Şehir-siz

 

 

Ay göğe tutuldu, ben sana…


Sevgili okuyucularım, bu sütunlarda sizinle buluşmaktan inanamayacağınız kadar mutluyum. Duygularımı, düşüncelerimi sizinle paylaşmak beni sevindiriyor. Sizlerin ilgisi de beni cesaretlendiriyor. Daha önce ustam Ramazan Güntay’a gönderdiğim yazılarımın devamını bugünden itibaren bu sütunlardan okumaya devam edeceksiniz. Çünkü ustam böyle uygun gördü. Ben de onun kararını saygıyla karşılıyorum. Tek farkla ki, o da, her yazımı ayrı bir başlıkla ve sırayla dikkatlerinize sunacağım. İşte o çok sevdiğiniz ve ilginizle beni cesaretlendirdiğiniz yazılarımın devamı:

 

Yüreğimin dağlarını tek tek aştım

 

Bütün sınırlarımı açtım. Silahlarımı okyanuslara bıraktım. Ateşlerimle yürüdüm. Nehirlerimden geçtim. Yüreğimin dağlarını tek tek aştım. Rüzgârlarıma karşı durdum, nefsimle savaştım; kirli sevdalara bulanmadım. Bir mucizeye inandım. Bir mucize olacaktı ve sen gelecektin; hissediyordum. Tüm zamanlarımı alt alta topladım, ben oldum senin için. Umutlar ekledim günlerime, yaşanası olsunlar diye. Yaşadığım her gecede ay ışığı biriktirdim yüreğime.
Geldin, ilk elçiydin aşkın göğsüme indirdiği. Ayca imgen düştü göğüme, ay göğe tutuldu ben sana. İnancımın bütün kutsallığı, bütün soyluluğuydun. Hayatımın birikmiş sırları tek tek dökülüyor ve ben sırrı dökülmüş hayatımdan gecene düşüyorum. Her şey olmaya hazırız seninle.

Yüreğim yolunu aydınlatıyor


Sevdana çağırıyorsun. Yüreğim yolunu aydınlatıyor. Sana geliyorum, çırılçıplak bir gecenin mehtabında. Yüreğimin ıssızlığına ayak bas. Varlığınla yak beni, sevdamın bacasını tüttür. Unuttuğum şiirleri hatırlat. Sinemdeki yaralara tütün bas. Duyduğum yalanlara inat, sadakati hatırlat. Acılarını benimle bölüş. Hayatının sırrını dök. Yatağında bana yer ver. Geçmişi yak ki gecemiz aydınlansın. Deniz görmemiş zamanları sil yüzünden. Kalbini sakladığın kalenin kapılarını aç bedenine. Aç ki geldiğin toprakların ayazı dinsin, meltem dokunsun kalbine.
Biliyordum geleceğini. Görür görmez tanıdım seni. Bakışların karanlık, deniz görmemiş bir memleketten geldiğin belli, soğuksun. Yüreğinin rüzgârı bin yıllık sevdamın küllerini tutuşturdu. Hissediyorum, kendini sakladığın kalende insan izi istemiyorsun. Yine de sevdana çağırıyorsun, meydan okuyan tehlikeli sevdana. Gelişim bin yıl sürsün istiyorsun. Gözlerinin söylediklerini kendine saklıyorsun, dilin inkârcı. Biliyordun kaçamayacağını; kalene ayak basacağımı, korkuyordun.
Korkuna meydan okuyup benden saklandığın bir zamanda ihanete bulanmışsın. İhanetin izi kalmış boynunda. İnadına saklamıyorsun, görüyorum. "Kaleme ayak basamadın" diyorsun o soylu bedeninle, gözlerin inkârcı.
Bir masal başlayacaktı. Her şey olmaya hazırdı bu gece ve büyü bozuldu, oysa saat daha on iki olmamıştı. Yüreğinin basamaklarında kaldı camdan kalbim, ayakkabılarım ellerimde. Yalınayak sürüyorum kendimi geceye. Korkuna sövüyorum.
Şimdi ben yaktığın ateşin itiyim. Sönmeyen ateşimin isiyle kararır günlerim. Tenim teninin sürgünü. Korkuna, sevdana yaktığım türkülerim var. Evimin deniz görmeyen penceresinden izlediğim vakitlerim var. Bir de kimsesiz kalende sallanan bayrağım; biliyorum gözlerine sağır değildi kulaklarım.

