Meclis’te Neler Oluyor?
Türkiye’nin gündemi karışık diyerek yazılarımın bazılarına başladığımı yeni fark ettim. Gerçekten ortam öylesine karışık ki, elimde olmadan beynimin verdiği emirle klavyeye basıyorum. Toplumu karıştıran, insanların geçim düzeyini aşağılara çeken olayları yinelemekten kaçınıyorum. Meşhur sözdür; benim oğlum bina okur, döner döner yine okur derler…
Türkiye’nin siyasi ortamında erken seçimden söz ediliyor; iktidar partisi seçim zamanında olacak derken, muhalefet sonbaharı gösteriyor. Ancak görünen odur ki, erken seçim kararı belki de en doğru olanıdır. Onun yan sıra satılanlar az gelmiş gibi Özelleştirme İdaresi Başkan Vekili, köprüleri ve otoyollarını üç ay içerisinde satabiliriz demekte hiçbir beis görmüyor. EÜAS’a ait 52 akarsu santralına (Hidroelektirik Santralı) 19 ayrı grup halinde işletme hakkı verilmesi için ihale açıldığı belirlenmiş!..
Uluslararası araştırma kuruluşu olan Eurasia Group siyasi risk listesinde Türkiye’yi 10. sırada göstermiş, ayrıca gelişmelerin kaygı verici olduğu ifadesini kullanmış. Ardından da İslamcı baskının yükseldiğinden de dem vurmuş!.. Ankara’da büyük bir dayanışma örneği sergileyen Tekel işçileri açlık grevine gideceklerini ilan ediyor… Devlet Bakanı Bahçeşehir Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasında öğrencilerin tepkisiyle karşılaşmış, kendisine yöneltilen sorulara yanıt verememiş, öğrenciler zorla salondan çıkarılmış!..
Türkiye’de bu tür olaylar gelişirken, meclisimizde gündeme düşen olaylardan bazılarını peş peşe sıralayıp nelerle uğraştığımızı şöyle bir düşünelim derim…
TBMM’nin 90. yıl kutlamaları kapsamında meclis arşivlerinden oluşan “90. Yılda 90 Belge” isimli bir sergi 9.000 toplu veya balonlu, pek de anlaşılamayan kürelerin altında açıldı. Kuşkusuz bu yuvarlaklar bedava yapılmamış, süslemeleri yapan öğretim üyesine bir miktar para ödenmiştir. 9.000 yuvarlağın çok sayıda olması mekanın ve kompozisyonlara uygun düştüğü söyleniyor!.. Bazıları bu düzenlemeyi beğenmiş, bazıları beğenmemiş…Ne denir ki; herhalde büyüklerin bildiği bir şeyler var!...
ABD’li yazar Dan Brown’un yazmış olduğu “Kayıp Sembol” isimli kitabı TBMM gündemine taşınmış… Demek ki, meclisimiz her türlü sorunlarını çözmüş, başka işi yokmuş gibi sıra mason sembollerine gelmiş!..
Memleketimizde legal kuruluşlardan biri olan, dernekler yasası hükümlerine göre çalışan, yayınları serbestçe satılan masonlar hakkında bilen demeyeyim ama bilmeyenler bir şeyler yazıyor. Daha doğrusu masonluğu öcü bir gösterip, gizli işler çeviren bir kurum olarak gösteriyorlar ve insanların kafalarını karıştırıyor. Bir gazetecinin yazdığı “Dul Kadının Oğulları” kitabında üçgen içinde göz, piramit, kutsal kadeh gibi sembollerden söz edilmiş, sonra da meclis binası zemininde, duvarlarda bulunan motiflerle benzerlik kurulmaya çalışılmış!.. Masonluk konusunda bilgisi olmayanlar masonlukta çoğu şeyin simgelerle ifade edildiğini bilmediklerinden her şekle kendilerince gizli bir takım anlamlar vermeye çalışıyorlar. Kısacası öküzün altında buzağı arıyorlar. Oysa mason kitaplarının satıldığı dükkânlardaki yayınlara baksalar bu simgelerin gizli, esrarengiz anlamlar taşımadıklarını anlarlar. Belki de anlamak işlerine gelmiyor.
Amaç kafaları karıştırmak…
Kafaları karıştırma düşüncesi meclise kadar taşınmış!.. Bereket milletvekilleri bu anlamsız iddiaların üzerinde durmamışlar…
TBMM’yi 1938–1960 yıllarında yapan Avusturyalı Clemens Holzmeister (1886–1983) dünya çapında bir mimardır. Nazi Almanya’sından kaçarak Türkiye’ye gelmiş, Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni bir yapılanma sürecine giren Türkiye’de önemli yapılara imza atmıştır. Bunların başında Milli Savunma Bakanlığı (1928–1930), Genel Kurmay Başkanlığı (1929–1930), Ankara Orduevi (1930–1933), Harp Okulu (1930–1936), Cumhurbaşkanlığı köşkü (1931–1932), Güven Anıtı (1932–1936), Merkez Bankası (1931–1933), İçişleri Bakanlığı (1932–1934), Bayındırlık Bakanlığı (1933–1934), Ticaret Bakanlığı (1933–1935), Yargıtay (1933–1934), Avusturya Büyükelçiliği (1935–1936) gelmektedir. Ayrıca İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesinde 1946–1949 yılları arasında da öğretim üyeliği yapmıştır.
