Türkiye’nin gerçek dostu kaldı mı?

 

Türkiye, PKK ile içeride mücadele ederken şehit haberlerinin ardı arkası kesilmiyor. K.Irak’ta kendi özgür irademizle kara harekâtı yapıp yamayacağımız tartışılırken, komşumuz İran kimseye danışmadan PKK’nın uzantısı PJAK’a karşı operasyonunu iki ayda sonuçlandırmış. Sınırına yakın bölgedeki teröristleri temizleyerek kamplarına bayrağını asmış… Bizde ise içi boş Kürt açılımından sonra devletin en yetkili ağızları “İyi şeyler olacak” demişti!.. Yurt içerisinde terör olayları artık iyiden iyiye çığırından çıkmaya başladı. Ankara’nın göbeğine kadar sızan, Kızılay’ın en kalabalık yerinde, başbakanlığa birkaç yüz metre uzaklıkta bomba patlatılmış… Bodrum’da PKK bombacısı yakalanmış…

 

Gelişen bu olaylar terör mü, yoksa savaş mı?

 

Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinin bozulması, Filistin’den, Hamas’tan yana tavır konulması, Mavi Marmara olayındaki sürtüşmeler sürerken, önümüzdeki günlerde başımızın daha çok ağrıyacağını gelişen olaylar gösteriyor. İki ülke arasındaki askeri yardımlaşmaların kesintiye uğramasıyla birlikte İsrail’in PKK’ya yardım yapıp yapmayacağı da meçhul… Kısa bir süre öncesi İsrail’in en yetkili ağızları “PKK’ya yardım yapacaklarını” söylemişti.

 

Akdeniz’de sıcak günler daha doğrusu saatler yaşanıyor. Güney Kıbrıs Rum Kesimi Türkiye-İsrail gerginliğinden yararlanarak sesini yükseltmeye başladı. Doğu Akdeniz’de, uluslararası hakkımız diyerek, Amerikan Noble Energy Şirketiyle anlaşarak doğal gaz ve petrol araştırmalarına yönelik sondaj makinelerini yerleştirdiler ve çalışmaları başlattılar. Böyle olunca da Akdeniz’de yeni bir gerginlik ortaya çıktı. Buna karşılık birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon, her iki tarafa da sorunu barışçı yollardan çözme çağrısı yapmakla yetindi.

 

Kıbrıs Rum Kesimi’nin Doğu Akdeniz’de Türkiye ve diğer Avrupa ülkeleri gibi Arapların da tanımamakta ısrar ettiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin karşı koymasına rağmen, bölgede doğal gaz aramaları gerginliği her geçen gün biraz daha tırmandırıyor. Rum radyosunun açıklamasına göre araştırmayı yapan şirketin platformu üzerinde İsrail’in insansız uçaklarının görüntü altığı, İsrail donanmasına ait bazı gemilerin bölgede görüldüğü belirtiliyor. Bu durum İsrail’in nöbetçilik veya koruma görevi üstlendiğini de gösteriyor. Ayrıca Norveç bandıralı bir sismik gemsinin de Rum kesimine yaklaştığı basından öğreniliyor.  Başbakan’ın Türk Silahlı Kuvvetlerinin havadan ve denizden takipte olduğunu söylemesi Akdeniz’de suların ısınacağının işaretleridir. Rumların doğalgaz aradığı bölge yakınında deniz kuvvetlerine ait gemilerin bulunduğunu basından öğreniyoruz. Türk ve İsrail savaş uçaklarının ise radarlarda birbirlerini gördükleri basında yer alan haberler arasında…

 

Ne sonuç vereceği belli olmayan bu olaylar gelişirken Enerji Bakanı Taner Yıldız, Türkiye’nin de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile anlaşma imzalayarak karşı bir sondaj çalışmaları başlatacağını öğreniyoruz. Ayrıca Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında Kara Sularını sınırlandırma Anlaşması New York’ta imzalamış… Bu da Türkiye’nin ada çevresinde doğalgaz ve petrol arayacağının işaretidir.

 

Doğu Akdeniz’de Türkiye-İsrail krizinin ardından gelişen bu olaylar sonrasında yanıtsız kalan bazı sorular var:

 

Kıbrıs Rumları hangi yasal gerekçelere dayanarak karasularının çok uzağında kalan bölgede doğal gaz arayabilir?

