Kanuni’nin Sarığı ve Mohaç Savaşı!..
Yeri geldikçe söylerim; benim dizilerle hiç aram yok… Televizyonları adeta bir girdabın içerisine çeken aşkitomlu (!), maşkitomlu (!), tecavüzler içeren, kadınları aşağılayan, aile içerisinde her türlü yalanın dolanın döndüğü dizilere bakmam bile… İzleyiciyi konudan uzaklaştıran, bitip tükenmeyen aralara sıkıştırılmış reklâmlar da işin cabası. Ara sıra kanal değiştirirken birkaç saniye içerisinde bazılarını görür, kadınların sohbetlerine kulak verince de ne menem şeyler olduğunu anlarım. Yalnızca ikisini seyrederim; bunlardan biri Muhteşem Yüzyıl diğeri de güneydoğu olaylarını içeren Sakarya-Fırat dizileri. Aksiliğe bakın ki, her ikisi de aynı saatlerde yayına giriyor. Çaresiz birini ekrandan diğerini de ya tekrarından ya da internetten izlerim…
Kanuni Sultan Süleyman dönemini yansıtan 'Muhteşem Yüzyıl' dizisi geçtiğimiz sezon gösterime girer girmez alkışlanacağına tenkide uğramış, ben de konuyla ilgili birkaç yazı yazmıştım. O günlerdeki tartışmalar padişahın içip içmemesi üzerine odaklanmıştı. Osmanlı Tarihini, Divan Edebiyatı şiirlerini yeterince bilmeyenlerin tenkitleri ayyuka çıkınca bu kez yapımcılar saray erkânına bol bol gül şerbeti içirmek zorunda kalmışlardı!.. Yalnızca kimsenin değinmediği bir noktayı da söylemek isterim; o dönemde saray mensubu kadınların memeleri böylesine meydanda mıydı?
Dizinin yeni sezon bölümlerinden birinde Mohaç Savaşı canlandırıldı, tenkitler bu kez tarihçilerden gelmeye başladı.
Osmanlı’nın Avrupa’da söz sahibi olması Mohaç’ta kazanılan savaşla olmuştur. Osmanlılar Macar Kralı II. Lajos’u 29 Ağustos 1526’da kesin yenilgiye uğratmış, bu savaş sonrasında Macar toprakları Osmanlılarla Habsburglar arasında paylaşılmıştır. Macar Kralı diğer devletlerden yardım taleplerine karşılık bulamamıştır. Sadrazam Makbul ve Maktul İbrahim Paşa Petervaradin, Uyluk ve Essen kalelerini alarak Drava ırmağını geçmiş, Büyük Macaristan ovasındaki Mohaç kasabası yakınlarında her iki ordu karşılaşmıştır. Osmanlılar, bu savaşta uyguladıkları bir kanadın geri çekilmesi ve kıskaç taktiği ile bir buçuk saate yakın sürede kesin zafer kazanmıştır. Osmanlının sol kanadı geriye çekilince oraya yüklenen Macar askerinin büyük bir kısmı topçu ateşi altında kalmıştır. Kral Lajos ve askerleri bataklıklara çekilmek zorunda kalmış ve üzerlerindeki ağır zırhlardan ötürü boğulmuşlardır.
Osmanlı akıncıları Macaristan içlerine kadar sarkmış, Kanuni Sultan Süleyman 11 Eylül’de Budin kalesine girmiştir. Mohaç’ın ardından Macar soyluları arasında iç savaşlar başlamış, Osmanlı buna seyirci kalmıştır. Kanuni’nin düzenlediği ikinci bir seferle Macaristan’ın orta ve güneyi de ele geçirilmiş, Budin ile Peşte eyaletleri yeniden düzenlenmiş ve Erdel’de (Transilvanya) Osmanlılara bağlı özerk bir bölge kurulmuştur.
Mohaç Savaşının özü böyledir.
