Sanatçı Kahvaltısından Yola Çıktım!...

Geçtiğimiz haftanın en önemli kültürel olaylarının (!) başında Başbakan’ın Dolmabahçe’deki Çalışma Ofisinde kahvaltıya davet ettiği sanatçılara (!) yaptığı, duygu yüklü, şark sözlü ve şiir deyişleri içerisindeki konuşması geliyordu. Toplantının amacı da Kürt açılımını veya demokratik açılımda onların desteğini sağlamak olduğunu sanıyorum. Böyle düşünmemizin nedeni de orada söylenen sözlerdi;

Hor görme garibi, kim bilir ne derdi vardır…

Hepimiz kardeşiz, bu öfke ne diyor?

Hadi yüreğim ha gayret…

Hadi Anadolu, yol kardeşlik yolu…

Sev bütün insanları, unut gitsin geçmişte olanları

Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni…

Nasıl da mecburmuşuz sabretmeye, sevmeye…

İkilik kinini içimden atıp, özde ben bir olmaya geldim…

Başbakan’ın davetinde popçudan, arabeskçiye, sanat müziği yorumcularına kadar şarkıcılar, türkücüler, oyuncular vardı… Ne tuhaf bizde adet olmuş; iki üç şarkı söyleyen, göbek atan, nota bilmeden yorum yaptığını sananlar, dizilerde oynayanlar kendilerini sanatçı sanılar… Ne garip ki toplum da onları öyle benimser, sanatçı sanır... Oysa gerçek sanatçı güzel sanatların herhangi bir dalında eser veren kişidir. Güzel sanatların dallarından sinema, opera, tiyatroda oynayan, belirli bir eğitim almış, müziğin yorumunu yapanlar, eser besteleyenlerdir. Türkiye’nin bu konuda yetişmiş pek çok Klasik Batı Müziği, Klasik Türk Sanat Müziği ve opera sanatçılarımız var... Devletin sanatçıları olan sanatının zirvesinde yaş haddinden emekli olanlar şimdi ne yapıyorlar? Aranıyorlar mı, soruluyorlar mı?  Örneğin dünya operasına isimlerini altın harflerle yazdırmış, Mete Uğur, Atilla Manizade’yi acaba anımsayan kaç kişi var?

Nedense dünya çapındaki gerçek sanatçılarımızın isimlerini pek azımız biliyor… Şarkıcı, türkücü, popçu deyince onların isimlerini bilmeyen yoktur… Ünlü ressamlarımız, mimarlarımız, kazılarda yepyeni bilgileri ortaya çıkaran arkeologlarımız, yontucularımız neredeler?

Başbakan’ın davetine gerçek sanatçılarımız davet edilmemişti… İçlerinde birkaç sanatçı vardı ama sayıları diğerlerine göre çok azdı… Bazıları mazeretlerinden ötürü davete katılmamış, bazıları da Tekel işçilerine destek için Ankara’da işçilerin yanındaydılar.

Sanatçılarla (!) yapılan toplantıdan sonra Başbakan TOKİ açılışında bulunmuş ve sabahki sakin görünümünden eser kalmamış, muhalefete bir kez daha yüklenmişti… Demek ki, istediği zaman sakin istediği zaman hiddetli olabiliyordu.

Bizde siyaset  böyle oluyor!...

Aynı sıralarda Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı, “Dizilerdeki erotik sahnelerden irrite oluyorum. Hayat cinsellik değil. Sergilenen cinsellik çocukları cinsellikle çok erken tanıştırıyor” diyordu. Türkiye’deki bazıları basına yansıyan aile içi ensest ilişkiler, aile bireylerinden hamile kalan kızlar, gizlice düşürülen çocuklar, töre cinayetleri, dedesi ve babası tarafından diri diri gömüldüğü iddia edilen kız, Zonguldak’ta sapık babanın altı yaşından beri tacizine uğrayan kız, intiharlarının nedenleri bazı dizilerdeki erotizmden mi kaynaklanıyor? Toplumun değerleri diye töremize ne kadar bağlı olduğumuzu göstermek yerine Anadolu’nun birçok yerindeki töre cinayetleri, kaçırılan ve bulunmayan çocuklarla ilgili çalışmalar yaparak, sonuca, cinsel yasaklamalarla mı gidilir? Bazı bölgelerde bütün aile bireylerinin bir odada yaşadığından, oradaki çocuklar cinselliği dizilerden mi, yoksa gizlice gördüklerinden mi kaynaklanıyor?

Okullarda cinsel eğitimin verilip verilmemesi ise hala tartışma konusu…

Gerçek çözümü yapabilmek biraz zor olduğundan vur abalıya örneği; suçlu televizyon dizileri… Sigara, içki yasağı mı yabancı yapım filmlerde onları buğulandırırsın olur biter… Oh ne âlâ akılsızca çözüm… Yerli dizilerde de alkollü içki yerine cola, meyve suyu içersin; sorun da böylece çözülür…

Ne kadar kolay değil mi?

Reklâmlar arasında izleyenleri bıktıran televizyon dizilerinin bir de reyting sorunu var. Reyting ölçümünü nasıl yaparlar o da apayrı bir konu… Toplum öyle objektif yorumlu tarihi dizilere nedense bilgilenmek istemediğinden pek rağbet etmek istemiyor. Daha çok yasak aşkların filizlendiği, bol bol gayrimeşru çocukların öne sürüldüğü dizilerin reytingleri bayağı yüksekmiş… Bu konuda yapımcılar da biraz zorda olmalı, oyuncuların ücretlerini ödemekte zorlandıklarından olacak dizileri çekemeyip “Bu Kalp Seni Unutur mu ?”, “Hanımın Çiftliği” gibi dizilerde çekim ertelenip tekrarlar veriliyor.  Önceki yıllarda “Evlada Rumeli”,  “ Kurşun Yarası”, “Kırık Kanatlar”  gibi yakın tarihimize ışık tutanlar ise garip bir şekilde sonlandırılmıştı.

Bu halk nasıl olsa yutar diye…

erdemyucel2002@hotmail.com

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:45:07