Kültür Başkentinden Ne Bekledik Ne Bulduk!..
2010 Kültür Başkenti olarak İstanbul’un seçilmesi sevindirici bir olay olmuştu. Tarihi İstanbul’un bu seçimle turizm ve ekonomik alanda sesini çok daha fazla duyuracağı sanılıyordu. Yapılması olası etkinliklerin İstanbul’a gelecek turist sayısını arttıracağı sanılıyordu. Ne var ki, yaz sezonunun başlamasıyla birlikte gelen turist sayısında pek fazla artış gözlenmedi. Gelenler önceki yıllardan daha fazla değildi. Bu da gösteriyordu ki; Kültür ve Turizm Bakanlığı, Avrupa Kültür Başkenti tacını yeterince başına oturtamamış!..
İstanbul’un Kültür Başkenti olduğu görkemli bir kutlama ile Haliç Kongre merkezinde ilan edilmişti. Cumhurbaşkanı, Başbakan, TBMM Başkanı başta olmak üzere bakanların ve devletin önde gelenlerinin katıldığı görkemli açılış töreninde ses ve ışık gösterileri şehrin çeşitli yerlerinde kurulan özel ekranlardan izlenmiş, onları şarkılar türküler tamamlamıştı. Bu görkemli açılış Haliç Kongre Merkezi dışında Taksim, Kadıköy, Sultanahmet, Bağcılar ve Beylikdüzü’ndeki gösterilerle başlangıçta sınırlı kalmıştı. Ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı açılım kervanı ismi altında bazı şarkıcılarla bir araya gelerek onlarla görüş alış verişi yapmıştı…
Nedense bizim memleketimizde kültür denilince ilk akla hep şarkıcı, türkücü ve sinemacılar geliyor!... Kimsenin aklına sayıları pek azalsa da yine bu şehirde yaşayan İstanbul’un örfünü, âdetini, geçmişini bilen, Anadolu göçünden arta kalan gerçek hemşeriler düşünülmüyor!.. Kuşkusuz, eski İstanbul konusunda yazıları, araştırmaları olanlar, mimarlar, konuyla ilgili akademisyenler, sanat tarihçiler ve arkeologların ise isimleri bile geçmiyor… Tarihçiyim diye ortaya çıkanları yazılı ve görsel basında görüyoruz…
Varsa şarkıcı ve türkücü, yoksa sinemacı…
İstanbul’da bir Doğu Roma (Bizans) Araştırma Merkezi ve Müzesi kurmak nedense kimsenin aklına gelmiyor. İstanbul denilince öncelikle İstanbul’un fethi ve yapılan komik gösteriler geliyor. İstanbul’un kurtuluşu 6 Ekim’den ise hemen hemen hiç söz edilmiyor.
Kültür dağarcığımız demek ki, bu kadar!...
Sanıldı ki, Haliç Kongre Merkezindeki görkemli açılışın arkası gelecek… Bundan sonra İstanbul normal yaşamına döndü, etkinlik yönünden de sessizliğe büründü... Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinin pek değil hiç sesi çıkmadı. Yalnızca özel kuruluşlar bir takım etkinliklerle kendilerince bir şeyler yapmaya kalkıştılar. Bunların başında da Sakıp Sabancı Müzesi, Pera Müzesi gelmiştir. İstanbul Sanat ve Kültür Festivali normal programını uyguladı Etkinlik olarak göze çarpan ise kişisel çabalarla yapılan 1.Uluslararası İstanbul Opera Festivali ile 17. Uluslararası Caz Festivali dışında dikkati çeken de olmadı…
Kültür Başkenti İstanbul’un opera, bale ve konser salonu olan Atatürk Kültür Merkezi ne yazık ki, kapalı… İstanbul’un tarihi sinemaları ise rant uğruna peş peşe kapanmış… Bazıları cep sineması denilen küçük küçük salonlara dönüştürülmüş; onlarda da sözcüğün tam anlamıyla ses kirliliği yaşanıyor. Bazıları da çeşitli getirim sağlayan işlevlere sokulmuş… XIX yüzyıl Mimarisini yansıtan Beyoğlu’ndaki Emek sineması da kentsel dönüşüm projesi kapsamında bir yıla yakın süredir kapalı!... Bazı sinemaseverler “Emek Sinemasını Yaşatalım” kampanyası başlatmışlardı. Sonra bu imza kampanyası da ne oldu bilinmez…
Böyle bir Kültür başkenti olur mu?