Nedense iyi ve güzel yapılan işleri takdir etmek gibi bir huyumuz yok… Öncelikle 'Muhteşem Yüzyıl' tarihi bir belgesel değil, tarihte geçmiş olaylardan esinlenilerek yazılmış bir dizi senaryosudur. Senaryo birebir tarihi gerçekler üzerine yazılmış olsaydı, o zaman dizi değil belgesel olurdu.
Muhteşem Yüzyıl’ı tenkit eden tarihçilerin sinema ve dizileri belgesellerden ayırt edebilmeleri gerekmez mi?
Bazı tarihçiler “diziyi izlemiyorum ama rastlantı sonucu gördüm” diyerek önce yapımcıları küçümsüyor, ardından da tenkitlerini peş peşe sıralıyorlar. Benim aklım karışıyor; görmeden tenkit etmek doğru mu diye? Diziyi tenkit eden tarihçilerin bir senaryonun nasıl yazıldığından, bir dizinin hangi şartlarda ve nasıl çekildiğinden haberleri var mı?
İzleyicilere bir şeyler verebilmek için film setleri kurulmuş, o günlerin giysilerinin benzerleri dikilmiş, silahlar hazırlanmış, atlar eğitilmeye çalışılmış, yaralanma sahnelerinde akan kanların gerçekçi olmasına özen gösterilmiş… Kısacası her şeyin gerçekçi olabilmesi için daha yüzlerce tema işlenmiş… Ekranda görülen birkaç dakikalık sahnenin çekilebilmesi için ne kadar zaman harcanmış, belki de bitip tükenmeyen provalar yapılmıştır.
Mohaç Savaşının sahneleri dizide olağanüstü gösterilmiş, teknoloji kullanılarak görüntüler ekrana yansıtılmış… Kısacası büyük emeğin yanı sıra maddiyat da dikkate alınmalı. Yanılmıyorsam 500 milyon dolardan söz ediliyor. Savaş sahnelerindeki atların yurt dışından sağlandığı söyleniyor. Türkiye’de süvari sınıfı kalmadığından atların nasıl getirildiğinden kimse söz etmiyor. Bir başkası kıyafetlere takılmış, kıyafetler o döneme ait değil, o dönem kılıç kabzaları öyle değildi, top atışları çata pat (!) gibiymiş, Bir başkası diziyi Cesur Yürek’le kıyaslamaya kalkmış; Cesur Yürek dizisi ne kadar sürede çekilmiş, maliyeti ne kadardı, bilen var mı?
Bence diziye eleştiri gözlüğüyle değil de iyi niyetle, çok güç bir iş başarılmış diye bakmak daha doğru olmaz mıydı?
Diziyi tenkit edenler padişahın başındaki siyah sarığı takılmışlar. Bu tür sarıkların 19. yüzyılda kullanıldığını ileri sürüyorlar. Ardından da savaş taktiğini eleştiriyorlar. O günleri yaşamış Osmanlı kumandanı edasıyla; Osmanlıların merkez gücü çekilir, sağdan soldan saldırırdı diyorlar.
Zülfü Livanli haklı olarak soruyor: beğendim ya da beğenmedim demek her seyirci gibi tarihçilerin de hakkı ama ondan ötesi biraz karışık. Sen önce steadycam, SGI teknikleri, dramaturji, tilt, pan gibi terimlerin ne anlama geldiğini söyle diyor.
Kim ne derse desin; tarih ulemamız ne düşünürse düşünsün bu dizi her şeyden önce tarihi bilmeyenlere tarihin bir bölümünü öğretti, hakkında kitaplar ve makaleler yazıldı.
Kısacası beğenen beğendi. Diziye emek veren en baştan en sondaki kişilere kadar yapımcıları, oynayanları ve teknik ekibi kutlarım.
erdem@hport.com.tr
Yayın Tarihi: 2012-02-23 13:55:50