Yassıada’da Demokrasi Müzesi!..

 

İstanbul’un yanı başındaki adalardan kaçının ismini tam olarak biliyoruz? Kınalı, Burgaz Heybeli ve Büyükada dışında kalanları hangimiz merak etmiştir?

 

Bizans döneminde bu adalardan bazıları sürgün, bazıları da sayfiye yeri olmuş, bu yüzden hepsine birden Prens Adaları ismi yakıştırılmıştır. Tarihi kaynaklarda isimleri geçtiğinden tarihlerinin epeyce eskiye indiği anlaşılıyor. Kınalıada (Proti), Burgazada (Antigon), Heybeliada (Halki), Büyükada (Prinkipos), Yassıada (Plati), Sivriada (Okseia), Kaşıkadası (Pita), Sedefadası (Terebinther), Tavşanadası (Neandros), Güzelada, Eşekadası, Feneradası, İncirliada ve Hayırsızada, İstanbul’un yanı başında bulunmakta, tarihlerde isimleri geçmektedir.

 

Bunlardan yerleşime açık olmayan Yassıada (Plati), 27 Mayıs darbesi veya devriminden sonra tutuklanan Demokrat Parti milletvekilleri ve Yüksek Adalet Divanı ile ismini topluma duyurmuştu. Halk arasında Yassıada Mahkemesi olarak tanımlanan Yüksek Adalet Divanı’nda Demokrat Partililerin yargılamasına 14 Ekim 1960’da başlanmış ve 15 Eylül 196’de de sonuçlanmıştı…

 

Bakıyorum aradan tam yarım yüzyılı aşkın bir süre geçmiş… O günleri yaşayanlar bilirler; her akşam radyoda o günü yapılan duruşma anlatılır, bazılarının sözleri mikrofona yansıtılırdı. Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol’un, “Sanıklar getirildiler, bağlı olmayarak yerlerini aldılar” sözü ile Savcı Altay Egesel’in sesi bugün bile kulaklarımda çınlar… Sanırım bizden sonraki kuşaklar ne savcının ne de hâkimin ismini bilirler ama Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan başta olmak üzere çoğunun isimlerini duymuşlardır… Kuşkusuz, “mahkeme kadıya mülk olmazmış” sözünün doğruluğu bir kez daha ortaya çıkıyor…

 

Ne denir; kıssadan hisse…

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın  birkaç gün öncesi “Sivriada’ya amfitiyatro, Yassıada’ya da müze yapacağız” açıklaması üzerine, Yassıada bir kez daha gündeme gelirken, orada yargılanan Demokrat partililer hatırlanmış olmalı!..

 

Yeri gelmişken; Türk siyaset ve demokrasi tarihinin dönüm noktalarından, ibret alınacak, Yassıada’nın geçmişinden biraz söz etmekte yarar var diye düşünüyorum.

 

Yassıada ve Sivriada birbirine yakın olmalarına karşı diğer adalardan üç deniz mili uzaklıktadır. Topografik konumundan ötürü adaya, Rumca yassı anlamına gelen Plati veya Platea denilmiştir. Tarih boyunca insanların eziyet ve acı çektiği bir ada olmaktan kurtulamamıştır. Bunlar arasında gözlerine mil çekilerek gönderilen Bizans imparatorları, devletin önde gelen kişileri de vardır.

 

Sanırım canlılar gibi doğa parçalarının da bir kaderi olmalı…

 

Bizans öncesinde Yassıada’nın konumu tam bir netlik kazanamamıştır. Bizans döneminde sürgün yeri olarak kullanılmış; IV. Yüzyılda Ermenilerin önde gelen asilerinden I.Nerses buraya ilk sürgün edilen kişi olmuştur. Bizans İmparatoru Teofilos (829–846) adada Platea Manastırını kurdurmuş, Bizans’ın ünlü patriği Ignatios da Kırk Azizler Kilisesini yaptırmıştır. Sonraki yıllarda kilisenin altındaki mahzenler zindan olarak kullanılmış, IX ve X. Yüzyıllarda Bizans soylularından ve kilisenin önde gelenlerinden pek çok kişi buraya hapsedilmiştir. İstanbul’un Latin istilası sırasında şehirdeki birçok yer gibi adadaki manastır da soyulmuştur. Ayrıca korsanlardan yakasını bir türlü kurtaramamıştır. XIV. Yüzyılda Rus korsanları manastır ve kiliseyi yağmalamış, keşişleri öldürmüşlerdir.

 

İstanbul’un fethinden sonra ada uzun süre kendi haline terkedilmiş, manastır ile ilgilenen olmamıştır. Bu durum XIX. Yüzyılın ortalarına kadar sürmüş, İngiltere sefiri Sir Henry Bulwer 1859’da adayı satın almıştır. Adanın ortasına şatoyu andıran bir yapı, deniz kenarına da kaleyi andıran bir savunma tesisi kurdurmuştur. Limanı düzenlemiş ve tarımsal faaliyetlere başlamıştır. Bu durum İstanbul hükümetini rahatsız etmiş olacak ki, sefir adayı satmak için gazetelere ilan vermiş ve Mısır Hidivi İsmail Paşa adayı satın almış, ancak o da ilgilenmemiştir.

