Kısa Bir Reklam Arası!..

 

Televizyon izleyenlerin, televizyon koliklerin akıllarında en çok kalan sözcük, kısa bir reklâm arası olmalı… Ona “flaş flaş flaş!”, “flaş haber!” “az sonra!” gibi sözcükleri de katabiliriz…

 

Ben de bu yazımda, onlara uyarak siyaset ve kültürel ağırlıklı yazılarıma nokta koyup,  kısa bir ara vereceğim. Kısa bir reklâm arası sözcüğünden yola çıkarak, toplumsal sorun olan televizyon kanallarından söz edeceğim…

 

İzlediğim ve sayıları biri ikiyi geçmeyen TV dizilerinden, haber programlarından, bazı açık oturumları izleme gafletinde bulunduğumda,  konunun en can alıcı yerinde “kısa bir reklâm arası” denilmiyor mu, bütün cinlerim başıma toplanıyor, anında ekranı karartıyorum… Başka bir kanala da geçmiyorum, hepsi birbirlerine göre ayarlamış olmalılar ki, aynı anda reklâma giriyorlar…

 

Özel televizyonlarda reklâmın önemini, getirisini bilmeyen bir kişi değilim. Ancak bitip tükenmeyen, peş peşe tekrarlanan reklâmlar, dizi öncesindeki özet görüntüler sanırım insanlarımızı ya salak yerine koyuyor, ya da bizi izlemekten başka çareleri yok diye düşünüyorlar… Yürürlüğe giren yeni RTÜK yasası bir saatlik yayın içerisinde on iki dakika reklam verilmesini öngörmüş…

 

İzleyenleri salak yerine koyuyorlar dememde ne kadar haklı olduğumu göreceksiniz. Bazı kanallar on beş dakikada bir dört, bazıları da iki dakika reklâm veriyor. İzleyicileri, izlediklerine pişman etmeleri bir yana, konudan uzaklaştırıyor… Bu arada tanıtıcı reklâmlar, gelecek programdan görüntüler insanları çileden çıkarıyor. Aynı reklâmların defalarca gösterilmesi ise başlı başına bir sıkıntı… Yasaya göre reklâmın kaç dakika olacağı ekranın altında yazılması gerekiyormuş… Bazı kanallar bunu hiç önemsemiyor, reklâmının sonuna gelince bir veya iki dakika diye yazıyı koyuyor… Böyle olunca da dakikalarca seyirciye izlettirilen reklâmlar hiç hesaba katılmıyor. Böylece bu taktikle RTÜK yasası delinerek ceza almanın önüne geçilmiş oluyor…

 

Cingözlük mü? Yoksa izleyenleri enayi yerine koymak mı?

 

On veya on beş dakikada bir reklâm olur mu?

 

Sayısız reklamlardan ötürü kaç kişi alışveriş yapar o da başka bir şey!...

 

İzleyeni düşünen mi var?

 

Yıllar öncesi tek kanal televizyonun yeni yeni yaygınlaşmaya başladığı günlerde, Avrupa’dan gelen bir arkadaşım; o memlekette buna aptal kutusu derler demişti… Arkadaşımın ne demek istediğini şimdi çok daha iyi anlıyorum. Kadınların çoğu televizyon bağımlısı olmuş, sabah programlarından, öğleden sonra dizi tekrarlarından, akşam da zırt pırt reklâmla kesilen dizilerden başlarını kaldıramıyor. Çalışanlar bir an önce diziye yetişmek üzere evlerine koşuyor, artık komşu, eş dost ziyaretleri bile dizilere göre ayarlanmış… Abuk subuk yarışmalardan, yemek, izdivaç programlarından ise hiç söz etmiyorum… Bazen dost toplantılarında kadınların konuşmalarına kulak misafiri oluyorum; ne iç ve dış politika ne de yaklaşan seçimler umurlarında bile değil…Sohbetler hep diziler üzerine!..