 

Bu konuda hangi yabancı devletler Kıbrıs Rum Kesimiyle anlaşmalar imzalamıştır?

 

Aramanın tam yapılacağı yer neresidir?

 

Gelişen bu olaylara karşı Türkiye ne yapabilir?

 

Türkiye’nin savaş gemilerini bölgeye göndererek ben buradayım haa (!) demesi işe yarar mı?

 

Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması için yıllardır uluslararası arenada olumlu bir çalışma yapamadı. Böyle olunca da Kıbrıs Rum kesimi uluslararası alanda adanın tek temsilcisi sayıldı ve anlaşmalar yapabildi. Türkiye buna da karşı koyamadı. Kıbrıs Rum Kesimi’nin 2003’te dostumuz Mısır, 2007’de Lübnan ve 2010’da da İsrail ile anlaşma imzalamasıyla ne derece ilgilendik? Bunlardan yalnızca Lübnan ile yapılanı, Lübnan Meclisi onaylamayınca anlaşma yürürlüğe giremedi. Diğerleri yürürlükte…

 

Rumlar İsrail ile yaptıkları anlaşmayla, 12 numaralı, Afrodit ismi yakıştırılan parselde arama yapmayı planlamışlar. Burada oldukça yüklü bir doğalgaz yatağı olduğunu İsrail önceden belirlemiş…

 

İsrail ve Kıbrıs Rum kesimi ortaklığıyla çalışmalar başlatılırken, general ve amirallerinden bazılarının tutuklu olduğu Türkiye’nin askeri gücünü acaba önemsemiyorlar mı?Böylesine cüretkâr davranmasının nedeni bu olabilir mi?

 

Türkiye’nin bu durumda iki cephe arasına sıkışmış olduğu açıkça görülüyor. Bir yanda PKK terörü veya savaşı, diğer yanda İrsal ve Kıbrıs Rum kesiminin ortak hasmane tavrı…

 

Yakın tarihi bilenler bilir; bir ordu ne kadar güçlü olursa olsun iki cephede birden savaşamaz. I ve II. Dünya Savaşlarında bunun örnekleri görülmüştür.

 

Türkiye’nin sınır ve sınır ötesi komşularına bakın; adeta dört yanımız bize düşmanlık besleyenlerle dolmuş… Bu düşmanları kim başımıza musallat etti?

 

Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” sözü çoktan rafa kaldırılmış.

 

Başbakanın “Mısır devleti laik modeli seçmeli” sözünden sonra iktidara gelmesi olası Müslüman Kardeşlerin tepkisini hiç yoktan çektik. Libya’da yeni yönetime veya halka yardım götüren uçağımızı Kaddafi yanlıları füze ile vurmaya çalıştı… Dost görünen Avrupa’nın (!)  birçok ülkeleri bizi uyutarak PKK’ya yıllar yılı kendi topraklarında cirit attırmadılar mı?

 

Suriye’ye durup dururken neden posta koyuyoruz? Antakyalı tüccarların Suriye ile ilişkisi düzelsin (!) diye mi?

 

Füze kalkanı projesi İran ile bizi karşı karşıya getirir mi?

 

Türkiye’nin böylesine bir karışıklığa sürüklenmesinde, perde arkasındaki ipler kimin elinde?İşte bütün mesele de burada düğümleniyor...

 

Biz televizyonlardaki evlenme programları, aşk ve gayrimeşru ilişkilerin olduğu dizileri, yabancı futbolcuların malı götürdüğü futbolun yanı sıra Muhteşem Yüzyıl’da Kanuni Sultan Süleyman’ın Mohaç zaferini izler, Osmanlı Sarayında gül şerbeti içen hanedan kadınlarıyla övünürken anlaşılan dünyaya gözlerimizi kapatmışız…

 

Az kaldı unutuyordum, memleketi pıtrak gibi saran dergahlardan birinde şeyh efendi kadın müritlerine oral seks yaptırmaktan yakalanınca “kendi isteğimle badelendim” demiş!..

 

erdem@hport.com.tr

Yayın Tarihi: 2012-02-22 12:19:40