Rezaletin Böylesi!..

 

Rezaletin böylesi diye yazıya başlamak bence biraz garip, biraz da utanç verici… Düşünüp taşındım; ancak basında gözüme çarpan üç ayrı olayı başka türlü tanımlamak da elimden gelmedi. Başlık biraz ağır kaçtıysa hoşgörünüze sığınırım… Ancak yazacağımı tanımlayacak başka bir sözcük de bulamadım.

 

Sözlüklere göre rezalet; toplumun ahlak duygularını yaralayan, utanç verici, hoş karşılanmayan benzeri olaylara yakıştırılır. Bazı durumlarda rezalet sözcüğünden yola çıkarak, utanç veren, hoşa gitmeyen de denebilir. Beklenmedik anlarda toplumda rezalet ile tanımlayacağımız öyle garip olaylarla karşılaşıyoruz ki, şaşmamak elden gelmiyor. Bundan daha ötesi olamaz diyorsunuz… Sonra bir bakıyoruz ki; yeni bir rezalet eskisini bastırmış!..

 

Bugün konu edineceğim olaydan biri bir valiye diğeri televizyonda program yapan bir sunucu, üçüncüsü de kapalı ve açık kadınların sokaktaki kavgası!.. Biri aklınca toplumu uyarıyor, diğeri toplumun izlediği programda meslektaşını tehdit ediyor, diğeri de birbirlerini Türkiye’den kovuyor!..

 

Bunlar birbirinden garip ve utanç verici olaylar… Rezalet sözcüğü ile bunlar tanımlanmazsa acaba ne tanımlanır?

 

TGRT’nin “Ekonomi Kulisi” programının sunucusu, öncelikle Başbakana yakın olduğunu ima ettikten (!) sonra bir meslektaşını şu sözlerle tehdit ediyor;

 

“ Önümüzdeki günlerde dozajımızı biraz daha arttıracağız. Bir kurum hakkında kötü niyetli yaklaşımlar sergileyen bir bey var. Ağzının ayarını çok bozuyormuşsun sağda solda. Artık yüzün ak mı olur kara mı olur canlı yayında ekrana getireceğim.

 

Hele şu Bakanlar Kurulu kurulsun Başbakan’a hayırlı olsun diyeyim. Ondan sonra aleyhte konuşmak neymiş bu beyefendi ile hesaplaşacağız. Artık çok şey değişti. Neler göreceğiz neler… Ne operasyonlar göreceğiz. Demir parmaklıklar ardında kimlerin olduğunu göreceğiz. Ben buradan söyleyeyim. Arkadaşın da zaten iki çocuğu var babalarından uzun süre uzakta kalmasalar iyi olur.”

 

Tehdit, hem de ne tehdit!..

 

Ne garip ki, bazılarının kendisini kollayacağını sanan ucuz kahramanlar ortaya çıkar ve eline bir de yayın imkânı verilmişse konuşur da konuşur…

 

TGRT yerinde bir kararla, tehdit içeren konuşmanın ardından o programı yayından kaldırmış, sunucusuna ekranı karartmış…

 

Duyarlı bir davranış…

 

Türkiye’nin birçok kesiminde cinselliğin tabu oluşu, müstehcenliğin ne olup, olmadığı da hala tartışılır… Gün geçmez ki, bununla ilgili çirkin örnekler ortaya çıkmasın… Gerçekte müstehcenlik, cinsiyet arada bir de olsa patlak verir,  bir süre sonra da unutulur… Merak ediyorum, müstehcenliğin şöyle doğru dürüst tanımını yapacak bir babayiğit ortaya çıkacak mı diye?

 

Okulların kapandığı, diploma törenlerinin yapıldığı günlerde üzerine hiç vazife değilken, Giresun Valisi, bir genelge yayınlayarak; mezuniyet törenlerinde kız öğrencilerin etek boylarının diz kapağını örtecek şekilde olmasını, kolsuz ve askılı elbise kesinlikle giyilmemesini istemiş… Bununla da kalmayarak ilçe kaymakamlarından da bu yasağın  takipçisi olmalarını istemiş!..