 

izilere gelince onlar da başlı başına bir sorun…

 

Çoğu birbirinin eşi, aynı temalar işleniyor… Aile içinde gelişen entrikalar, aile boyutunda cinsel ilişkiler, gayrimeşru çocuklar, vurmalar, kırmalar, öldürmeler ve ticari üçkâğıtçılıklar…

 

Sonra da toplum, kadın-erkek ilişkileri, yeni yetişenler, ensest ilişkiler basında yer alınca neden bu hale düştük diye yakınıp duruyoruz.

 

Gerçekten çok iyi diziler de ekrana yansımadı değil; Örneğin “Türkan”, daha önce “Kurşun Yarası”, “Elveda Rumeli” gibi… Ne var ki, bu diziler tutulmadı bir anda sonlandırıldı. Gerekçe de reyting ve reklâm alma kaygısı… İdealist bir Türk doktorunun yaşamını dile getiren, Türkan Saylan’ı konu alan dizi bir anda kesiliverdi. İnsanlarımız biraz saf ya! Filmini çekeceğiz denildi… Evlada Rumeli’nin bir finali vardı; izleyenler anımsayacaktır; evlere şenlik…

 

Nedense tarihe ışık tutan diziler bizde pek tutulmuyor… Tarihimizi ve acı ki, yakın tarihimizi bilmeyişimiz, öğrenmek de istemeyişimiz bence bunun başlıca nedenidir. Son günlerin gündeminde Muhteşem Yüzyıl var…Kısa bir reklâm arasına (!) rağmen yine de her türlü sıkıntıyı rağmen izlemeye çalışanlarımız var.

 

Dizinin daha ilk bölümünde sarayda içki içilir mi, padişahın cinsel hayatı neden ortaya konuluyor diye ayyuka çıkaranlar, baktılar ki, fetihlerden söz diliyor seslerini kestiler… Bu dizinin iyi tarafı da Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan (Roksalan) dönemini topluma biraz olsun öğretti. Bu konuda elini çabuk tutanlar da konuyla ilgili kitap üzerine kitap yazdılar… Aslında sevinilecek bir olay…

 

Bazı gerçekleri de ortaya koymadı değil; dizi, Osmanlı haremi ve haremde gelişen entrikaları gözler önüne serdi. Çoğu insanın dilinden düşürmediği bir tanımlama vardır; Bizans entrikası!.. Oysa bu diziyi izleyenler Osmanlı entrikalarının onlara taş çıkardığını gördüler. Bu arada Kanuni Sultan Süleyman’ın ünlü sadrazamı Makbul ve Maktul İbrahim Paşa’nın; başka bir değişle Pargalı’nın aynı kişi olduğunu öğrendiler…

 

Dizinin ilerleyen bölümleri, yazarı Meral Okay baskı altında kalmazsa Kanuni’nin sevgili oğlu Şehzade Mustafa’yı hangi entrika sonunda boğdurduğunu, annesi Mahidevran Sultan’ın Bursa’da fakr’ü zaruret içerisinde yaşadığını, türbesinin oğluyla beraber orada olduğunu öğrenecek… İzleyiciler, cenk duygusuyla fetih isteyen yeniçerilerin bu isteklerinin altında yağmanın, fetihlerin de devlet ekonomisini düzeltmek için yapıldığının acaba farkına varabildiler mi?

 

Küçük yaşlarda ailelerinden koparılmış kızların, erkeklerin, hadım edilmiş harem ağalarının gerçek ıstırabının kaçımız farkında?

 

Harem padişahın özel hayatı, onu karıştırmayalım diyenler acaba yabancı ülkelerde ele geçirilen kızların hamamda yıkanıp, bekâret testinden geçirildikten sonra padişaha sunulmalarını nasıl karşılıyorlar? Gerçekten merak ediyorum, acaba kendi kendilerine empati yapıyorlar mı? Ya da dizide görüldüğü gibi Hafsa Sultan’ın (Kırımlı Helga), padişah analarının oğullarının koynuna sokmak içip kızları seçip, halvete göndermelerine ne demeli?

 

Kısa bir reklâm arası dedik, nerden nereye geldik… Bizim kısa bir reklâm aramız da işte bu kadar!...

 

erdemyucel2002@hotmail.com

Yayın Tarihi: 2011-05-14 21:53:25