Köşe Yazarları Haftada Kaç Gün Yazmalı!..
Kurban Bayramı tatilinin bitmesiyle birlikte suskunluğunu bozan Başbakan yine esip gürledi…Yaşamını yazdıkları yazılarla kazananların da kafaları eni konu karıştı…Acaba yanlış bir iş mi yapıyoruz diye onları bir düşüncedir aldı!.. Oysa şimdiye kadar büyükler her işin en iyisini bilir, ne derlerse doğrudur diye düşünmüştük!..
Bence bunun asıl kabahatlisi Milliyet’in köşe yazarı Mehmet Tezkan olmalı... Kısa bir süre öncesine kadar Vatan’daki köşesinde yazdığı yazılarını zevkle, ibretle okuyorduk. Şimdi yeni gazetesinde “Siyasetçiler az konuşunca ülke o kadar huzur buluyor” başlığı altında bakın neler demiş;
“Bayram çok sakindi… Bayram gibi bayramdı… Ne gerginlik vardı ne laf atma ne sataşma… Dört gün boyunca bambaşka havadaydık… Sihirli bir el değdi gündemimiz değişti sanki… Nedenini düşündüm… Buldum… Siyasetçiler tatile çıkmıştı! Siyasetçilerin yokluğunda hayatın normalleştiği! Güzelleştiği!..”
Başbakan, Tezkan’ın bu yazısına hem kızmış ve hem de alınmış olmalı. Bayram dönüşü muhalefet liderlerinin yanı sıra bazı basında ağzının payını aldı. Bazı basın diyoruz; basınımız, bazı köşe yazarlarımız, şimdiye kadar görülmemiş biçimde turnusol kağıdı gibi renk değiştirip saf tutuyorlar. Biz inanmak istemiyor, kimseye de sataşmıyoruz ama elin oğlunun ağzı büzülecek torba da değil; kimine yandaş, kimine dinci, kimine magazinci, kimine de laik demokrasiden yana diyorlar. Ben hangisine giriyorum daha bir türlü kestiremedim.
Başbakan, bakın basının ağzının payını nasıl vermiş;
“Siz köşe yazarları ne kadar az yazarsanız ülke o kadar huzur bulur. Eskiden köşe yazarları haftada bir yazardı. Şimdi her gün yazıyorlar, yarım saatte bir yazabiliyorlar. O hale geldik. Bunların yaptıkları açık bir tahrik. Bu tezleri ileri sürenler devlet düşmanlarıdır…”
Bu sözleri basının hangi türünde klavye oynatanlar (eskiden kalem oynatanlar denirdi) üstüne alır bilemem. Başbakanın haklı ve haksız olduğu tarafları da var. Köşe yazarlarının her gün yazacak diye bir saplantısı yoktur. Yayın organlarının patronları ile varılan anlaşmaya göre haftanın belirli günleri veya her gün yazarlar. Yazmak onların geçim kaynağıdır. Yazarak kazanırlar. Her ne kadar bazıları siyaseti meslek kabul ederlerse de siyaset meslek değil hizmettir; gazetecilik ise bir meslektir. Bazıları yarım saatte, bazıları bir günde yazarlar; ne erken ne de geç yazmak marifet değildir. Bazı konuları yazmadan önce saatlerce arşivler, kitaplar karıştırılır. Bu arada iktidara yağ yapanlar kolayca yazabilir ama ciddi bir konuyu ele almak için araştırma yapmak, bilen biriyle konuşmak epey zaman alır… Örneğin ben bir yazıyı yazdıktan sonra hemen yayına vermem ve bir gün dinlendirir, ertesi gün yeniden gözden geçiririm.
Köşe yazarlarını eleştirenler, her gün nasıl yazıldığını merak edenler veya konuları nasıl seçtiğimizi bizlere hep sorarlar. Günlük yazanlar aslında bu memlekette yaşadıkları için çok şanslıdırlar. Siyasetçilerimizin konuşması başlı başına yazılacak konulardır ve bizlere bol bol malzeme sunarlar. Basiretsiz yöneticilerin yaptıkları, ulu orta konuşmaları ve sürekli gündemin değişmesi de işin cabası…
Başbakanın değinmediği bir noktaya ben değinmek isterim; bizde köşe yazarı olmak, eskiden zordu, bugün ise çok kolaydır. Eskiden asıl gazetecilik sayılan muhabirlikten yola çıkılır, ağır ağır ilerlenir, gerçek gazeteci olan gazete sahibinin veya yöneticinin gözüne girdikten sonra liyakatli olanlara köşe verilirdi. Kısacası köşe yazarı olmak için bilgi, yetenek ve kültür gerekirdi. Bugün öyle mi ya? Basınımızda Semra kaynanayı bile köşe yazarı yapan bir gazete bile vardı. Bakıyorum basında geçmişi olmayanlar, biraz da yağdanlık örneği tepeden inme belirli köşelere oturuyorlar. Tabi bu arada devrana uyarak doksan derece dönenler de işin cabası…
Gerçekte Türkiye’nin iç ve dış politikasında yazılacak konular çoksa da objektif olarak yazacak adam çok az… Bu arada fincancı katırlarını ürkütmemek gerekir; çok dikkatli olmalı, yazdığınız bir yazı bazılarının hoşuna gitmezse elinizdeki köşe bir bakarsınız uçup gitmiş… Emin Çölaşan gibi köşe yazarlarının önünde gideni bile gazetesinden kovulmamış mıydı? Bugünün gazete patronları eski patronlar gibi değil, çoğunun, holdingleri, ticari ilişkileri var, sermaye piyasasının içerisindeler... Bu bakımdan devleti yönetenlerle iyi geçinmek zorundalar…
Bir de her gün veya haftalık köşe yazma konusuna geleyim. Batıdaki basının çoğunda bir köşe iki veya üç köşe yazarı tarafından paylaşılır. Uzmanlık alanları doğrultusunda yazılarını yazarlar. Bizde olduğu gibi bir gün ekonomi, bir gün dış politika, bir gün de magazin türü yazılar yazılmaz. Oysa bizler dört dörtlük olduğumuzdan evelallah her konuyu yazar bazen de yüzümüze gözümüze bulaştırırız.
1970 yıllarda Ankara’da yayınlanan Yeni Tanin gazetesinde köşe yazıyordum. Yazı işleri Müdürü bir gün değişmiş ve tanınmış bir gazeteci o göreve getirilmişti. Bizleri toplamış isteklerimizi dinlemiş, kendi isteklerini sıralamıştı... Ben de kendisine her gün yazmak yerine haftada üç gün yazsam gibisinden acemice bir soru yöneltmiştim. Bana ilginç bir yanıt vermişti; yazmadığın gün sütuna Marilyn Monroe’nın resmini mi koyacağım? Aslında yerden göğe kadar haklıydı; çaresiz her gün yazmayı sürdürdüm. Günümüzde hem gazete patronları hem de okuyucu o köşedeki yazarı her gün görmek ister… Belki de bazıları hep aynı yazarı o köşede görmekten sıkılır; oysa bizde her gün aynı siyasetçileri defalarca ekranlarda görmekten, birbirleriyle kavga etmelerinden sıkılıyoruz.
Bazıları bir de her gün ekranlara çıkma zorunda olmadıklarını anlayabilseler!..
Kısacası, kısacık yaşamda mutlu olmak varken nedir bu çekişme, kavga ve gerilim…
erdemyucel2002@hotmail.com
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.