 

İllerde vali devletin temsilcisidir ama ne modacı, ne de İran’da olduğu gibi ahlak polisidir… Milli Eğitim teşkilatı ile veliler çocuklarını nasıl giydirip törene gideceklerini bilirler… Valinin onları uyarması abesten de öte…

 

Bu garip olayın basına yansımasından sonra MEB bu genelgeyle valiyi savunmuş; Milli Eğitim Bakanlığı ile diğer bakanlıklara bağlı okullardaki görevlilerle öğrencilerin kılık kıyafetlerine ilişkin yönetmeliğe dayandırıldığını ileri sürmüş… Onun yanı sıra vali de açıklamasında söz konusu yönetmeliğin 12. maddesi ve (a) bendine göre İl İdaresinin kendisine tanıdığı yetkiyi uyguladığını belirtmiş.

 

Merak edenler için 12. maddeyi sizlerle paylaşmak isterim; “Ortaöğretim Okullarında kız öğrenciler: Okulca seçilen bir renkte vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde yırtmaçsız, kolsuz ve diz kapağını örtecek boyda bir forma giyerler. Bu forma içine, mevsimin özelliklerine göre formayla uyum sağlayacak şekilde kapalı yakalı, uzun veya yarım kollu bluz veya kazak giyerler. Okul içinde baş açık, saçlar temiz ve düzgün taranmış olup uzun olması halinde örülür veya arkaya toplanarak bağlanır. Makyaj yapılmaz, kaşlar alınmaz, tırnak uzatılmaz ve cilalanmaz, yüzük, küpe, kolye ve iğne ve bilezik gibi süs ve ziynet eşyası takılmaz.”

 

Ne var ki, 12. madde öğrenim sırasındaki durumu açıklıyor. Ancak söz konusu mezuniyet törenidir. Bu maddede mezuniyet törenlerinde öğrencilerin nasıl giyinileceği konusunda bir açıklama bulunmuyor. Valinin yaptığı yönetmeliğe dayanmayıp, kendi düşüncesine göre bir yorumdan öteye gidemiyor…

 

Seçim sonuçlarının ilan edilmesinden sonra İstanbul Kadıköy’de biri türbanlı, diğeri kara çarşaflı iki kadın ile kapalı giyinmemiş(!) ana kızın kavgası yazılı ve internet basınında yer aldı. Birbirlerine önce omuz attıktan sonra kara çarşaflı ve türbanlı olanı normal giyimli ana kızın yanına gelerek;

 

“Şu anasının giydiğine bak. Bir de kızının kıyafetine bak. Siz bu kıyafetle defolun gidin ABD’de yaşayın. Yüzde 50 oy aldık…”  Diğerleri de onlara Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız bir yere gitmeyiz. Gidecekseniz siz gidin… Olayı izleyenlerden bazıları da İran’a, İran’a diye bağırmaya başlamışlar…

 

Başbakan seçim sonrası balkon konuşmasında vatandaşların yaşam tarzını inanç ve yaşam değerlerini onurumuz, şerefimiz olarak göreceğimizden kimsenin şüphesi olmasın demişti.

 

Nerden nereye… Bu arada müstehcenlik sözü bana bir garip fıkrayı anımsattı. 

 

Adamın biri ressamın birinden bir tablo yapması istemiş... Resmin konusu John Küba’da imiş!.. Ressam bir süre sonra tabloyu yaparak teslim etmeye gitmiş… Tabloyu ısmarlayan, gördüğü resim karşısında hem kızmış, hem de hayrete düşmüş…

 

-Bu ne? Ben senden John Küba’da diye resim ısmarlamıştım. Sen ise bir yatakta sevişen iki kişinin resmini yapmışsın. Peki, buradaki kadın kim?

 

-John’un karısı!..

 

-Peki, bu adam kim?

 

-John’un uşağı…

 

-O zaman John nerede?

 

-John Küba’da!..

 

Ne denir; müstehcenlikte yorum farkı…

 

 

erdem@hport.com.tr

Yayın Tarihi: 2012-03-01 00:43:05