Köşe Yazarlığı Kolay İş!..

 

Basına önce kalemimle, sonra klavye ile gireli yaklaşık kırk yılı aştı… Bazen düşünürüm, kırk yıl içerisinde hangi ünlü yazarları tanıdım, onlarla aynı sayfaları paylaştım, seçim zamanları gazeteye biri gelip diğeri giden siyasilerle neler konuştum, onlar neler konuştular… Seçim bitince de nasıl ortadan yok oldular!..

 

Bu süre içerisinde okuyucularımla sözlü veya mektup yoluyla nasıl temasım oldu, onlar dertlerini, sıkıntılarını nasıl dile getirdiler?  Bu arada pek çok soruya muhatap oldum, bazen yanıtlayabildiğim, bazen de yanıtlayamadığım soruları olmuştur. Bu süre içerisinde en çok karşılaştığım soruların başında da her gün ayrı bir konuyu nasıl buluyorsun olmuştur. Onlara o zamanlar nasıl yanıt vermiştim, şimdi anımsayamıyorum ama bugün konu bolluğu içerisinde yüzdüğümüzü açıkça söyleyebilirim. Daha doğrusu hangi konuyu yazacağımız konusunda yine ikilem içerisine düşüyoruz. Birbirinden önemli, yazılması gereken bir yığın, içlerinden hangisini seçip yazalım? Aslında bu da zor bir iş…

 

Günümüzde köşe yazmak, konu bolluğu içerisinde çok kolay iş… Bütün mesele içlerinden daha önemli olanı bulup çıkarmak…

 

Bugünkü köşemi yazarken önümdeki haberleri içeren, objektif haber veren birkaç gazeteyi karıştırıyorum. Konu birbirinden çok da hangisi daha önemli? Hepsi başlı başına yazılması gereken, ibretlik şeyler…

 

Örneğin kısa bir süre öncesi TBMM’de başlayan tokatlı, silleli, arbedeli oturumdan söz edelim. Eski Sağlık Bakanı MHP’li Osman Durmuş,  Nejat Uygur’u ziyaret etmek isteyen Başbakan’ın eşini GATA’ya gelmemesi isabetli olur diyen doktorlara “Siz peygamber kabul edilen birinin eşini nasıl içeri almazsınız” deyince kızılca kıyamet koptu.  Buna yanıt AKP’li Bozdağ’dan gelmiş; “Peygamber benzetmesi densizliktir” demiş ardından sataşma var diyen Başbakan kürsüye gelerek “Arkadaşımız son peygamberin peygamberimiz olduğunu bilmiyor ve şecaat arz ederken sirkatini söylüyor. Eşime laf atamazsın” demiş. Bundan sonra AKP’liler topyekûn MHP sıralarına hücum borusu çalmışçasına saldırıya geçmişler. Yumruklar, itişip kakışmalar sırasında gözlüğü kırılan nefes alamayanlar arasından bir milletvekili de hastaneye kaldırılmış… Bu sırada liderlerin korumaları meclis salonuna girmeye kalkmışlarsa da bereket meclis polisi onları önlemiş, işin daha da çığırından çıkması önlenmiş…

 

TBMM eski Başkanı,  bugünkü Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın savaş alanına dönen meclisteki oturumu yöneten Güldal Mumcu’nun odasına giderek oturumu iyi yönetemeyişinden ötürü azarlamaya kalkmış…  Mumcu’da Meclis’i nasıl yöneteceğimi size mi soracağım diyerek tartışmışlar!.. Daha önce de Başbakan, TBMM Başkanı Şahin’i “Bu nasıl meclis yönetimi” diye suçlamıştı!..

 

TBMM’deki “Peygamber kavgası” sırasında eski ve yeni sağlık bakanları arasında “Gel ulan terbiyesiz”, “Terbiyesiz babandır” diye sözlü sataşmadan sonra birbirleriyle yumruk yumruğa gelmelerini bakanlar güçlükle önlemiş… İşin garibi her ikisinin akademik kökenli olmaları!.. Üniversitede ders vermiş bir kişi olarak akademisyenler arasında kaba kuvvete yönelik kavga hiç görmemiştim. Demek ki, meclise girince işler değişiyormuş!...

