Ömürlerin Dağıtımı
Siyasetteki kayıkçı kavgalarından, eksen kayması var mı yok mu diye düşünenler ve artan PKK saldırılarından bıkanlar için gündemden biraz uzaklaşıp, mizahi bir yazıyı, üzerinde az çok oynadıktan sonra sizlerle paylaşıyorum. Okuyucularımdan, dost Uluer Aral ömürlerin dağılımı ile ilgili ilginç bir mail göndermiş… Bunu okurken Darvin teorisini, ona karşı olan ulemayı (!) , din kitaplarını, antropolojiyi ve insanın yaradılışı ile ilgili arkeoloji yazılarını hiç düşünmeyin.
Tanrı canlıları yaratırken onların ömürlerini ve dünyadaki görevlerini de belirlemiş…
Tanrı eşeği yaratmış ve ona şöyle demiş;
Sabahtan akşama kadar çalışacak, bir of bile demeyeceksin…
Ot yiyeceksin ve biraz da aptal olacaksın… Sana 50 yıl yaşam biçtim…
Eşek yalvarmış;
Bu şartlar altında 50 yıl yaşamak işkence, 25 yıl bana yeter…
Tanrı dileği kabul etmiş ve eşeğin ömrü 25 yıl olarak belirlenmiş…
Sıra köpeği gelmiş ve ona şöyle demiş;
Sen insanların mallarını koruyacaksın. Sahibin dövse bile sesini çıkarmayacaksın. İnsanların sofra artıkları ile besleneceksin. Sahibinin emrinde 25 yıl yaşayacaksın…
Köpek yalvarmış; Bu şartlar altında 25 yıl yaşayamam…15 yıl yeter bana…
Tanrı onun da dileğini kabul etmiş ve köpeğin ömrünü 15 yıl olarak belirlemiş…
Sıra maymuna gelmiş… Ona da şöyle demiş;
Sallanarak ağaçtan ağaca aptal gibi dolaşacaksın. Palyaçoluk yapıp insanları eğlendirecek, fındık fıstık yiyeceksin. Ömrün boyunca şaklabanlık yapıp 20 yıl yaşayacaksın… Seni kızdıranlara da edep yerini göstereceksin…
Maymun, bu şartlar altında ve böyle dalkavukça 20 yıl yaşayamam 10 yıl bile çok…
Tanrı onun da dileğini kabul etmiş ve maymunun ömrü 10 yıl olmuş…
Tanrı en son insanı yaratmış ve ona da şöyle demiş;
Sen insansın, düşünebilen bir canlısın. Zekânla diğer yaratıklara hükmedeceksin. Sana da 20 yıl ömür biçtim…
İnsanoğlu Tanrıya yalvarmış;
Tanrım insan olmak, dünyayı yönetmek için 20 yıl yetmez. Ne olur eşekten arta kalan 25 yılı, köpekten arta kalan 10 yılı, maymundan arta kalan 10 yılı benim ömrüme ekle…
Tanrı bu isteği kabul etmiş ve böylece insan kendine verilen ilk yirmi yılını insanca ve mutlu olarak yaşamaya başlamış… Gerçekten de insanın çocukluk ve gençlik çağları, kıymetini bilmese de onun en güzel yıllarıdır. İnsanların ailelerini seçme olanağı olmadığından, şansı yaver gidip hali vakti yerinde aileden ise keyfine diyecek yoktur. Yaş ilerleyince her zaman anımsadıkları, ah ne güzel günlerdi dedikleri, özlemini çektikleri, aşkların filizlendiği ilk yirmi yıl…
Tanrının kendisine biçtiği 20 yıldan sonra sıra eşekten arta kalan 25 yılı kullanmaya gelmiş… Bu arada evlenmiş, sabahtan akşama kadar çalışmaya başlamış, omuzlarına ağır yükler binmiş… Eşinin çocuklarının sorumluluklarını yüklenmiş. Kısacası yememiş yedirmiş, içmemiş içirmiş… Eşinin ve çocuklarının istekleri ise hiç bitmemiş, biri biterse diğeri başlamış…
Eşekten kazandığı yıllardan sonra sıra köpekten kazanacağı 10 yıla sıra gelmiş… Evini ve sorumlu olduğu ailesini korumuş, onlardan arta kalanları yemiş ve köpek gibi de eşine sadık kalmış. Ne garip ki, halinden hiç de şikâyet etmemiş… Kuşkusuz, eşlerini aldatanlar bu tanımlamanın dışında kalıyor…
Tanrının biçtiği yaşın üzerine eşeğin, köpeğin yaşları da eklenince birden yaşlandığını hissetmiş… Bazı uzuvlarının yerinde yeller estiğini, daha doğrusu işlevini tam yapamadığını görmüş, çareyi tıp teknolojisinden aramaya koyulmuş… Bu döneminde artık maymundan arta kalan 10 yılı yaşıyormuş… Çeşitli şaklabanlıklarla, eşi gençse ona ayak uydurmaya, değilse torunlarını eğlendirmeye başlamış.. Bu arada zekâsının bir kısmını da yitirmiş ve çoğu kez de bazılarına eğlencelik olmuş…
İşte bir ömür böyle geçmiş…
Kıssadan hisse…
Bu fıkrayı okuyanlar oturup, insanın en büyük sırdaşı olan aynaya bakıp kendi iç dünyaları ile baş başa kalsınlar ve biraz düşünsünler derim…
Düşünürün biri gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse diye boşuna söylememiş!..
Son dönemlerin en parlak Latin Amerikalı sanatçılardan Gabriel Garcia Marquez, Kolombiya Karaib’leri dağlarında Aracataca isimli küçük bir köyde 1927 yılında dünyaya gelmiştir. Yakalandığı lenf kanseri nedeniyle sosyal yaşamdan kendisini çekmiş, dostlarına internet aracılığı ile duygu yüklük bir veda mektubu göndermiştir. Bu mektubunda duygularını kısaca şöyle dile getirmiştir;
“Eğer Tanrı, bir anlık bile olsa, benim bezden bir kukla olduğumu unutarak bana bir yaşam alanı verebilseydi, ondan alabildiğince yararlanırdım. Gözlerimizi kapattığımız her bir dakikada altmış saniye ışık kaybettiğimizin bilincine vararak daha az uyur, daha çok düş kurardım. Diğerleri kımıldamazken daha çok yaşar, onlar uyuklarken ben uyanırdım… Yaşlılara, ölümün yaşlılıkla değil unutmak ve unutulmakla geldiğini öğretirdim.”
erdemyucel2002@hotmail.com
Yorum yazın
Yorumunuzun yanında gösterilir.
Gizli tutulacaktır.
Eğer bir siteniz varsa, buradan link verin.