleri yanlış anlaşılmış olabilir… Kaldı ki o da çıktı ve eğer yanlış anlaşıldıysam özür dilerim dedi.”
İç politikada kâğıttan kaplan tartışmaları sürerken Genelkurmay da siyasi partilerimize “Asker üzerinden siyaset yapmayın” mesajı göndermiştir;
“Her vesileyle TSK’nin siyaset dışında kalması gerektiğini savunan bu siyasilerin TSK’yi günlük siyasi tartışmaların içerisine çekme gayretleri üzüntü ili izlenmektedir”.
Günümüzde darbeler tarihe karışmıştır. Bazılarının darbe kâbusu görmeleri de olanaksızdır. Türk ordusu demokrasiden yana, siyaset dışında kalma isteklerini çoğu kez belirtmişlerdir. Belki de Batum’un sözlerinden bir sitem ifadesi hissediliyorsa da bunu mutlaka darbeye bağlamak son derece yersizdir.
Başbakanın “TSK bizimle ilgili bir kuruluştur. Orduyu Amerika’nın yönetimine vermiş bir havada göstermek suçtur, ben buradan suç duyurusu yapıyorum” demesine rağmen askerimiz ülkenin ordusudur. Çeşitli zamanlarda yapılan saldırılara ve yıpratılmalara rağmen Türkiye’nin güven duyduğu bir güçtür. Nitekim Kore, Kıbrıs savaşları ile Güneydoğu’da zaman zaman elinin kolunun bağlanmasına rağmen yine de güvendiğimiz bir kurumdur. Hiç bir şekilde yıpratılmamalı, aşağılanmamalı, siyaset malzemesi yapılmamalıdır. Sırası gelmişken, dünyanın sayılı güçlerinden olan ordumuzun bazı dış ülkeleri rahatsız etiği de açıktır.
Yazımın başında belirttiğim gibi “Neler oluyor bu hayatta!..”
erdemyucel2002@hotmail.com