Şehir-siz

 

 

Aşkın şavkında aydınlanır bedenin…

 

Nilüfer çiçeği yüzeyli aydınlık hazlarda yüzüyorsun. Aşkın şavkında aydınlanır bedenin. Ten tutsaklığıdır bu, tenler seyr-ü seferde; ay ve aşk zevk-i sefada. Aceleci bir kuş kanatlanır içinden, ezgilerin göğe tırmanır, nefesine son bir nefes bırakılır. Haz sularında aksin yakamozdur; gözlerin ay parlağı ve doğa şiirleri kadar dingindir zaman. Aklın nemli orman kuytularına gizlenmiştir.

Gece eteklerini toplayarak çekilir sulardan. Güneş akşamdan kalma düş yorgunu. Oysa düş değildi gece. Boynuna düşmüş son nefesin nemi saçlarındadır daha, her temas bir iz bırakır insanda. Ve hiçbir sevişme faili meçhul değildir. Meçhul olan aşktır sadece. Bu aşksız sevişmede anlarsın ki gecikmiş birkaç randevunun intikamıdır bedenin. Aşk teninden bir gecede geçmiştir ve ormanlarının ıslaklığında aşkın ölüsüdür bulduğun.

Haz sularının; salkım saçak köklü bulanık derinliklerine atılmış bir aşk artığısındır. Annenin gözlerinde yaşlanırsın artık.



Beklemenin yorgunudur toprak



Ne zaman duvarlara dalsam; toprağın tohum sıkıntısıdır, yüzümde ağrıyan. Topraktır ki içinde çatlayan tohumları, kökleriyle sökülmüştür yüzünden. Kaç mevsim beklenmiştir tohumun o uzak yoldan gelişi. Beklemenin yorgunudur toprak; çatlaktır hüzün renkli yüzü. Oysa hiç çıkılmayacak bir yolculuğun  son telaşıdır tohumun toprağa düşmesi. Ve daha az önce yıllar geçse de az önceydi son telaşım. Ben birazda bu yüzden çıkarım o duvar yolculuklarına. İçimde paslı bir bıçak, hiç çıkılmamış yolculuk ukdesi, duvarlarda acırım. Benim hayal avcısı, bozguncu aklım, pususundan çıkar.'Kahverengi hüzünler düşmüş ay parlağı yüzüne, dönüşü yok sandığın gidişlerim mi karan bakışlarının nedeni? Gülüşlere terk etmeli kahverengiler yerini, döneceğim günler için ' yazılmış günler aklıma sığmaz. Dizginsiz yanım gerçeğe aydırır beni. Duvar; hayallerimi kusar. Ne kadar ölgünsen içimde hayal bile kuramam. Tozlu aynalarımda, çiçek bozuğu yüzüm hep son telaşta kalırım.

Zaman her acıyı çürütür. Zaman ki topraklarımı eledi, perdah perdah çatlaklarım şimdi. Yüzümün haritasından alıp adını aklımın kuyularına attı; kırk zaman geçse çıkmazsın artık. Duvar dalgınlıklarına bakma, onlar; gerçeğin kanıtı. Sonrası bildiğin hayat.

Ve sakın yapma bunu bir daha; yani diyorum ki dönme yüzünü bana. Toprağıma düşme sakın. Çünkü kökleriyle sökülmüş bir çiçek tutunamaz bir daha toprağa.

 

Sen nasıl geliyorsun rüyalarıma?

 

En sevdiğin arkadaşını gördüm bugün; artık okula gitmiyormuşsun. Telefon faturaların ödenmemiş iletişim harikası 'Aradığınız numara geçici olarak servis dışıdır’ diyor. Kapının önünden geçerken arabanı gördüm, kirlenmiş. Kullanmıyorsun belli. Otobüsleri sevmezsin sen nasıl geliyorsun rüyalarıma? Hep çalışmak zorunda olduğunu söylerdin; ama işe de gitmiyormuşsun artık. Evinde boştu, hayatım gibi. Yalnız menekşelerin duruyordu bir köşede, sulanmamışlar, solmuşlar benim gibi. Yoksun ortalarda nerdesin?

Beni aramıyorsun nicedir. Özlediğini ve beni ne kadar sevdiğini söylemiyorsun. Kırmızı güllerde solmuş belli, çiçekçiler kapımı çalmıyor nice zamandır. Kiminle kahvaltı keyfi yapıyorsun? Ben kahvaltı yapmaz oldum, yokluğundan beri. Sigaramı balkonda içiyorum, yokluğun dayanılmaz oluyor. Günler ve geceler ne uzunmuş meğer. Sabah oldu mu akşam, akşam oldu mu sabah olmuyor bir türlü. Yokluğun yoldaş oldu ömrüme.

 Zaman hep aynı geçiyor. Günlük muhabbetler yapılıyor karşılaştığım insanlarla her şey üstünkörü. Kapının öte tarafı bildiğin yalnızlık. Faturalar ödeniyor. Çaylar demleniyor. Mutfak her zamanki gibi buhar oluyor; yalnızlığımın üstüne daha da bir acı çöküyor. Arkadaşlarda yetmez oldu arık. Senin yokluğun ömrümü bitiriyor.

 

Beni sevdiğini de söylemiyorsun

 

Tek avuntum pijamalarındı, kokunda uçmuş artık pijamalarından. Gelip giysen ne iyi olurdu. Traş takımlarını ve en sevdiğin parfümünü kaldırdım. Kullanmıyorsun neden dursun ki. Beni sevdiğini de söylemiyorsun ve sevgime dokunmuyorsun. Geri gelmene yetmiyor sevgim. O da terk edecek bir gün beni. Engel olamayacağım ki.

Gelmiyorsun, gitmiyorsun, konuşmuyorsun. Kızmıyorsun da artık nedensiz yere. Sen artık benim için hiçbir şey yapmıyorsun. Yapamazsın elin, kolun bağlı. Çaresizlik yalnızlıktan zor bilirim, En az senin kadar çaresizim. Belki sitem, belki öfke, belki isyan. Ama suç aramak suçlu aramak değil bitanem. Hele seni asla suçlamam. Çünkü bilirim ki ölüler suç işleyemez sevgilim. İki yıl olmuş sen toprak ananın kollarında uykuya dalalı. Ne uzunmuş, ne kısaymış; ama en çok çaresizmiş sensiz zaman.

 

Bir güzel naz şimdi koynunda

 

Bir çift göze düşmüş; düştük. Gecelerden saçlara yıldızlar düşürdük. Aşkla birleşmiş bedenlerin farklı yüzüydük. Aynı geminin tayfasıyken; kendi geminin direği oldun. Yaşlanmaya başlayacak kadar büyümüşsün belli.

Bir güzel naz şimdi koynunda, bir güzel kız. Varlığıyla tüm ömrünü kutsayan. Geçmişin yerini unutturan. Tüm hataları yaktıran. Kalp ağrılarına çatkılar bağlayan. İlk düşen ak saçına. Senin gençliğini alıp damla damla, kendi gözlerinde çakmak çakmak yakan. Ak köpüklerden ömrüne doğan Venüs. En karanlığında ruhunun, seni aydınlıklara boğan. Yaşamak istemediğin hayata Hepaistosun görünmez zincirleriyle bağlısın artık.

Anasından nazlı doğmuş bir güzel kız. Canını Tanrıdan, adını senden almış. Tanrının kızı Asya'n. Ömrü Anadolu kadar bereketli olsun…

 

Figen GÜÇLÜ

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:54:55