 

Meclisi karıştıran Peygamber benzetmesini, 14 ay önceki bir toplantıda yapan AKP Aydın eski İl Başkanı, Başbakanın “Ya istifasını alın, ya da ihraç edin” talimatı üzerine İl Genel meclis üyeliğinden zorunlu olarak istifa etmiş…

 

İnsana pes dedirtecek bir olay da Adalet Bakanlığında açılan bir sınavda yaşanmış… Hrant Dink cinayetinin azmettiricisi denilen, müebbet hapisle yargılanan tutuklu bir mahkum Adalet Bakanlığı’nın açtığı gardiyanlık sınavına girmiş!.. Aynı cinayetten tutuklu olan bir diğeri de hapishanede evlenmiş!...

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Türkiye’de nüfus cüzdanlarında din ibaresinin yer almasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin din ve vicdan özgürlüğünün 9.maddesine aykırı olduğuna hükmetmiş. Ayrıca Türk alfabesinde olmayan W, X ve Q harflerinin nüfus cüzdanlarında kullanılmaması konusunda karar vermiş…

 

Türk Silahlı Kuvvetleri ile İçişleri Bakanlığı arasındaki birlikte çalışmayı öngören EMASYA (Emniyet Asayiş Yardımlaşma)  protokolünün kaldırılması öngörülmüş ve kaldırılmıştır… Bu protokole göre bütün güvenlik güçlerinin yardımına gelen askeri birlik komutanının emrine girmesi öngörülüyordu.

 

Siyasete yeni giren bir de  futbol terimi “paslaşma” vardı!.. Bu sözcük de Başbakan’ın Genelkurmay Başkanı ile darbe iddiaları konusunda paslaştıklarını söylemesiyle gündeme gelmişti. Deniz Baykal da bu sözlere katkıda bulunarak, dar alanda paslaşmanın doğru olamayacağını, kendi kalesinde gol olabileceğini söylemişti!..

 

Bülent Arınç’ın “İrtica tehdit olmaktan çıktı. İnanmayacaksınız ama Baykal bile Cübbeli Ahmet Hoca’ya geçmiş olsun telefonu açtı” sözüne karşılık; Baykal, “ Aylar önce evdeyken telefonum çaldı. AKP’li eski bir milletvekili aramıştı. “Deniz Bey, Cübbeli Ahmet Hoca yanımda. Kalbine stent takıldı. Kendisine geçmiş olsun demek istemez misiniz” diye sormuştu.

 

Türkiye’yi günlerdir sarsan domuz gribi olayından sonra Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Salgın Hastalıklar direktörü Prof. Ulrich Keil, “domuz gribi sahte bir salgın” iddiasında bulunduktan sonra domuz gribi abartılmış bir korku kampanyası demiş!.. Ardından da ilaç şirketlerini ortak hareket ederek yapay hastalık çıkarmakla suçlamış… Bir okuyucum da bana gönderdiği mail de haklı olarak önümüzdeki yıl at gribi çıkacak mı diye soruyor…

 

27 Ocak’ta gözaltına alınan Eskişehir İl Jandarma Komutanı Alb. Recep Gençoğlu 30 Ocak’ta serbest bırakılmış, Ergenekon soruşturması kapsamında 3 Şubat’ta yeniden tutuklanmış!...

 

Türkiye’yi yerinden sarsan Halit Ziya Uşaklıgil’in ünlü eseri, siyasetimizde bile sözü edilen Aşk-ı Memnu romanından, orijinali ile alakası kalmayan dizi kahramanları Behlül ile Nihal’in yakınlaşması Bihter’i yaralıyormuş!...

 

Hemen her gün yeni senaryolar, planların ortaya çıkarıldığı darbe iddialarından söz etmeyeceğim, onlar eskilerin deyişiyle vaka-i adiye’den oldular…

 

Sırası gelmişken sizlere sormak isterim, kısaca ana başlıklar halinde verdiğim bu örneklerin hepsi ayrı ayrı yazı konusu değil mi?

 

Hepsinden öte memleketin asıl sorunları bunlar mı? Yoksa gerçek sorunlar böylesine basit olaylarla gölgelenmek mi isteniyor?

 

Bilemiyoruz!...

 

Köşe yazarlarının, yazı bulma konusunda bundan daha kolay bir yazım hazinesi acaba hangi ülkede vardır? Bu bakımdan memleketimizde gelişen olaylarından ötürü köşe yazarlarımız şanslı değiller mi?  Bizde köşe yazarı olmanın ne kadar kolay olduğunu gösterebildimse ne mutlu bana… Kuşkusuz, bir yerlere göbekten bağlı değiller ve özgürce yazabiliyorlarsa!...

 

erdemyucel2002@hotmail.com

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:46:03