New York’taki Tatsız Olayın Anımsattıkları!..
New York’ta yaşanan, protokol dışı tatsız olayı yazılı, görsel ve internet basınını izleyen hemen herkes biliyor. Yinelemeye hiç gerek yok, yalnızca kısaca anımsatmak isterim; Başbakan R.Tayyip Erdoğan ve yanındaki heyet ABD eski başkanlarından Bill Clinton’un düzenlediği konferansa giderken aynı anda da ABD Başkanı B.Obama da oradan çıkış yapıyormuş. Bu nedenle Başbakan ve yanındaki heyet otele sokulmamış, her iki taraf arasında gerginlik yaşanmış, korumaları yumruklaşmış…
Olay kısaca bu…
Aslında çirkin ve tatsız bir olay…
Büyük olasılıkla da korumaların işgüzarlığı veya densizliği…
Protokol kurallarını yeterince bilmeyen bu korumalar ne iş yapar? Onlara protokolün ince nüansları anlatılmıyor mu?
Basından öğrendiğim kadarıyla Başbakanlık Koruma Müdürlüğünün 300 koruma görevini üstlenen polisi varmış… Bunun 80’i Başbakan’ın yakın korumasını yapıyormuş… ABD Başkanının yakın koruması 20 kişiymiş…
Her iki tarafın korumaları skandala yol açacak yumruklaşmaya girmeden önce konuşup sorunu çözemezler miydi? Yoksa bizim korumalar İngilizce bilmiyorlar mıydı? Biliyorlardı da Amerikan lehçesini mi anlayamıyorlardı? Bilemeyiz…
Bu tatsız olay beni yıllar öncesine götürdü. O yıllarda belirli aralıklarla Ayasofya Müzesi Müdürlüğünü üstlenmiştim. Çok sevdiğim ve saygı duyduğum bir görevli. Aynı zamanda, tevazuu bir kenara iterek söylemek isterim ki, biraz da kişisel çabalarımla Ayasofya Müzesini yabancı misyonun protokol listelerine dâhil ettirmiştim.
1982–1995 yılları arasında Türkiye’ye gelen pek çok devlet başkanı, krallar ve bakanlar Ayasofya Müzesini ziyaret etmişlerdir. Onların bu ziyaretlerinde de protokol kaidelerini öncelikle öğrenmiş ve harfiyen riayet ediyordum. Yabancı devletlerin protokol listesinde olduğumdan iki olayı bugünmüş gibi anımsıyorum.
Başbakanımız o sırada İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı idi. Birleşik Arap Emirliğinin Çırağan Sarayında bir kutlama günü vardı. Çırağan Sarayının ikinci katına canlı bir deve çıkarılmış (!), kurulan çadırlarda (!) mırralar ikram ediliyordu. Yerlere Arap çöllerine benzesin diye kumlar serpilmişti (!)… Onların yanında da içki servisleri de ihmal edilmiyordu. Protokol kurallarına göre davetiyelerde eşinizle birlikte davetliyseniz, eşinizle veya yalnız gitmek zorundasınız. Yanınıza erkek arkadaş almanız protokol kurallarına aykırıdır. O zamanki Belediye Başkanımız salona korumalarıyla gelmişti; korumalar başkanın yanına yaklaşılmasından hoşlanmıyor, elle değilse bile bakışlarıyla adeta buraya gelmeyin diyorlardı. (!) Benim tuhafıma giden resmi bir protokol davetinde sayıları da bir hayli fazla olan başkanın korumalarıydı (!)...
