Tarihin Kahvehanesi!
Tarih, insanlığın ve toplumların geçmişini öğreten, olayları bir zincirin halkaları gibi ortaya koyan bir bilim dalı olduğu kadar geleceği de şekillendirir. Geçmişteki olayları, olguları anlatan, tarihçilerin yorumlarını içeren eserlere de tarih kitapları denilir. Tarihi Çağlarda uzun süre edebiyatın bir kolu sayılmış, XVI. yüzyıldan sonra hümanizmin etkisiyle yöntemli, eleştirici bir bilime dönüşmüştür.
Türkiye’de halkın çoğunun dünya ve kendi tarihimizi yeterince bildiğini söylemek biraz zordur… Bu yüzden de toplumun önde gelen kişilerinin, zaman zaman bilgisizliğin girdabına düşerek yanlışlıklar yaptığını görüyoruz. Bazen gülüp geçiyor, bazen de üzülüyoruz!..
Bununla beraber gelişen çeşitli olaylar ve televizyon dizileri, sinema gibi gösteri sanatlarının yardımıyla toplumda tarihe karşı ilgi uyanmasını görmek de sevindiricidir. Okullarda okutulan tarih derslerinin yeterli olduğu savunulamaz. Çoğunlukla bizde, tarih ders kitapları siyasetin zorunlu kıldığı kalıpların veya kişisel kaprislerin dışına pek çıkamaz… Düşünmeye, yoruma kapalı sistematik bilgilerin yetersizliği açıktır. Özellikle1950’li yıllardan sonra peş peşe yayınlanmaya başlayan tarih dergileri, tarihe karşı toplumda merak uyandırmış, onların verdiği popüler yazılar bile insanların bilgi dağarcığına katkıda bulunmuştur. Günümüzde de süreli bazı tarih dergileri yayınlanmaktadır. Televizyonlarda tarihi konuları işleyen diziler ne yazık ki, aşklı meşkli, vurdulu kırdılı olanların gerisinde kalmaktadır. Bazıları da yeterince ilan alamayınca yayından kaldırılmakta veya uydurma bir finalle sonlandırılmaktadır. Örneğin Türkan, Hatırla Sevgili, Bu Kalp Seni Unutur mu, Kırık Kanatlar, Elveda Rumeli bunlara verilecek yalnızca birkaç örnektir…
Günümüzde yayınını sürdüren Muhteşem Yüzyıl dizisi başlangıçta, sarayda içki içildi, hünkâr kadınlarla sevişiyor, padişahın özel hayatına girildi gibi saçma sapan gerekçelerle tepki ile karşılaşmışsa da sonradan alışılmış ve toplumda Kanuni Sultan Süleyman dönemine ilgi uyanmıştır. Kanuni Sultan Süleyman dönemi ile Topkapı Sarayı Haremini içeren kitaplar anında yayınlanmış ve toplum o dönemle ilgili bilgilenmiştir.
Kısacası, yazılmaktan çekinilen (!) tarihi bazı gerçekleri bu dizi gözler önüne sermiştir. Örneğin Osmanlı ekonomisinin fütuhata dayalı oluşu, küçük yaşlarda ailelerinden kaçırılan, koparılan kızların çoğunlukla padişaha sunulmak üzere hareme götürülmesi, orada çile çeken cariyeler, harem ağalarının acı yazgılarını, insanların yaşamının, yönetenlerin iki dudağı arasında oluşunu, sultanların Bizans’a rahmet okutan entrikaları bunların başında geliyor… Dizinin ilerleyen bölümlerinde Pargalı denilen, tarihte Mahbul ve Maktul İbrahim Paşa’nın siyaseti, yaşamı, babasının çok sevdiği Şehzade Mustafa ile annesi Mahidevran Sultan’ın yazgılarını bu dizi sayesinde pek çok kişi öğrenecektir.
Yazıma, tarihi yeterince bilmeyen bir toplumuz diye başlamıştım. Bazen siyasilerin veya danışmanlarının tarih bilgileri yetersiz kalınca ortaya beklenmedik yanlışlar çıkıyor… Okuyucularımdan biri; Dr. Mustafa Çalık’ın konumuza örnek olabilecek ilginç bir yazısını gönderme lütfunda bulunmuş:“Çorum’da konuşan bir siyasi ‘Millet olarak Çorum'la, Çorum'un yiğitliğiyle, mertliğiyle, gözü pekliğiyle her zaman gurur duyduk, nasıl ki Çorum bu topraklardan yetişmiş Akşemsettin hazretleriyle, Ebusuud Efendi'yle, Koyunbaba'yla, İskilipli Atıf Hoca'yla gurur duyuyorsa, bizler de gurur duyuyoruz’ demiş…”
Okuyucum beraberinde ilginç bir de açıklamada bulunmuş;
“Bu sözler hiç kimse tarafından gündeme getirilmedi, eleştiri konusu yapılmadı. Peki, kim bu Ebussuud Efendi, kim bu İskilipli Atıf Hoca? Çorumlular neden bu hemşerileri ile gurur duysunlar ki? Çorum başka adam mı çıkaramamış yüzyıllardır?
Ebussuud Efendi'yi kısaca tanıtayım. Yavuz Sultan Selim'in Şeyhülislam'ı… Alevilerin, canları, malları, namusları size helaldir diye fetva veren… Ona sorarlar, elimize geçirdiğimiz alevi kadınlarını ne yapalım diye? Verdiği cevap; belinize kuvvetmiş!.. Ayrıca müzik Şeytan işidir diye fetva verip "kopuz" çalmayı yasaklattığı söylenir. Doğrusunu isterseniz bu söz ne derece doğrudur; bilemem…
İşte bu adamla Çorumlular gurur duymalıymış!..