 

Sonunda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı 1947 yılında adayı satın alınmış ve 1952’de eğitim hizmetleri için kullanılmaya başlanmıştır. Kısa süre içerisinde 2000 kişilik yerleşim ve modern bir eğitim sitesi kurulmuştur. 27 Mayıs darbesinden sonra tutuklanan Demokrat Partililerin yargılamaları burada yapılmıştır. Yargılamaların sona ermesiyle ada yeniden Deniz Kuvvetlerine bırakılmış ve buradaki eğitim 1978’e kadar sürmüştür. Bundan sonra tesisler kadro dışı bırakılmış adadan çeşitli şekilde yararlanmak için projeler üretilmiş, 1993’de İstanbul Teknik Üniversitesi Su ürünleri Fakültesine devredilmiştir. Günümüzde ise ada kendi haline terkedilmiş durumdadır.

 

Kültür ve Turizm Bakanı Yassıada’nın müze olmasıyla ilgili olarak; “Bir anlamda bir demokrasi müzesi yapacağız. Bundan ibaret olmayacak, çevrede çeşitli kültür etkinlikleri yapılacak bir alan… Belki küçük bir konaklama tesisi, sergi salonları, toplantı salonları gibi başka alanlar gibi düzenlemeler yapacağız” demiş, ardından “Belki bir biçimde burada sergileyerek bir mahkeme salonu görüntüsüne dönüştürülecek. Tutukevi olan bölümler de Celal Bayar’ın Menderes’in ve bütün öteki tarihimizde bildiğimiz önemli kişilikleri, belki eşyaları ve çeşitli anlamlandırmalarıyla, tutukluluk dönemini yansıtan bir müze düzenlemesi yapılacak. Gelirken Sivriada’ya da baktık. Sivriada’da tarihi taş ocağı, belki amfi tiyatro olarak kullanılıp bir toplantı salonuna dönüştürülebilir” diyerek konuya açıklık getirmiştir…

 

Yassıada’da 27 Mayıs darbesi ve Demokrat Parti’nin sonunu gösteren bir müze yapılmalı mı?

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı müzeleri, her yönden özel müzelerle boy ölçüşemeyecek kadar gerilemiş olsa bile böyle bir müzenin kurulmasının faydalı olacağını sanıyorum.

 

Belki de bir ibret müzesi olarak…

 

Amaaa!... Bu işin bir de aması var…

 

Ertuğrul Günay’ın kurmayı düşündüğü müzede 27 Mayıs’ı yapanların şahsında asker kötülenecek mi?

 

Demokrat parti mensupları kadre uğramış mazlumlar olarak mı gösterilecek?

 

Askerin siyasilere baskısı mı anlatılacak?

 

Demokrat Parti’nin çöküşünü hazırlayan nedenler objektif olarak ortaya konulacak mı?

 

Kısacası gerçekler; bilmeyenler, siyasi polemik yapılmadan anlatılacak mı?

 

1950 seçimlerinde halkın büyük desteği ile iktidara gelen bir partinin, “halk benden yana” diyerek nasıl yavaş yavaş sivil diktaya yöneldiği, ABD’nin isteklerine nasıl boyun eğdiği, Marshall yardımının cömertçe harcandığı, yeni parti zenginlerinin yaratıldığı, gazetecilerin, önde gelen düşünürlerin “Ankara Hilton” denilen koğuşlara hapsedildikleri, öğrenci hareketlerinin susturulmaya çalışıldığı ve “tahkikat komisyonları” vb. O günün yandaşları, yağdanlıkları anlatılacak mı?

 

Kuşkusuz, her fırsatta yerden yere vurulmaya çalışılan İsmet İnönü’nün demokrasi yolunda attığı olumlu adımlar, 27 Mayıs’tan sonra darbe girişimlerine nasıl göğüs gerip önlediği inkâr edilecek mi?

 

Türkiye’de yapılmış en güzel anayasalardan biri olan 27 Mayıs anayasasının olumlu yanları anlatılacak mı?

 

Zalimler her zaman olduğu gibi mazlum mu gösterilecek?

 

Ertuğrul Günay’ın böyle bir müzeyi kurma birikimi ne kadardır bilemeyiz ama işe el atacaklar kimler olacak?

 

Demokrat partililerin eşyalarını teşhir etmek, o günün fotoğraflarını sergilemekle müze olmaz diye düşünüyorum. Asıl olan 27 Mayıs’ı hazırlayan nedenler ve devrim felsefesidir…

 

Şu müze bir kurulsun da, ondan sonra yine konuşuruz…

 

 

Erdem Yücel

erdem@hport.com.tr

Yayın Tarihi: 2012-02-24 15:38:05