Seçmen Sessiz!..

 

Seçime sayılı günler kalmış olmasına rağmen, seçmenlerde geçmiş yıllarda görmeye alışık olduğumuz eski coşkunluklardan eser yok… Mitinglerde liderler birbirlerine verip veriştiriyorlar… Oysa insanlar liderlerin kavgaları yerine,  plan ve projeleri görmek istiyor…

 

Ne gezer!..

 

Bir kavgadır sürüp gidiyor; MHP’nin barajın altına düşürülmesi için her yol deneniyor… Kaset skandalları akılları karıştırıyor… MHP’nin baraj altında kalmasından, CHP az da olsa yararlanabilir; ancak böylesi bir durumda AKP’nin çok daha kârlı çıkacağı da açıktır. MHP’ye verilen oyların bir kısmı AKP’ye gideceği ve daha fazla milletvekili çıkaracağı da bilinen gerçeklerdendir. Diğer taraftan CHP, kendisine yapılan sözlü saldırılara yanıt verirken, fırsat buldukça yapacağı işleri, planları, projelerini ortaya koyuyor…

 

CHP iktidar olursa söylenenleri yapabilir mi diye düşünen seçmenler var. Ben kendi adıma yapacaklarına inanıyorum; Kılıçdaroğlu tepeden inme politikaya gelmiş bir kişi değil… Uzun süren başarılı bir bürokratlık dönemi geçirmiş, kısacası hesap kitap adamı olduğu açık…

 

Bu arada ortalarda anketler dolaşıyor… Kuşkusuz, anketleri yapan kuruluşlar bundan büyük para götürüyor… Onların işleri tıkırında; elde ettikleri sonuçlar liderleri yanıltır mı, yanıltmaz mı bilemeyiz. Ancak yıllardır anketler yapılır, ne benim ne de çevremdekilere bu konuda bir soru sorulduğuna da rastlamadım.  O halde bu anketler nerelerde yapılıyor, kimlere soruluyor?

 

O da biraz meçhul…

 

Televizyonlarda, liderlerin meydanlardaki konuşmalarını izliyorum, miting alanlarının hepsi  dopdolu!.. Bunlar oya dönüşür mü? O da çok bilinmeyenli denklemler gibi… Meydanları dolduranlar o ilin o ilçenin insanları mı, yoksa sebeplendirilmiş, bindirilmiş kıtalar mı?

 

Meydanlara dolduranların oyları kime gider?

 

Geçmişte, henüz ortaokul öğrencisi olduğum yıllarda kendim şahit olmuştum. Sonraki yıllarda da o günleri kitap ve köşe yazılarından okumuş ve bilinçli düşünmüştüm. 1950 seçimi öncesinde Taksim Meydanı’nda CHP’nin mitingi vardı. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Dr. Fahrettin Gökay ile birlikte gelmiş, Taksim’i dolduranlara seslenmişti. O sırada Fahrettin Kerim, İsmet İnönü’ye “Paşam, işte İstanbul” demişti. Oysa seçim sonrasında bütün Türkiye’de olduğu gibi Demokrat Parti ezici bir çoğunlukla iktidar olmuştu.

 

Gökay’ın, “İşte İstanbul” sözü de havada kalmıştı…

 

Aradan yıllar geçti, koşullar değişti, Fahrettin Kerim ile yakınlık kurmuş, bu olayı kendisine sormuş ve şu yanıtı almıştım; “aynen doğru, seçimin sonucuna ben de şaşırmıştım”…

 

Bu olay siyasi tarihimizin bir mihenk taşıdır.

 

Seçmenin ne yapacağı hiç ama hiç belli olmaz…

 

Günümüze bakıyorum; parti bayraklarıyla süslü caddelerden bağıra bağıra, biraz da gürültü kirliliği yaratan araçlar geçiyor… Çoğu insan başını çevirip bakmıyor!..

 

Ne garip, bu seçim Türkiye’nin ne olacağını gösterecek kader seçimi.

 

Ya Herruu!.. Ya Merruu!..

 

Seçmen ne kadar ilgili ne kadar ilgisiz onu da tam kestiremiyorum… Seçmen sessiz!..

 

Bu sessizlik neyin işareti; seçmen ya önceden kararını vermiş ya da olup biteni umursamıyor. Seçmenin üzerine ölü toprağı serpildiğini ise hiç sanmıyorum… Belki de ne yapacaklarını biliyorlar, gerisi laf-ı güzaf! diyorlar!..

 

Kuşkusuz bu arada kendilerini entel sanan danteller de yok değil…

 

Geçenlerde yakından tanıdığım biriyle konuşuyorum. Eşi ve kendisi iyi eğitim almış, iyi görevlerde bulunmuşlar, güneydeki evlerine bu ayın sonunda tatile gidecekler… İkisi de emekli olduğundan izinle mizinle (!) ilgileri yok… Yanılıp, on gün sonra gitseniz de seçimde oyunuzu kullansanız diyecek oldum.  Boş ver dediler, “biz Cihangir’de oturuyoruz, nasıl olsa Kasımpaşa’dan gelecek oylar bizi silip süpürür... Biz tatilimize bakarız”…

 

Oysa bu çift ile yıllar yılı siyaset üzerine laflar etmiş, ilk oyumuzu Türkiye İşçi Partisine vermiştik. O günlerde Çetin Altan’ın emperyalizme karşı, sol içerikli yazılarının bunda büyük payı olmuştu. Nereden bilebilirdik ki, yıllar sonra Onun da bizlere yol gösteren doğrularından uzaklaşıp sade suya tirit, suya sabuna dokunmayan yazılarıyla gününü gün edeceğini…

 

Entel geçinen, çakma entellerin çoğu günlük gazeteleri, köşe yazarlarını okurlar, ciddi açık oturumları izlerler… Konuştuklarında ata ata mangalda kül bırakmazlar… Sıra seçime gelince tatile birkaç gün erken gitmek, onlar için memleketin kaderinden çok daha önemli… Sakın garip demeyin garipten de öte…

 

Kısacası entellerden bir örnek…

 

Bir başka tanıdığım ilkokul mezunu bir hanım… O da tatilde ama oyunu kullanabilmek için iki günlüğüne İstanbul’a gelecek ve dönecek… Bir diğer mühendis arkadaşım Bodrum’da tatilde, bir günlüğüne gelmek için uçak biletini bile ayırtmış…

 

Birisi anlattı, çok güldüm; liseyi bu yıl bitirecek bir kıza mürit babası baskı yapıyormuş…Allahın Partisine oy ver diye!...

 

Allah Allah; Allahın Partisi de neymiş? Meğer Saadet Partisiymiş!.. Babanın bütün baskına rağmen, kız sonunda patlamış; “sana ne benim oyum CHP’ye” demiş…

 

Eğer yaşamış olsalardı Nazım Hikmet  “Memleketimden İnsan Manzaraları” kitabını yeni baştan yazar mıydı?

 

Aziz Nesin’in erken öldüğüne yanmamak da elde değil…

 

İşte bu ortamda Türkiye kader seçimine gidiyor…

 

Bütün bunlara rağmen seçmen sessiz…

 

12 Haziran akşamı takke düşecek, hep beraber takkenin altından neyin çıkacağını göreceğiz…

 

 

erdemyucel2002@hotmail.com

Yayın Tarihi: 2011-05-23 10:39:28