Peki; İskilipli Atıf Hoca kimdir?
İstiklal Savaşında Mustafa Kemal için “isyankârdır, katli vaciptir, Yunan askerleri, padişahımız efendimizin daveti üzerine gelmişlerdir, onlara saygılı olalım” diye yazılar yazan kişidir!.. Türk askerlerine yazdığı mesajlarda, cepheden çekilmelerini istemiş… Padişahımın emirlerine karşı gelmeyin… Mustafa Kemal'e karşı gelin mealindeki yazıları Yunan uçakları tarafından cephedeki mevzilere atılmış… Böylece İstiklal Savaşına katılan askerlerin dağılması amaçlanmış... Zaferden sonra İstiklal Mahkemelerinde yargılanmış ve asılmıştır.”
İskilipli Atıf Hoca ile Çorumlular gurur mu duymalı?
Geçtiğimiz günlerde Topkapı Sarayında bir taht kavgası(!) yaşandı... Müze Müdürünün Sultan III. Selime ait bir tahtı lojmanına taşıttığı ile ilgili bir haber basına birileri tarafından servis edilmişti… Basınımız, çoğu kez yaptığı gibi araştırmadan bu olaya balıklama dalmış, bir anda deneyimli bir müze müdürü töhmet altında bırakılmıştır. Oysa taht denilen kanepe XIX. yüzyıla aitti, sonraki yıllarda döşemesi yenilenmiş, envanter kayıtlarında da Sultan III. Selim’e aidiyetini belirten bir kayıt bulunmadığı gibi nereden saraya geldiği de belli değildi. Bu koltuk, müze müdürünün lojmanına değil, lojman ile müşterek kapısı olan mekâna konulmak istenmişti... Bu haberin basında yer alması üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı konunun tahkikatını yaptırmıştır; Tahkikat sonucunun ne olduğunu henüz bilmiyoruz…
Televizyonların bazılarında tarihi sohbetlere, belgesellere yer verilir. Sanırım bunlar arasında en popüler olanı Habertürk’ün “Tarihin Ara Odası”dır… Artık ben bu programı izlemiyorum. Tarihin Arka Odasında tarihi olaylar, belgelerlerle ortaya konulacağı yerde, bilimsel yönden tartışılmaktan çok kahvehane sohbetlerine benzedi!.. Programa izleyiciler tarafından gönderilen e-postalar beğenilmezse, sunucu tarafından hakarete varan sözlerle aşağılanıyor… Laf olsun torba dolsun örneği saatlerce geyik muhabbetleri yapılıyor. O akşam, Topkapı Sarayı taht olayını gündeme taşıyacaklar mı diye merak ettiğimden programı çoğu müzeci gibi ben de izlemek istedim. Televizyonu açmaz olaydım; anlamsız konuşmalardan sinir küpüne döndüm. Sunucu ile Topkapı Sarayı Müze Başkanı İlber Ortaylı kahvehane muhabbetini aratmayacak konuşmalara başladılar… Sunucu, Ortaylı’ya “Saraydan taht kaçırma operasını biliyor musun” diye sordu… Ardından kâh kâh kih kih…
Programa he nasılsa yanılıp katılan, romancı Ayşe Kulin, geldiğine pişman olmuştur. Kendisine söz hakkı verilmedi, sonunda “beni konuşturmayacaktınız da niye çağırdığınız, taht muhabbetinden sıkıldım” diye patladı… Kahvehane konuşmaları arasında Nobelli yazar Orhan Pamuk’u bile üstü kapalı aşağıladılar.
Ne garip ki, Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, birlikte çalışmak zorunda kaldığı Müze Müdüründen yana bir tek söz söylemedi. Haber olan mobilyanın XIX. yüzyıla ait bir taht ve Sultan III. Selim ile ilgisi olmadığını açıklamadı… Oysa Müzenin Başkanı olduğuna göre envanter kayıtlarına bakabilirdi. Anlaşıldı ki, Sayın Ortaylı, müze müdürünün okkanın altına gitmesinden yana… Bu da gösteriyor ki, birkaç müzede yersiz biçimde uygulanan Müze Başkanlığı’nın Müze Müdürü ile çekişmeye yol açtığıdır. Kültür ve Turizm Bakanlığı hiçbir işe yaramayan, örneği diğer ülkelerde görülmeyen başkanlık sistemini kaldırmalıdır.
Tarih konusunda izleyiciler bilgilendirilmeyecekse; kahvehane ağzıyla yapılan bu programlar her hafta neden devam ediyor. Bu programı izleyen televizyon sahibi veya yönetimi yok mu?
Tarih sohbeti böyle olursa, toplum neden tarih bilgisinden yoksun diye kimse yakınmasın… Bizde böyle başa böyle traş derler…
Tarihi topluma sevdirmeye çalışan eski tarihçilerimizden Ahmet Refik’in, Reşat Ekrem Koçu’nun, Cemal Kutay’ın, Niyazi Ahmet Banoğlu’nun, Tahsin Öz’ün, Ziya Erkins’in, Haluk Şehsuvaroğlu’nun kemikleri sızlıyordur… Meydan kimlere kaldı diye…
erdemyucel2002@hotmail.com
Yayın Tarihi: 2011-06-09 16:08:06