Tevfik Fikret’in Han-ı Yağma Şiiri

 

 

 

Erdem Yücel/Hport.

 

Son yıllarda öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki, nitelikli insanların akılları karışıyor… İktidar cemaat kapışması, görevden alınan bakanlar, savcılar, emniyet mensupları, devlet sırrı TIR’lar, yanı başımızda, başımıza dert olan Suriye’nin iç savaşı, yatak odalarındaki para sayma makineleri, ayakkabı kutuları…

 

Kısacası aklınıza ne gelirse…

 

Benim çocukluğumda Şehzadebaşı ve Beyoğlu’nun bazı sinemalarında “Otuz kısım tekmili birden” reklamıyla sabahtan akşama kadar filmler oynatılırdı. Okuldan kaçtığımız günlerde de otuz kısımlı, tekmili birden filmlere giderdik…

 

Ne günlermiş…

 

Yıllar sonra siyaset gündemimizin “Otuz kısım tekmili birden”e dönüşeceği nedense hiç aklımıza gelmezdi.

 

Bugünkü yazımda siyasi gündemi rafa kaldırarak bazı dostlarımın “Başın derde girecek” tavsiyelerine uyarak, edebiyattan; şair ve yazar Tevfik Fikret’ten söz edeceğim.

 

Asıl ismi Mehmed Tevfik olan Servet-i Fünûn edebiyatının kurucularından Tevfik Fikret Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’nde öğrenciyken Müntehüabât-ı Tercüman-ı Hakikat’da ilk yazıları yayınlanmıştır. Okul yıllarından sonra Hariciye Nezareti İstişare Odası, Sadaâret Mektubi Kalemi’nde çalıştıysa da bu görevlerden pek hoşlanmamıştı. Bir ara Ticaret Meteb-i Alisi’nde Fransızca ve hüsnü hat dersleri vererek geçimini sağlamaya çalışmıştı. Bu yıllarda evlenmiş ve oğlu Haluk dünyaya gelmişti. Bu arada şiirlerinden ötürü büyük ün yapmıştı.

 

Recâizade Mahmud Ekrem’in uzun yıllar savunduğu edebiyatın yenilenmesi akımının önünde gelen şair ve yazarlardan olmuştu. Servet-i Fünun Dergisi 1896 tarihinde onun yönetiminde yayınlanmaya başlamıştı. Orada yayınlanan ilk şiiri Hayran’dan sonra Hasta Çocuk manzumesi edebi çevrelerde büyük yankı uyandırmıştı. Ancak tenkit de edilmişti. Ne var ki, Sultan II. Abdülhamid’in sıkı denetimi dergiyi olduğu kadar edebi çevreyi de tedirgin etmeye başlamıştı. Bu arada Hasan Paşa Karakolu’na sürekli çağırılması onun yapısını etkilemeye başlamıştı. Bu yüzden kendisini geri çekmiş, ancak titiz bir çalışmayla Rubab-ı Şikeste’yi yayınlanmıştı. Bu ilk kitabının yayınlanması ondaki tedirginliği geçiştirememişti. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra inziva yaşamından çıkarak yeniden yazım ve edebiyata yönelmiştir.

 

Rubâb-ı Şikeste, Haluk’un Defteri, Rubabın Cevabı, Tarih’i Kadim, Şermin başlıca şiir kitaplarındır. Ölümünden sonra basılmamış bazı şiirlerini Cevdet Kudret yayınlamıştır. Ünlü şiirleri arasında, Sis, Sabah Olursa, Tesadüf, Ömr-i Muhayyel vardır. Siyasi hiciv niteliğindeki şiirlerinin yanı sıra aşk şiirleri, aile şiirleri de yazmaktan geri kalmamıştır.

 

Tevfik Fikret’in en ünlü şiirlerinden birisi de Sultan II. Abdülhamid dönemindeki rüşveti ortaya koyan Han-ı Yağma’dır.

 

Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor - bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muntazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...

 

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtişamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

 

 

 

 

Yayın Tarihi: 2014-01-29 23:48:11