Sırsız bir aynadır mazi…

Boyundan büyük sevdaya bulandı özlediğim gençliğim. Bitimsiz bir sürgüne teslim. Sırsız bir aynadır mazi, her baktığımda yaralarımı hatırlatan. Hatıralar geri gelmez gün gibi aşikâr. Peki ya kahramanları? Mazinin tek kahramanıyım ve şimdi getiremiyorum kendimi kendime. Cesaretine küsmüş kahraman, tüm silahlarını teslim etmiş. Gönlünün kayıp sokakları sürgün yerim.
Ergen denizimin kıyılarından bıraktım kendimi sevdana. İç denizimde hiç tanımadığım bir fırtına. Rotası şaşmış yüreğim fırtına acemisi. Yüreğinin karasına oturdu dümeni kırık gemim. Benim kıyılarım fırtına artığı, tarumar şimdi.
Yeni sevdalara yaban yüreğim. Bana küskün gençliğim. Yak diye bıraktığım sevgim. Tutuşmuş aklım. Kınsız öfkem. Barınamadığım şehirler. Kalemimde özlemim. Sevda yanığı ellerim. Kurşunlanmış kaderim. Huysuz benliğim.
İki kaşımın ortasında duruyor şimdi çocukluğumun başkenti, huysuzluğuma acemi. Barındırmıyor beni. Bir hayat ki adressiz. Yersizliğine mi yarsızlığına mı yanmalı yürek? Yoksa özlemine mi? Özlemimde kaybedip kelimelerde buluyorum kendimi. Bitmeli bu özlem gurbetimde yorgunum çünkü.

Yalnızlık coğrafyasında mülteci…

 

Aşkı sürgün ediyorsun toprağımdan. Bitimsiz bir yokluğa sürülüyor yüreğim. Ayrılığın atları sürülüyor şehirlerime, şehirlerim yanıyor. İklimlerim karışıyor, sınırlarım değişiyor. Yalnızlık coğrafyasına mülteci oluyor yüreğim; cebimde senden kalan kimsesizlik. Kurşun kadar ağır duruyor ayrılık hayatımın ortasında. Sevdiğim kadar yanık canım, aldatıldığım kadar kırık gönül sazım. Sevda yanığı dilimde acıklı bir türkü. Hangi dilden, hangi dinden olduğunu bilmediğim mazlum bir milletin türküsü. Belli ki sürgüne gidenlerin türküsü. Ve bir yüzüm tarihe dönük şimdi kimbilir bu kaçıncı sürgün. Ben şimdi yalnızlık coğrafyasının en yüksek tepesindeyim. İklimim sert, meltemler esmez artık.
Erketeye yatmış katran karası yanın, hep yanı başımızdaymış. Aşk değil, yüreğinin ayazıymış içimi titreten. Issızlığında yaşadığım hayat ki emanetmiş nefesim. Kalp’çe değil ten'ce dökülmüş kelimeler üstünden. Çaldığın zamanlar, eskittiğin umutlar yatıyor şimdi terkedilmiş topraklarımda; ruhumsa sızında.
Kaderim çırılçıplak ağlamaklı. Yarım kalmış hayatım, kurşuna dizilmiş umutlarım. Hep ağlamaklıyım, sigara dumanıyla savrulan anılardayım. Terkedilmiş topraklarımda yatanlaradır ağıtlarım, ihanete mahkûm kaderime. Kâh dağa kaçmış firaridir aklım, kâh intikam yeminli şehir eşkıyası. Sürülmüşlüğüme öfkedir, ihanete isyan, yarım kalmışlığıma yas.
İklimim sert, sınırlarım tarumar, şehirlerim yangın artığı... Alnımda insan lekesi adın, dilimde kekremsi tadın. En kötüsü kendime yabancıyım.

 

 

 

Figen GÜÇLÜ

 

Yayın Tarihi: 2011-03-20 15:56:30