Kültür Varlıklarını Korumak Kimin Görevi?

İstanbul tarihi, anıtları, müzeleri ve ekonominin can damarı olmasıyla dünyanın sayılı metropollerinden biridir. Her geçen gün sınırları genişleyen ve komşu illerle neredeyse birleşen, iç göçlerden ötürü burada yaşayan insanlara eziyet çektiren bir şehirdir. Bu eziyetlerin giderilmesi için bazı önlemler alınıyorsa da, hiçbir iktidar buna çare bulamıyor. Bu şehirlerde yaşayan veya yaşamak zorunda kalan insanları rahatlatabilmek için bir takım önlemler alınmaya çalışılıyor. Bunlar yapılırken de şehrin ayakta duran veya henüz ortaya çıkarılmamış kültür varlıklarının korunması da zorunludur.

İstanbul’un doğal güzelliklerinin yanı sıra kültür varlıklarını kimler koruyacak?

Asıl mesele de buraya gelip düğümleniyor.

Türkiye’nin, daha doğrusu İstanbul’un önde gelen projelerinden birisi de Marmaray Projesidir. Marmara Denizi altında yapımı tamamlanan ve geçen yıl Üsküdar ile denizin altından kara bağlantısı sağlanan tüp-tünel çalışmaları büyük ölçüde tamamlandı. Kısa bir süre önce Sirkeci tren istasyonuna gelen Başbakan çalışmaları yakından izledi. Asansörle yerin 58 metre altına inerek çalışmalar hakkında ilgililerden bilgi aldı, ardından küçük taşıma araçlarıyla tüp tünelle delme tünelinin bağlantı noktasına gelerek; ”Bugün itibariyle karayla deniz birleşti” dedi. Ardından da projeyle ilgili sıkıntılarını dile getirmesinin yanı sıra bazı konularda suçlamalarda bulundu;

“Projenin yapımında bazı sıkıntılı süreçler, ciddi engeller yaşadık. Aslında Marmaray 2013’e kalmayacak 2010’a yetişebilirdi. Projenin yapımı sırasında ciddi engellerle karşılaştık. Özellikle arkeoloji noktasında çıkan engeller projeyi ciddi anlamda etkiledi. Sürekli yok arkeolojik şey, yok çömlek çıktı, yok su çıktı, yok bu çıktı ile önümüze engeller koydular. Bunlar insandan çok daha mı önemliydi. Yok, kuruluydu, yok yargısıydı, bunlara takılıp kaldık. Üç sene bizi engellediler. Marmaray’ın işletmeye açılması değil, maddi kaybı da ciddi noktada. Bundan sonra engel mengel tanımıyoruz, bedeli ne olursa olsun…”

Kültür varlıklarını hiçe sayan bu sözler, konu ile ilgili bilimsel kişilerin kanını donduracak nitelikteydi. Başta Kültür ve Turizm Bakanı olmak üzere arkeolog, sanat tarihçi ve şehirci mimarlar ne diyecek diye merak ettim.

Hepsi sus pus…

Ne demişler korku dağları bekliyor…

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın ve başında bulunduğu Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurullarının çıtı çıkmıyor…

Ertuğrul Günay’a  hak vermemek de elde değil… Daha önce Kars’ta, yıkılması istenen “Ucube Heykeli” (!) korumaya kalkışmış, Başbakan’dan zılgıtı yemişti… Trakya Üniversitesinin yıllarca kazıp ortaya çıkardığı Allianoi’nin sular altında kalmasına sesi çıkmamıştı…

Bakan kendince haklıdır; birkaç ay sonra seçim var, milletvekili listesine girip giremeyeceği bile kuşkulu…Bu durumda neden ortaya çıkıp kültür varlıklarını korumaya kalksın ki!..

Genelleme yapıyorum; dünyanın hiçbir ülkesinde bir başbakanın veya bakanın her şeyi bilmesi olası değildir… Ancak yanında o konunun uzmanları yoksa bazı sorunları gerçekçi göremez… Nitekim Başbakan’ın yanında kültür varlıkları konusunda uzman danışmanların bulunduğunu sanmıyorum. Her zaman yinelediğim gibi siyasi partiler listelerine arkeolog, sanat tarihçi veya mimar gibi konularının uzmanı kişileri almayı nedense hiç düşünmüyorlar… Böyle olunca da içinden çıkılmaz sorunlarla karşılaşıyorlar.

İstanbul kültür varlığı yönünden, çeşitli kültür tabakalarının üst üste olduğu çok önemli bir şehirdir. Siz ayakta duran anıtlara bakmayın, bu şehrin altı henüz tam olarak araştırılmadı… Örneğin Sultanahmet Meydanı başta olmak üzere Sur içi denilen bölgede tam anlamıyla bir arkeolojik araştırmanın yapıldığını da söyleyemeyiz.

