Yeni bir Yıl…

Acı ve tatlı anıları ile bir yılı daha geride bıraktık. Geçirdiğimiz yılı düşündüğümüzde; karmaşanın, gerilimin boy gösterdiğini, kurumlar arasındaki çatışmaları, sözüm ona açılımları, yüreklerimize yerleşen şehit haberlerini ve hepsinden öte umutlarımızın nasıl yok edildiğini görmüştük. Oysa 2009 yılına ne umutlarla girmiş, yeni yılın huzur ve refah getireceğini düşünmüştük. Ne yazık ki, insan umduğu değil bulduğu ile yetiniyor. Geçtiğimiz yıl, toplumun birbirlerinden farklı kesimleri kendilerine özgü koşullarda yeni yılı karşılanmıştı. Dünyamızın gelişmiş ülkelerinde insanlar meydanlarda toplanmış, havai fişeklerin, müziğin etkisiyle soğuğu umursamadan eğlenmişler, birbirlerine mutluluklar dilemişlerdi. Türkiye’de kimileri lüks mekânları mesken tutmuş, kimileri maddi olanakları el vermediğinden televizyonların karşısında aile bireyleriyle olmayı tercih etmişlerdi. Bazıları da Beyoğlu çevresinde toplanarak turist kızlara saldırıp cinsel açlıklarını gidermeye çalışmış, çirkin görüntüler sergilemişti…

Yılbaşı ve Noel ne demek diye düşenler olmuş, bazıları günlük yaşantılarını sürdürmüş, bazı aklı evvellerde illegal tekkelere giderek yılbaşı aleyhinde hoca efendilerin (!) vaazlarını dinlemişlerdi…

Bu yıla nasıl gireceğiz, neleri yaşayacağız diye düşünecek olursanız, değişecek pek bir şeyin olmayacağını göreceğiz. Yeni yılda da siyasiler yine ekranlara gelecek, birbirlerini kıyasıya eleştirecek, bazı kendini bilmezler küfür edecek, zamlar dar gelirlilerin belini bükecek, eylemsiz çoğu insan da ben demiştim diye böbürlenecek!.. Kısacası malı götüren götürecek, götüremeyen de onları seyredecek!...

Bu bakımdan 2010’da pek bir değişim olacağını sanmıyorum dersem; sanırım yanılmayacağım.  Yeni yıla, her ne kadar sevine sevine giriyorsak da aslında üzülmemiz gerektiğinin pek farkında değiliz. Bir yıl daha yaşlanıyor, ölüme biraz daha yaklaşıyoruz. Ne yazık ki, vur patlasın çal oynasın diyenler bunun hiç de bilincinde değiller…

Yıllardan beri yeni yıl kutlamaları Müslümanlar arasında hep tartışma konusu olmuştur. İşin özüne inemeyenler bu günü Hıristiyanların dini bayramı olarak algılamışlardır.  Oysa Noel ile yılbaşı arasında fark vardır. Ne yazık ki, bağnaz kesim bunu bir türlü anlamak istememektedir. Noel olarak tanımlanan 24 Aralık’ı 25 Aralık’a bağlayan gece Hz. İsa’nın doğum günü olarak kabul edilmiş, yılbaşı ise yeni bir yılın başlangıcıdır.

Yılbaşının Hz. İsa’nın doğumunu simgelediğini sanan çoğu kişinin bu kutlamaların başlangıcının çok daha eskiye indiğini bildiklerini sanmıyorum. Bu konuda yapılan araştırmalar yılbaşı kutlamalarının Babil’de baharın gelişi için yapıldığını ortaya koymuştur. Asurlar kutlamaları Eylül ortasına almış, sonbaharı yeni yılın başlangıcı kabul etmişlerdir. Eski Mısırlılar, Fenikeliler, Persler de 21 Eylül’ü yeni yılın gelişi olarak kutlamışlardır. İ.Ö V. Yüzyılda ise Yunanlılar kışın başlangıcı saydıkları 21 Aralık’ın yeni yılın başlangıcı olarak düzenlemişlerdir. Roma İmparatorluğu’nun Cumhuriyet döneminde 1 Mart yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilmiş ve bu durum Jülyen takviminde de sürdürülmüştür. Yahudiler ise Tışrı ayının (6 Eylül–5 Ekim) ilk gününe yılbaşı demişler ve bu gelenek günümüzde de sürmektedir. Orta Çağın başlangıcında Hıristiyan toplumu Hz. İsa’nın doğacağının Meryem’e müjdelendiği 25 Mart’ı yeni yılın başlangıcı olarak almışlardır. İngiltere’de yeni yıl 25 Aralık’ta kutlanıken Anglosaksonlar I.Wilhelm’in emriyle kutlamaları 1 Ocak’ta başlatmışlardır. Sonraki yıllarda İngiltere diğer Hıristiyan ülkelerine katılarak yeni yılın başlangıcının 25 Mart olmasına karar vermişlerdir. Batı ülkelerinde dünyanın güneşe doğru hareketine dayanılarak yapılan düzenlemeleri Papa XIII. Gregorius’un 1852’de onaylamıştır.  Gregoryan takviminin uygulanmasıyla birlikte 1 Ocak bütün ülkelerde yeni yılın başlangıcı olmuştur.

Avrupa ülkelerinin yanı sıra Güney Amerika ve Asya ülkelerinde yeni yıl farklı algılanmışsa da hepsinin birleştiği ortak nokta dinselliğin ağırlık kazanmasıdır. Bunların çoğu Hıristiyanlık öncesine dayanan, daha sonraları kiliseler tarafından benimsenmiş geleneklerdir. Yılbaşı kutlamalarının simgesi olarak kabul edilen Noel Baba ise Santa Claus adıyla tanınan Aziz Nicholas isimli mucizeleri ile tanınmış, gemicilerin, düşkünlerin ve çocukların koruyucusu olan bir tüccardır.

Yılbaşında Noel ağacının ışık ve çeşitli süslerle bezeme inancının kökeni Orta Asya’daki Türklerin Akçam ağacı (Hayat ağacı) kültürüne dayanmaktadır. Bu kültür Hunların aracılığıyla batıya ulaştığı sanılmaktadır. Kısacası Noel ağacı süslemesinin İsa’nın doğumu ile uzaktan yakından bir ilgisi bulunmamaktadır.

İslam düşüncesi yeni yılı Hicri takvime göre 1 Muharremde başlatmıştır. Gregoryan takviminden farklı olarak Hicri takvim bir yılı 354 gün olarak hesap etmiştir. Bundan ötürü de her yılın başlangıcı farklı mevsimlere gelmiştir. XIX. yüzyıldan sonra Osmanlılar Rumi takvimi kullanmaya başlayınca da yeni yılın başlangıcı 1 Mart olarak kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan ve yapılan devrimlerden sonra Miladi takvim uygulamasıyla 1 Ocak yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilmiştir.

Yılbaşı birbirlerinden farklı toplumlarda değişik biçimlerde algılanmıştır. Bazılarına göre nefsin körletilmesi, bazılarına göre de insanın ve doğanın yenilemesi olarak tanımlamıştır. Ölüme meydan okumasıyla tanınan ve bu yüzden yapraklarını dökmeyen çam ağacının da yılbaşının simgesi oluşu hiç de boş bir inanç değildir.

Tüm okurlarımıza karmaşadan uzak mutlu yıllar dilerim.

erdemyucel2002@hotmail.com

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:48:07