Müzelerimiz Ne Kadar Güvenli?
Erdem Yücel/Hürriyetport
Geçtiğimiz günlerde müzelerimizden Topkapı Sarayı’nın ne kadar büyük bir tehlike atlattığını hep birlikte gördük. Libya’dan gelen bir saldırgan, daha önce Norveç’de 76 kişinin canından olduğu gibi Sultanahmet’in en hareketli saatlerinde katliam yapmaya kalkıyor. Elindeki pompalı ve av tüfekleriyle Topkapı Sarayı’nın iç avlusuna girmeye çalışırken, sarayı korumakla görevli askerlerin uyanıklığı sayesinde olası bir facianın önleniyor. Şuursuzca etrafa ateş açan saldırgan bir askeri ve bir de sarayın güvenlik görevlisini yaralıyor. Sarayı korumakla yükümlü karakolun komutanı Astsubay Levent Toğut bir ağacı siper alarak saldırganla ile 1,5 saate yakın çatışıyor. Çatışma sürerken olay yerine gelen özel harekatçı polisler tarafından da öldürülüyor. Çatışma sırasında kurşunları tükenen astsubaya cephane yardımı saldırganın yoğun ateşinden ötürü yapılamıyor. Saray avlusunu çeviren surların dibinde mahzur kalan iki rehberi önceden belirlenmiş mevzilere giren askerler kurtarıyor. Olayın yaşandığı saatlerde ise sarayın avlusunda üç yüz civarında yabancı turistin olduğu öğreniliyor.
Bu saldırı olayı bir takım soruları da beraberinde getirdi; müzelerimiz olası bir saldırıya karşı ne kadar güvenli? Daha da önemlisi Sultanahmet gibi turizmin ana merkezinde üzerine astığı fişeklikler ve elindeki iki tüfekle bir kişi nasıl dolaşabiliyor?
Sultanahmet Meydanı av alanı olmadığına göre avcı görünümlü Libyalıya bir vatandaş dışında, sen kimsin, bu kılık kıyafetin nedir diye soran çıkmıyor mu?
Basından öğrendiğimiz kadarıyla saldırgan THY uçağıyla Bingazi’den gelmiş, Taksim’de bir otelde kaldıktan sonra, Beyazıt Mercan yokuşundaki av silahları satan dükkandan tüfekleri alıyor, Sultanahmet’e bir kafeye giderek hazırlanıyor ve saraya doğru yola çıkıyor…
İşin garabeti de o zaman ortaya çıkıyor…
Güvenlik güçlerinden hiç kimse ortaya çıkıp, burası av yeri değil, bu kıyafetle, elindeki tüfeklerle ne yapmaya gidiyorsun demiyor… Yalnızca bir vatandaş,”hayrola ava mı giriyorsun” diye sormuş ama yanıt alamamış!.. Cesaretli bir turist (!) saldırganın fotoğrafını çekmiş…
İstanbul’un kırsala yakın varoşlarında olsa hadi bir derece diyeceğim; ama yerli ve yabancı turistlerin kaynadığı yerde hiç mi sivil veya resmi polis yok?
Büyük olasılıkla meydanda satıcı görünümünde polisler vardır ama onlar da herhalde başka yerlere bakıyorlardı!..
Gerçekte turizmimiz adına utanç verici bir olay.
Kendi meydanlarını, müzelerini koruyamayan bir ülkeye turist ne kadar güvenle gelebilir?
Bu olay bir başka olayı da ortaya çıkarıyor; elinde av ruhsatı bile olmayan kişiler böylesine ateşli silahları satın alabilir mi?
Bazıları bu olaydan sonra uyanmış olmalı ki, yabancıların pasaport göstererek, yivsiz tüfek almaları için yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar satışları engellenmiş
Yeri gelmişken merak ediyorum; yaralanan askerimiz ile müze güvenlik görevlisini yattıkları hastanede ziyaret eden bakanlarımız oldu mu? Yaralı askerin babası televizyonların birisinde acıyla sesleniyorum; “oğlumun bir bacağı kısa kaldı, arayan soran yok” diyordu…
Kültür ve Turizm Bakanlığı müzeleri gerçekten ne kadar koruyor, gece nöbetlerinde kaç yetişmiş elemanları görevli?
İstanbul’un ortasında, her türlü emniyet tedbirinin alındığın sandığımız Topkapı Sarayı avlusunda böyle bir olayda çaresiz kalınıyorsa, Anadolu’daki müzelerimizin korunması nasıl yapılıyor?
Müzelerimiz bir yana oldukça geniş alana yayılmış ören yerleri bir bekçi ile göstermelik korunmaya çalışılıyor. Bakanlık müzelerimizi korumaya çalışan elemanları yeterince eğitebiliyor mu? Türkiye müzeleri bugün uzman ve yardımcı hizmetler sınıfındaki eleman ihtiyacı son safhaya gelmiştir. Çeşitli üniversitelerimiz konu ile ilgili bölümlerini bitirmiş uzmanlar müzelerde yer bulamıyor. Yaptıkları eğitim boşa giderek başka yerlerde iş bulmaya çalışıyorlar.
Gerçekte ortada acı bir tablo var ama ilgilenen yok…
Topkapı Sarayına yönelik saldırı belki de bazılarının gözlerini açarak, üvey evlat durumundaki müzelerimizin üzerine eğilir. Ayrıca özel müzelerdeki çağdaş düzeyin Bakanlık müzelerinde de olmasını ister…
Meşhur sözdür bir musibet bin nasihatten evladır diye!
Erdem Yücel
erdem@hport.com.tr
Yayın Tarihi: 2012-02-22 17:52:42