Kritik Günler!..

Türkiye yine beklenmedik anda, isteği dışında kritik bir ortama sürüklendi. İç politikada CHP Genel Başkanlığına beklenildiği gibi Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçilmesi toplumda büyük bir ivme kazanmıştı. Bir yıl sonra yapılacak genel seçimlerde CHP’nin iktidara geleceğini düşünenler çoğunluktaydı. Ancak biri İskenderun’da diğeri de Akdeniz’de yaşanan iki olay bir anda dikkatleri iç politikadan dış politikaya yöneltti.

İskenderun Deniz İkmal Birliğine Amanos Dağlarından geldiği sanılan teröristlerin saldırısı sonucunda altı askerimiz şehit olurken yedisi de yaralandı. Bu acı olaydan kısa bir süre öncesi de yine Amanoslar’da özel bir maden şirketine baskın düzenlenmiş ve bir güvenlikçi şehit edilmişti. Bir süre öncesi de aynı yerin yakınında trafik kontrolü yapan trafik polislerimiz şehit edilmişti…

Deniz İkmal Birliğine yapılan saldırıyla hemen eş değerli olarak Gazze’ye insani yardım götüren konvoydaki Mavi Marmara Gemisi de bu kez İsrail askerlerinin saldırısına uğradı. Orada da ölenler ve yaralananlar oldu. Aynı zamana denk gelen her iki saldırı arasında bağlantı kurmaya çalışanlar oldu. Ancak kanıta, belgeye dayanmayan iddialar hiçbir zaman dikkate alınmamalıdır. Böyle yapılırsa insanları yanlış yollara, düşüncelere sevk eder… İsrail ile Kuzey Irak’taki Kürtler arasında bir bağlantı olup olmadığı da kanıtlanamamaktadır. Ancak her iki terör örgütünün arkasında kendi çıkarları doğrultusunda başka devletler olduğu ve onlardan yardım gördüğü de bu konuda bilgileri olan uzmanlarca her zaman belirtilmiştir. Güçlü askeri gücüne ve ekonomisine rağmen İsrail Arap devletleri ile sarılmıştır. Kendisiyle bağlantılı bir devletin K.Irak’ta kurulmasını istemek belki de çıkarları doğrultusunda olabilir.

Mavi Marmara Gemisine yapılan saldırı ile İskenderun Deniz Birliğine yapılan saldırı aynı kefede düşünülmemelidir. İmralı mahkûmu 31 Mayıs’tan sonra ben karışmıyorum başınızın çaresine bakın gibisinden mütecaviz bir beyanat vermiş, sonra da askeri birliklerimize saldırılar yapılmıştır.

Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına çekmek isteyen dış güçler olabilmesi akıldan uzak değildir. Bu konuda son derece akılcı, hamasetten uzak bir politika izlenmelidir. Siyaset bilimi, dış ilişkiler ve deneyime her zamankinden çok daha ihtiyacımız olduğu açıkça görülmektedir. Görevde veya emekli olan birçok deneyimli büyükelçilerimizin, üniversitelerimizin konularında uzmanlaşmış akademisyenlerimize bugünkü durumda çok daha fazla ihtiyacımız olduğu da açıktır. Dış ilişkiler öylesine bilimsel bir siyaset yumağıdır ki, çoğu zaman da politikacıları aşmaktadır.

Yakın tarihlere kadar İsrail ile olumlu giden ilişkiler, Hamas’ın İsrail’e saldırıları ve bunu karşılık da Filistin’in işgali taraflar arasında gerginlikler yaratmış, ardından “Van Münit!” (One Minute) olayından sonra da kopma noktasına gelmiştir.  İsrail’in Filistin’e yönelttiği saldırı ve ablukaya karşılık ABD güdümündeki Arap devletlerinin sesleri çıkmazken Türkiye’nin böylesine sorunların içerisine gözü kara dalmasını anlayabilmek mümkün değildir. Ortadoğu’nun liderliğini üstlenmek istiyorsak buna ne ABD ve ne de Avrupa ülkeleri izin verir…

Türkiye ile İsrail arasındaki kriz Gazze’de yaklaşık 35 aydır, abluka altında perişan insanlara yardım götürmek isteyen, uluslararası barış filosundan  “İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı’nın” yardım malzemesini taşıyan Mavi Marmara gemisine yapılan kriz ile doruk noktasına çıktı… Gemide insani amaçlı yardım malzemeleri, çimento, inşaat demiri, fayans jeneratör, prefabrik konut, çocuk oyuncak parkı, tıbbi malzeme, kırtasiye, gıda ve tekstil ürünleri olduğunu basından öğreniyoruz. Silah içeren malzeme ise bulunmuyordu.

İsrail Dışişleri Bakanlığı yardım gönderen ülkelerin büyükelçiliklerine Gazze’ye gidemeyecekleri, yardım malzemelerinin ise İsrail’in kontrolünde olarak Aşdod limanına indirilmesini ve oradan da BM gözetiminde istenilen yere ulaştırılacağını duyurmuş… Buna rağmen İsrail’e aldırmayan, kaba tabirle takmayan Mavi Marmara gemisi yoluna devam edince durdurulmuş, havadan ve denizden gemiye komandolar çıkarılmıştır.  Gemiye inen İsrail askerlerine sopa, demir çubuklarla saldırılınca da kızılca kıyamet kopmuş, istenmeyen olaylar yaşanmış ölümler ve yaralanmalar olmuştur.

İnsani Yardım Vakfı yanlış bir tutum izlemiş, her iki ülkenin arasını daha da açacak gerginliğe neden olmuştur. Vakfın teklifi ile Türk Dışişleri, İsrail Dışişlerine insanı yardım gönderileceğini ve bunun nereye boşaltılıp kimlere teslim edileceğini sormalı ve ona göre hareket edilmeliydi. İsrail’in yaptığı vahşi bir tutumdur ancak vakfınki de umursamazlık, belki de olay çıkarmaya yönelik bir davranıştır. Sırası gelmişken fikir jimnastiği yapalım; Avrupa’dan başka bir insani yardım konvoyu hazırlanıp, teröristlere yardım malzemesi getirmek üzere İskenderun limanına yaklaşmış olsa Türk hükümeti ne yapardı? Buyurun geçin mi derdi?

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde yapılan İsrail karşıtı mitinglerdeki taşkınlıklar bir yana o kadar Filistin bayrağı bir anda nereden çıktı?

Türkiye ile İsrail arasındaki siyasi ilişkilerin bozulması her iki ülkenin de hayrına değildir. Bu arada mitingleri düzenleyenlerin aklına acaba aynı saatlerde İskenderun’da şehit edilen askerlerimiz neden gelmedi? Onlar için de başka bir miting düşünüyorlar mı?

Eskilerin deyişi ile teenni diye bir söz vardır; hiç olmazsa onu unutmayalım…

erdemyucel2002@hotmail.com

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:41:17