RTÜK, Bihter ile Behlül Aşkına Taktı!..

 

Televizyonlarımız yerli yapım dizilerden geçilmiyor. Hemen hepsinin konuları üç aşağı beş yukarı birbirinin eşi… Aralarında vurdulu kırdılı, cinayetlere kavgalara dövüşlere, cinayetlere de yer veriliyor. İnsanları adeta evlerine hapseden, sosyal yaşamlarından uzaklaştıran dizilerde ikili üçlü aşklar, doğan gayrimeşru çocuklar geniş yer tutuyor. Meşru veya gayrimeşru çocuk dünyaya getirmeye ne kadar meraklı bir toplum olmuşuz!.. Şaşmamak elden gelmiyor. Kuşkusuz, magazinin yanı sıra en ciddi basın bile bunlara geniş yer veriyor, öncelikle okunan sayfalarını onlara ayırıyor.

Televizyon ekranlarına insanlarımızı esir eden dizilerden birisi de Halit Ziya Uşaklıgil’in (1866–1945) ölümsüz eseri olarak tanıtılan, Aşk-ı Memnu dizisi… Halit Ziya’nın edebiyat yönünden 1900’de yazdığı önemli eseri ile bugün ekranlarda olan dizinin ismi dışında benzerliğini bulabilmek biraz güç…  Her ikisi arasındaki ortak özellik; Halit Ziya’nın eseri olması… Yapımcı tanıtımın başına “Halit Ziya’nın ölmez eseri” yazacağına, Halit Ziya’dan yola çıkılarak günümüze uyarlanmış, değiştirilmiş deseydi daha doğru olmaz mıydı?

Türk edebiyatının kilometre taşlarından Halit Ziya Uşaklıgil yaşamış olsaydı, eserinin böylesine değiştirilmesine, olur olmaz uzatmalarla orijinalliğinden uzaklaştırılmasına izin vermezdi diye düşünüyorum. Çoğu insanın inandığı öte (!) dünya eğer varsa, dizinin her bölümü yayınlandıkça mutlak orada adeta sinir küpü oluyor, herkesin kullandığı deyim ile mezarında ters dönüyordur. Yunan mitolojisindeki Zeus gibi gücü olsaydı mutlak yıldırımlarını eserini bu hale sokanlara yöneltirdi!..

RTÜK de bu diziye takmış durumda… Dizi kahramanlarından Bihter ile Behlül’ün sımsıcak aşk sahnesi namusuna dokunmuş olacak ki, diziyi yayınlayan kanala önce uyarı vermişti. Bunun üzerine ateşli aşk sahneleri kesilmiş veya kısa tutulmuştur. Son olarak Bihter ile Behlül’ün piyano odasındaki ilişkileri yine kısaltılmıştı. Birlikteliğin ertesi sabahı Bihter akşamın sarhoşluğu içerisinde köpük banyosu yaparken, Behlül de yorgunluktan yatağından kalkamıyordu!.. Bu sahneden sonra nereden nereye aklıma Türk Tiyatrosunun ünlü aktörü Nejat Uygur’un meşhur sözü geldi; Anlayan anladı…

RTÜK anlaşılan bu diziyi gözlem altına almış olacak ki, bu kez de iki üyenin karşı koymasına rağmen yeni bir uyarı vermiş… Gerekçe olarak da Bihter’in kocasını; Behlül’ün de hem amcasını hem de yeni nişanlısı veya sözlüsünü aldatmasını göstermiş… İhanetin toplum tarafından onaylanır hale geldiğini, bu durumun toplumu zedeleyeceğini öne sürmüş…

Yazılı, görsel ve internet basınında her gün okumaktan bıktığımız, babasının, amcasının, kardeşinin taciz ettiği küçük kızlar, onlardan hamile kalanların, namus diye diri diri toprağa gömülen kızın dramının kaynağı Aşk-ı Memnu dizisi mi?