İstanbul’da yontu sanatı denilince akla ilk olarak Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı gelir… Oysa İstanbul’u yönetenler nedense yontu sanatını hiç sevmemişler. Avrupa başkentlerinin meydanları heykellerle süslüyken, bizim İstanbul diğer bir çok şehrimiz gibi heykel fakiri!... Akademisyenlerin çalışmalarıyla bazı yerlere çağdaş yontu sanatını yansıtan küçük çapta heykeller ara sıra da olsa dikilmiş, sonradan yönetime gelenler tarafından, yontu sanatını anlamadıklarından kaldırılmışlar... Depolara kaldırılanların kaderi ne olmuş, o da pek bilinmez…
Boğaziçi’nde koruların kemirildiği yeşillikten yoksun İstanbul’da yükselen Dubai mimari örnekleri ile bu şehrin tanıtımı yapılabilir mi? Neo-İstanbul mimarisi yabancılara neyi çağrıştırır ki… Oysa Süleymaniye, Fatih camilerinin çevre düzenlemelerinde eski İstanbul’u yansıtan sokaklara yeni işlevler verilerek tanıtım da yapılabilirdi. Eski İstanbul’u yansıtan mahalle ve sokaklardan arta bir şeyler kalmışsa… Bunun yanı sıra pek çok kişinin bilmediği yapılar da bu şehirde bulunuyor. Örneğin Yedikule’deki Studios Manastırı, İtalyan mimarisinin en güzel örneklerinden Cerrahpaşa’daki Bulgur Palas, Samatya’da Ayios Minas Kilisesi, Cerrahpaşa’daki Arkadios Sütunu ve Fatih’teki Kıztaşı gibi…
Avrupa Başkentine layık olalım diye düşünenler bakmışlar, ortada yapılan pek bir şey yok, o zaman Sultanahmet’i trafiğe kapatalım demişler… Meydanı kapatmışlar ama işi tam bir arap saçına dönüştürmüşler. Turistleri taşıyan otobüsler şimdi Yerebatan Caddesinde sıra halinde bekleşiyorlar. Bu arada onların çıkardığı gürültü oradaki restoranların müşterilerini rahatsız ediyor. Hepsinden öte de otobüslerin yarattığı titreşimler, altındaki Yerebatan Sarayı dediğiniz Bizans sarnıcını etkiliyor.
Kuşkusuz orada yaşayan otel sahiplerini, esnafı düşünmeden…
Sultanahmet’e yalnızca müzeleri görmek için gelenler mi var? Kısa bir süre sonra Ramazan gelecek Sultanahmet Meydanı yine eski çirkin görüntüsü sergilenecek diye düşünürken bu kez her yıl yinelenen panayır görüntüleri Beyazıt Meydanına kaydırılmış... Bu kez de Sultanahmet Meydanın ortasına lenduha gibi, çirkinlik örneği bir çadır kondurulmuş; burada Ramazan boyunca dini kitaplar satılacakmış…
Bizde böyle olur Kültür Başkenti veya dünya şehri dedirtircesine!...
Yağan yağmurlar, seller ve dere yataklarındaki yapılaşmalar, evleri basan sulara ise, kültür dışında beledîye hizmetlerinden sayıldığından onlara değinmeyeceğim.
Kısacası Kültür Başkenti unvanından ne bekledik ne bulduk?
Avrupa Başkenti İstanbul, sözcüğün tam anlamıyla fiyasko olarak görülüyor...
erdemyucel2002@hotmail.com
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.