Mimarın masonlukla ilgisi yoktur. Yerli ve yabancı mason kaynaklarının hiç birisinde de ismi geçmemektedir. TBMM şeref holünün mozaik döşemelerinde yer alan şekillerin mason simgeleri ile uzaktan yakından bağlantısı yoktur. Kullanılan şekiller 1930’lu yıllarda Avrupa’da çeşitli yapılarda kullanılmış, bazılarının benzerleri dönemin mimarisini yansıtan Nazi Almanya’sında da kullanılmıştır. Başta Baumeister olmak üzere dönemin mimarisini yansıtan ana kaynaklarda bu tür süsleme şekillerinden yüzlercesi vardır.
Meşhur sözdür; bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış!...
Yazımıza mecliste neler oluyor diye başlamıştık; asıl üzerinde durulacak nokta mecliste açılan serginin sunuculuğunu yapan yönetmen Sinan Çetin’in sözleri salonda buz gibi bir havayı estirmiştir;
“ Berlin in Berlin filminde oynayan Armin Block’un açılım sürecine ilişkin sizin oradaki savaş bitti mi sorusuna değinerek, hangi savaş dedim. Hani sınırda birbirinizle savaşıyorsunuz dedi. Biz başka ülkeyle savaşmıyoruz o bombaları kendi ülkemiz içerisine atıyoruz dedim. İnanmıyorum dedi. Üstelik orada ölen çocuklarımızın hepsinin üstünden Türkiye Cumhuriyeti hüviyet belgesi var. Yani biz kendi çocuklarımızı da bir yandan öldürüyoruz. Armin buna hiç inanmadı, ben hâlâ ona anlatabilmiş değilim. Umarım bu tuhaflık bu sene en kısa zamanda çözülür.”
Sinan Çetin’in bu anlamsız sözleri üzerine kürsüye gelen Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin,
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, ülkenin bölünmez bütünlüğüne kast eden kim olursa olsun, cebinde hangi nüfus kâğıdını taşıyor olursa olsun, ülkenin birliğini bütünlüğünü ve devletin güvenlik güçlerini hedef alan herkesle bu ülkenin devleti, güvenlik güçleri mücadele eder, etmek zorundadır.” Diye haklı olarak orada bulunanların ve Türkiye’nin akılcı insanlarının söylemek istediklerini dile getirmiştir.
Kuşkusuz Sinan Çetin, ben saçma sapan bir konuşma yapacağım demiş olsaydı, bundan güzelini yapamazdı. Onun bu sözleri söylemesinin altında bir süredir bazı gazetecilerin ve siyasetçilerin üstü kapalı söyledikleri alıştırma politikasının yatıp yatmadığı da gözlerden kaçmamıştır. Özellikle askeri karalamanın yanı sıra terörist başı, İtalyan Il Manifesto’nun yeni köşe yazarı (!) Öcalan’nın adeta masum gösterilmeye çalışılması, dağdaki terörist ile canı pahasına onlarla mücadele eden, hain baskınlara uğrayan askerimizi aynı kefeye koyma çabaları da nedense son günlerde epey yoğunluk kazandı. Askerlerimiz hain pusularda şehit edilirken, şehirlerde masum insanlar zarar görürken, tüm bunları yapanlara, onlar da bu memleketin vatandaşı diye arka çıkmak hıyanetten başka bir şey değildir. Kaldı ki, K.Iraktan gelerek bazı safdiller tarafından kahraman gibi karşılanan, pişman deyilim, liderimin sözüne uyarak geldik diyenlere Etkin Pişmanlık Yasasın uygulanması da bir başka garabet örneğidir.
Ne yazık ki, bu sözleri bölücüler değil de bir Türk yönetmeni söylüyordu. Nedense gündeme gelmek isteyen veya gözden düşen, kendine pirim yapmak isteyen çoğu insanımız bu yola saparak, ya Türklüğü aşağılar ya da ordumuza laf söylerler… Kapatılan DTP yerine yoluna devam eden BDP’ye katılarak, grup kurması için koltuk değneği olan Ufuk Uras gibi… Kadıköylü seçmenlerinin verdiği oylara ihanet eden Ufuk Uras’ın koltuk değneği olmasının yanı sıra yeni partisinin grup toplantısında “Biji aşiti” demesi bir diğer garabet örneğidir.
Bağnazlıktan ve doğmalardan arınmış insanlar, her şeyden önce insan sevgi ve saygısını kavrarlar.
Bize özgü demokrasimizde bu hay huy içerisinde ağır aksak ilerliyor. Haydi hayırlısı…
erdemyucel2002@hotmail.com
Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:47:23
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.