Geçmişte bunun acı örneklerini görmüştük. Osmanlının son dönemlerinde yapılan tren yolunun Sirkeciye ulaşmasında Topkapı Sarayı’nın sahil köşkleri ile Marmara surları yıkılmış, ortadan kalkmıştı… Adnan Menderes’in Başbakanlığı sırasında giriştiği imar faaliyetlerinde de Vatan Caddesinde, Karaköy-Ortaköy arasında Osmanlı eseri yok edilmişti…

Kısaca değindiğim bu örnekler, iktidar gücüne güvenerek ben bilirim, yaparım demek bir şehrin kültürel kimliğine verilecek en büyük zarardır. Ne yazık ki, bunun ortaya koyduğu çarpıklıklar çok sonradan ortaya çıkıyor, yıllar sonra ah, vah etmenin de bir anlamı kalmıyor…

Marmaray Projesi bunun tipik örneklerinden birisidir… Projenin geçeceği alanların arkeologlara danışılarak yeterince etüt edilmemesi bugün bu sorunu ortaya çıkarıyor.

Marmaray projesi için ilk kazma 2004’de vurulmuş ve 2009’da tamamlanması hedeflenmişti. Ancak Yenikapı’da olsun, Üsküdar’da olsun şehrin kimliğini belgeleyen kalıntılarla karşılaşılınca çalışmalara üç yıllık bir süre içerisinde ara verilmiş, arkeoloji kazılarına başlanmış ve ortaya çok önemli buluntular ve kalıntılar çıkmıştır…

Marmaray Projesi mi daha önemli? İstanbul’un tarihsel ve kültürel kimliğini gösteren kalıntılar mı önemli?

İşte, sorun da burada düğümleniyor.

Başbakan’ın çanak çömlek için Marmaray’ı engellediler sözüne arkeologlar başta olmak üzere akademisyenlerin katılması mümkün değil… Arkeoloji biliminde çanak çömlek diye küçümsenen keramikler bir yerin veya kalıntının tarihlenmesi konusunda çok önemli bulgulardır. Çeşitli Üniversitelerimizde keramikleri içeren dersler verilmekte, bunun için de konunun uzmanı akademisyenler vardır.

Yöre, şehrin alt yapısı dikkate alınmadan başlatılan Marmaray Projesi için ilk kazma vurulur vurulmaz, ortaya o zamana kadar yeri kesin olmayan Bizans’ın Thodosius limanı, Theodosius liman yolu, otuz üç batık gemi, gemilerin bağlandığı liman taşları, deniz feneri temelleri, Bizans döneminde yapılmış 51 m. uzunluğunda şehrin en eski sur duvarları, İ.Ö 6200-6400 yıllarına tarihlenen mezarlar,  amforalar, günlük yaşam malzemeleri, altın, bronz sikkeler, fil, deve iskeletleri başta olmak üzere otuz binden fazla buluntular ortaya çıkmış, bunların bazıları yerinde bırakılmış bazıları İstanbul Arkeoloji Müzelerine götürülmüştür.  Onların yanı sıra Bizans ve Osmanlı dönemlerine tarihlenen sivil yerleşim alanlarıyla da karşılaşılmıştır. Kazılar bu alanın Osmanlı döneminde doldurulduğunu ortaya koymuştur. Bizans batıklarının konservasyonu İstanbul Üniversitesi ile Bodrum Sualtı Araştırmaları Müzesince yapılmıştır. İstanbul için böylesine önemli bir arkeolojik alanın beklenmedik anda ortaya çıkışı, yalnızca Türkiye için değil dünyanın bilimsel kişilerinin de dikkatini çekmiştir. Arkeolojik buluntular burada ilk kez Neoloitik Çağ’da (İ.Ö 8000–5500) yıllarında insanların yaşadığını da göstermiştir. Neolitik Çağ Anadolu arkeolojisi için önemli bir dönüm noktasıdır. Bu çağda yaşayan insanlar avcılık ve toplayıcılıkla yaşamlarını sürdürmüş ve ilk kez topluca yaşamayı da başlatmıştır. İstanbul’un tarihi geçmişine ışık tutacak kalıntılar metrodan çok daha önemliydi.

Bugün bu alanı açık hava müzesi şekline sokmak Kültür ve Turizm Bakanlığının önde gelen görevidir. Ama nerde!..

İtalya’da Roma Metrosu yapılırken de benzer sorunlarla karşılaşılmış ve çalışmalar eserlerin kurtarılması için on yıllık bir gecikmeyle tamamlanmıştır…

Marmaray, İstanbul’daki ilk yerleşimin başlangıcını İS 8000–1000 yıl öncesine götürmüştür. Projenin ortaya çıkardığı eserler şehrin tarihini değiştiren bilimsel bir olaydır. Yerin altında tüp geçit yapmak için şehrin tarihi, ortaya çıkan buluntuları, iş gecikiyor diye küçümsemek, yok saymak, onları korumaya çalışanlara kızmak ne derece doğrudur?

Kuşkusuz, bunun da yanıtını ilerideki yıllarda konunun uzmanları verecektir… Oysa tarihimizi koruyamazsak, tarih bizi siler sözü de hiçbir zaman unutulmamalıdır.

erdemyucel2002@hotmail.com

 

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:31:03