En ciddi basınımızın sayfalarında bile ballandırıla ballandıra yasak aşk ilişkileri mutlu beraberlikler, yeni aşklara açılan yelkenler diye okuyuculara servis edilmiyor mu?

Aşk-ı Memnu, orijinalinden uzaklaşmış olmasına rağmen yine de ihanete olumlu baktığı söylenemez. Aslında bu dizide bir takım mesajlar da iletilmektedir. Karakterleri yansıtan oyuncuların hepsi rollerini hakkıyla vermektedir.

RTÜK’e ihanet ters gelmiş olabilir ancak dinin, hurafelerin ağır bastığı, eğitimsiz çoğu insanın kafalarının bulandırıldığı, adı din âlimine çıkmış bazı insanların ekranlardaki abuk sabuk konuşmalarından neden rahatsız olmuyor?

Televizyon dizilerinde ve yabancı filmlerin gösterimindeki içki bardaklarını ve sigarayı maskeleyen buğulandırmalardaki soytarılığı hiç mi görmüyor? Adamın ne içtiğini anlayan anlıyor da yükselen sigara dumanına ne demeli?

RTÜK Başkanı bir konuşmasında İstanbul Etiler semtinde oturanları ahlaki yönden aşağılayınca orada yaşayanlar tarafından kendisine dava açılmış. Bakalım bunun sonucu ne olacak?

RTÜK bu kadar ince dokuyup sık dokuyor,  öküzün altında buzağı arıyor, kendilerine bazı konularda yardımcı olmak isterim. Dizilerde kullanılan kimi sözcükler başka anlamlara da çekilebilirler. Hiç olmazsa bunları önleyebilseler… Örneğin deniz ve fener sözcükleri insanın aklına deniz feneri davasını getirebilir. Eski başkanları da bu konuda yargıda değil mi?

Eskiden çekilmiş tarihi filmlerin bazılarında Türk mitolojisinde geçen Ergenekon Destanı var… O sözcüğün geçtiği filmlerden onu çıkarsalar… Ola ki bazıları bugünkü davaya mı atıf yapılıyor diyebilirler.

Bizim sözcük kısaltma gibi bir de kötü huyumuz var.  Dizilerde fetoş, metoş geçerse onu da sansür ediverseler. Ne gereği var ki… Sonra bazıları hiç yoktan alınıverir…

“Halime’yi samanlıkta bastılar”, “Eniştem bana hişt dedi”, “Seninle bir gece”, He he he “arabada beş evde on beş”, “Bas bas paraları Leyla”, “ İndim derelere bilmem nerelerine”,  “Hani benim elli dirhem pastırmam, Konyalıdan başkasına bastırmam”, “Entarisi ala benziyor, şeftalisi bala benziyor”, “ Dam üstünde un eler, tombul tombul memeler”,  “Samanlıkta kaldıramadım samanı Zühtü”, “ O çin çini çin çini öpem ağzın içini” gibi türkü ve şarkıların da televizyonlarda, radyolarda okunması engellenmeli!.. Maazallah onlar da bakarsınız, örfümüzü ayaklar altına alır, ahlakımız  bozuluverir!...

Yalnız bir noktayı da unutmayalım. Toplumlarda, her koşullarda, yaşamın gerçeklerinden olan aşkın önüne geçmek de mümkün değildir. Kuşkusuz, aşkı yaşamamış zavallılar bunu anlayamazlar… Ünlü Antik Çağ filozoflarından Aristoteles, “Aşkın gözü kördür” demiştir. Bunu da duygudan yoksul olanlar pek anlayamazlar… Anatole France’nin dediği gibi “Aşk insanları perişan edebilir ama aşk olmasaydı dünyadaki hiçbir güzellik yaratılamazdı.” Bu söz de onların kulağına küpe olsun…

Her şey bir yana bir film veya dizi izlemek de bir kültür işidir. Başka bir deyişle izan işidir…

erdemyucel2002@hotmail.com

 

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:45:48