New York’taki tatsız olay üzerine anımsadığım ikinci tuhaf olayı da Ayasofya’da yaşadım. ABD Başkanı George Bush (Baba Bush) Türkiye’yi ziyareti sırasında Ayasofya’yı da ziyaret edecekti. Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve eşi Semra Özal’da kendisine refakat edeceklerdi. . Başkanın ziyaretinden bir ay önce ABD tarafından çalışmalar başlatılmış, ABD Büyük Elçiliği, ABD İstanbul Başkonsolosluğu, FIA ve CIA birbirinden farklı zamanlarda Ayasofya’ya gelerek benim de katıldığım ayrı ayrı toplantılar düzenlemişlerdi. Sonradan onlara İstanbul Emniyet Müdürlüğü üst görevlerdeki polisler de katılmıştı. İncelemelerde Başkanın müzeye nereden giriş yapacağı, nasıl çıkacağı ve içerideki gezinti güzergâhları tespit edilmişti. Bu arada emniyet yönünden zayıf alanların nasıl korunacağı, tatsız bir olay karşısında Başkanın nereye götürüleceği bile en ince ayrıntısına kadar masaya yatırılmıştı. Bu arada İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı da memuriyete girmeden çok önce polis kayıtlarına geçmiş bir iki personelimin o gün müzede olmamasını, kendilerine duyurmadan bir dış görev vermemi benden istemişti. Emniyet Müdür Yardımcısı ile daha önceki ziyaretlerden kalan bir dostluğumuz oluşmuştu. Birden nerden aklıma geldiyse soruverdim; bunlardan başka sakıncalı kişi var mı diye… Güldü var ama önemsiz dedi. Ben üsteleyince de sakıncalı sensin demez mi!.. Niye diye sorduğumda öğrendim ki, 1970 yıllarda mesleki bir sanat dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yapmıştım.Yazı işleri müdürleri toptan sakıncalı sayılırmış. O yüzden de sabıkalı olduğumu Başkan G.Bush’un ziyareti nedeniyle öğrenmiş oldum. Bugün bile kim sorsa ben sabıkalıyım derim!...
Sonunda beklenen gün geldi; sabahın erken saatlerinden itibaren ABD ve Türk polisleri ziyarete kapatılan müzeyi en ince ayrıntısına kadar yeniden incelediler. Konunun uzmanı eğitimli köpekler de onlara yardımcı oldu. Başkan ve ekibini karşılayacak olanlar, başta ben olmak üzere önceden kararlaştırılan yerlerimizi aldık. Telsizler çalışıyor, ABD Başkanı ve Turgut Özal’ın nerede oldukları saniye saniyesine bildiriliyordu. Heyetin Gülhane Parkı önünde olduğu söylendiği sırada birden yanıma kısa boylu biri gelerek ben Dışişleri protokolündenim, karşılamayı düzenleyeceğim demez mi? Biz bir aydır bu işin üzerindeyiz, şimdiye kadar neredeydiniz dememe kalmadı, ABD Başkanının müzede olan yanımdaki korumalarından bir zenci adamcağızın kolundan tutup bekleyen grubumuzdan çıkarıverdi. O gün bir daha da kendisini göremedim. Birkaç dakika sonra ABD Başkanı ve bizim Cumhurbaşkanı geldiler, bana önceden belirilen süre içerisinde Ayasofya’yı dolaştırdım; müze protokol defterini imzaladılar ve avlu kapısına kadar kendilerini teşyi ettim. Ayasofya’dan sonra Topkapı Sarayına gideceklerinden orada kendilerinin yanında olacaklar görevi devraldılar. Ayasofya’da görevli olan Amerikalı korumaların işi bitmişti; kendilerine benim odamda çay içer misiniz dedim. Kabul ettiler ve odamda çaylarını içerken günün muhasebesini de yapıyorlardı. Bizim dışişleri protokol memurunu kolundan tutup uzaklaştıran görevli benim yeterince İngilizce bilmediğimi sanmış olacak ki, arkadaşlarına olayı anlatırken, direnseydi vuracaktım suratına demez mi?...
Korumalar her yerde verilen görevi yapmak isterken bazen acımasız oluyorlar. Yapılacak ters bir davranışın kendi devletlerine mal edileceğini hiç düşünemiyorlar…
erdemyucel2002@hotmail.com
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.